Eski Maocu Perinçek şovenizm ve militarizm zehiri saçıyor

Yazdır

“Avrasyacı” Türk milliyetçisi ve “Kemalist” Vatan Partisi’nin 24 Haziran seçimlerindeki devlet başkanlığı adayı Doğu Perinçek, 25 Mayıs günü Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan röportajında, olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının sürdürülmesini ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılmasını savundu.

Perinçek’e göre, 150 bin dolayında insanın “FETÖ’cü, darbeci” oldukları iddiasıyla işlerinden atıldığı ve on binlercesinin tutuklandığı; medya organlarının, derneklerin, sendikaların kapatıldığı; ezici çoğunluğu HDP’li binlerce politikacının ve aydının hapse atıldığı OHAL “gerekli” imiş.

OHAL’i, “Çünkü Türkiye savaş halinde. Amerika, İsrail ile Doğu Akdeniz ile cephe cepheye geldi. Amerikan 6. Filosunu[n] namluları Türkiye’ye çevrilmiş durumda. Aynı zamanda terörle mücadelenin sonunu gelmiş [getirmiş] değiliz.” sözleriyle meşrulaştırmaya çalışan bu gerici politikacı, yalnızca, “ziraaat, tapu konusu” vb. konuların “torba yasalara doldurulması”na karşı. O, “Buna son vereceğiz. OHAL sadece terörü bitirme ile sınırlı olacak.” diyor.

Perinçek, röportajında, Kürt halkının “demokratik hakları kazandı”ğını, HDP’nin “PKK örgütünün bir kolu” olduğunu ileri sürüyor ve ekliyor: “Eğer solcuysak HDP’nin kapatılmasını isteyeceğiz. Solculuk Amerikan piyonlarına özgürlük vermek değil.”

Perinçek, bu röportajın yayınlanmasından bir gün önce, Merkez Karar Kurulu (MKK) toplantısında yaptığı konuşmada da, “HDP, terör örgütü PKK’ya bağlıdır, PKK talimatıyla hareket etmektedir. Selahattin Demirtaş başta olmak üzere yöneticilerinin ve örgütlerinin bu gerçeği ortaya koyan sayısız açıklamaları ve faaliyetleri bu konuda kesin kanıt değerindedir.” iddiasında bulunmuştu.

Doğu Perinçek’in HDP’ye yönelik bu ihbarları, onun siyasi geçmişini bilenleri hiç şaşırtmamaktadır. O, 1970’li yılların sonlarında solcuları, devrimcileri, fotoğrafları dahil kişisel bilgilerini vererek burjuva devletin polisine ve savcılarına açıkça ihbar eden ve faşist katillere hedef gösteren Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) / Aydınlık geleneğinin kurucu önderidir. TİKP, 12 Eylül askeri darbesini desteklemiş ve çok sayıda solcuyu / devrimciyi polise / jandarmaya ihbar etmişti.

Kürt düşmanı şoven Türk milliyetçiliğini ve demokrasi düşmanlığını sahte bir ABD emperyalizmi karşıtlığı ile örtmeye çabalayan Perinçek, hızını alamıyor ve Kürt sorununun “silahla” çözüleceğini ve “Üç ay içinde Kandil’e beyaz bayrak” çektireceklerini iddia ediyor.

“1990 sonrası Kürtçenin toplum hayatında serbestçe kullanılması vs.”yi (ki bu “vs.” sözcüğü, başka hiçbir “hak”kın kazanılmamış olduğu gerçeğini örtbas etmeye yarayan bir kılıftan başka bir şey değildir) demokratik hakların kazanılması olarak pazarlamaya çalışan Perinçek, Kürt düşmanlığı konusunda en pervasız faşistler ile yarışmaktadır.

Perinçek’e göre, Kürt sorununun çözülmesinde, “Birinci madde, silah. İkinci madde, Kürt halkını kazanmak. Üçüncüsü de bölgesel işbirliği.” Perinçek, iktidara gelmeleri durumunda (ne büyük bir hayal!) “Türkiye’nin İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerinde anahtar rolü olan Suriye ile dostluğumuzu inşa edeceğiz.” diyor ve ekliyor: “İran dostluğu PKK ve YPG’yi bitirmek konusunda çok önemli.”

Perinçek’in, ABD emperyalizmin hedef tahtasındaki Suriye ve İran (daha genel bağlamda Rusya, Çin ve İran) ile “dostluk” mesajları, onun militarizm ve savaş destekleyicisi, emperyalizmin uşağı konumunu örtbas etmeye yarayan bir diğer kılıftan başka bir şey değildir.

Bu eski Maocu önder, AKP iktidarının ABD-destekli Kürt milliyetçisi güçlere karşı Eylül 2016’da Suriye’nin kuzeyinde başlattığı işgalci Fırat Kalkanı operasyonuna verdiği desteği, “Türkiye Suriye’ye değil; Amerika’ya girdi” ve “Türkiye Amerika gibi Vietnam’a girmedi. Vietnam bugünkü Suriye. Türkiye Amerika’ya karşı Vietnam’a yardıma gitti” yalanıyla meşrulaştırmaya çalışmıştı. O, geçtiğimiz Ocak ayında başlatılan Zeytin Dalı operasyonunu da, sosyal medya hesabı üzerinden, “Yüreğimiz kahraman Mehmetçikle çarpıyor. Zafer Türk ordusunun olacak.” sözleriyle selamladı.

Perinçek, yaklaşan seçimlerdeki ittifaklar ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile İYİ Parti’nin başını çektiği “Millet İttifakı” içinde olmak için CHP ile görüştüklerini ve “Kılıçdaroğlu’na ‘aday siz olun. HDP, Türkiye’nin önündeki sorun. HDP ile terörü bitiremeyiz. HDP ile olmaz’ dedik”lerini; karşılık olarak da “sizinle olmaz” yanıtını aldıklarını anlatıyor. Ona göre, “Millet İttifakı”na alınmamalarının “bir tek sebebi var”mış: “Amerikan emperyalizmi, PKK ve FETÖ’ye karşı oluşumuz.”

Perinçek bütün bu laf salatasının ardından, “Sizin dışınızda biri ikinci tura çıkarsa, hiçbir partiye destek olmayacak mısınız?” sorusuna “o zaman karar veririm” yanıtını vererek, olası bir siyasi desteğin kapısını da kapatmıyor.

Dizginsiz Türk şovenizminin ve totaliter bir diktatörlük inşasının “solcu” ve “emperyalizm karşıtı” maske altında savunusunu ifade eden bu görüşler, Perinçek’in siyasi evrimi ile uyumludur.

Dönemin Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) üyesi olan Doğu Perinçek, 23-24 Mart 1968’de toplanan ikinci kongresinde Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun (FKF) genel başkanlığına seçildikten kısa süre sonra, TİP’in ve FKF’nin sosyalist devrimi savunan kanadına karşı Mihri Belli’nin önderliğindeki “Milli Demokratik Devrim”cilerin yanında yer aldı ve birkaç ay sonra, üniversitelerde yükselen bir boykot ve işgal dalgasının ortasında Temmuz 1968’de düzenlenen genel yönetim kurulu toplantısında başkanlıktan indirildi.

Perinçek, MDD çizgisinde, Kasım 1968’de Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) dergisini yayınlamaya başladı; 1969 yılında da, Maocu Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi’ni (TİİKP) kurdu (İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki bir grup genç, 1972’de TİİKP’den ayrılarak, köylülük eksenli bir “halk savaşı” başlatma adına TKP/ML-TİKKO’yu kuracak; bu küçük burjuva gerillacı macera, devlet güçlerinin bir yıl içinde hareketin tüm önderlerini katletmesiyle sonuçlanacaktı).

12 Mart darbesinin ardından tutuklanan Perinçek, 1974 affıyla hapisten çıktıktan sonra, işçi sınıfı ve sosyalizm düşmanı Maocu çizgisini, Ocak 1978’de kurduğu Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) içinde sürdürdü. Sovyetler Birliği’ni “sosyal emperyalist” ve “baş düşman” ilan eden bu parti, emperyalizmin ve onun hizmetindeki komünizm karşıtı gerici iktidarların SSCB’ye ve genel olarak sosyalist işçi hareketine yönelik her türlü saldırısını destekliyordu.

Perinçek ve TİKP, 12 Eylül askeri darbesinin başlıca destekleyicilerinden biriydi. Partinin önderlerinden biri ve yayın organı Aydınlık gazetesinin o dönemdeki genel yayın yönetmeni olan Oral Çalışlar, darbeden yalnızca birkaç gün sonra, 18 Eylül 1980’de, darbenin önderi Kenan Evren’e gönderdiği mektupta, gazetenin yeniden yayınlanması için “ikinci emrin verilmesi”ni isterken, “Aydınlık MGK’nın ilan ettiği amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır” diye yazıyordu.

Mektuptaki şu sözler, Perinçek’in ve partisinin devlete olan bağlılığının ve hizmetinin açık itirafıydı: “Aydınlık, yaptığı birçok yayınla Sıkıyönetim Komutanlıkları’nın, terör ve zorbalık odaklarına karşı başarı kazanmasına yardımcı olmuştur.”

Son yıllarda sinik bir liberal burjuva aydın kılığına girmiş olan Çalışlar, darbeden yıllar sonra, sanki kendisi TİKP’in ve Aydınlık gazetesinin önderlerinden biri değil de sıradan bir üyesi ya da okuruymuş gibi, “Bu mektuptakiler benim kişisel görüşlerim değil, o gün mensubu olduğum siyasi hareketin görüşleri.” diyerek, siyasi olarak kirli geçmişinden sıyrılmaya çalıştı (bkz. T24). Çalışlar, “tabii ki, bu görüşlerin bugün doğru olmadığını düşünüyor”muş; “zaten bu siyasi akımla hesaplaşarak” ayrılmış.

Perinçek ile kimi arkadaşları, buna rağmen tutuklanmaktan kurtulamadılar. Ancak TİKP, önderleri hapisteyken bile, 12 Eylül askeri diktatörlüğüne hizmetten geri durmadı. Onun dışarıdaki kadroları, devrimcilerin yakalanmasında kolluk güçlerine yardımcı olmaya devam ettiler (insanın aklına, aynı darbenin ardından tutuklanan faşist önder Alparslan Türkeş’in, “biz içerideyiz ama fikirlerimiz iktidarda” sözleri geliyor).

Perinçek, 1987 yılında 2000’e Doğru adlı bir dergi çıkarmaya başladı. O, 1991’de Bekaa Vadisi’nde Abdullah Öcalan ile yaptığı röportajın dergide yayınlanmasının ardından Devlet Güvenlik Mahkemesi’inde (DGM) yargılandı ve suçsuz bulundu. Geçerken, bu röportajın küçük burjuva solunun ve Kürt milliyetçilerinin geniş kesimi tarafından, Kürt halkına duyulan sempatinin bir ifadesi olarak alkışlandığını belirtelim.

Oysa Perinçek’in, Troçkistler açısından her zaman ortada olan şoven Türk milliyetçisi “sol” maskeli Kemalist yüzünün tüm çıplaklığıyla açığa çıkması uzun sürmeyecekti. Onun 28 Şubat 1997 darbesini destekleyen İşçi Partisi (1992’de Sosyalist Parti’nin kapatılmasının ardından kuruldu), 2005 yılında, Ermeni soykırımını reddeden uluslararası bir kampanya başlattı.

2008’de Ergenekon darbe soruşturmaları kapsamında tutuklanan Perinçek, bir süre tutuklu kaldıktan sonra, Mart 2014’te tahliye oldu; bir yıl kadar sonra da, partisinin adını Vatan Partisi olarak değiştirdi.

Doğu Perinçek’in bu özet siyasi biyografisi, yalnızca onunla sınırlı değildir. Maocu gerillacı bir küçük burjuva radikalinin emperyalizmin ve egemen sınıfın şovenizm ve militarizm zehiri yayan milliyetçi bir savunucusuna dönüşmesini ifade eden bu evrim, bütün bir “68 kuşağı” için geçerlidir.

Siyasi düşüncesi ve eylemi işçi sınıfına ve sosyalizme derin bir düşmanlık temelinde geliştirilmiş kimlik politikaları ve gerillacılık tarafından belirlenen bu kuşak, bundan 50 yıl önce Avrupa’da patlak veren ve Fransa’da sosyalist bir devrim olasılığını gündeme getiren devasa işçi sınıfı hareketine büyük bir aşağılamayla yaklaşmış, ona sırt çevirmiş ve yenilgisine katkıda bulunmuştu.

İşçi sınıfı hareketinin, dönemin Stalinist, sosyal demokrat ve Pablocu önderliklerinin sınıf işbirlikçi politikalarının belirleyici rol oynadığı o süreçte iktidarı alamaması, emperyalizmin ve dünyanın dört bir yanındaki burjuva hükümetlerin işçi sınıfına karşı kapsamlı bir saldırı başlatmak için güç toplamasına olanak sağlarken, küçük burjuva radikallerinin emperyalizmin açık hizmetine girmesini de hızlandırdı.

Bu Stalinistler, Pablocular ve küçük burjuva radikalleri kuşağı (yalnızca uluslararası ölçekte en tanınmış birkaçını anarsak, Lionel Jospin, Cohn Bendit, Jörg Baberowski, Jean-Luc Mélenchon, Joschka Fischer vb.) emperyalizme en üst düzeyde hizmet sunarken, Perinçek ve onun siyasi yaşamlarını CHP’de, HDP’de, EMEP’te ve ÖDP’de sürdüren rakipleri, aynı işi, biraz gecikmeli olarak ve daha “alt” düzeyde Türkiye’de yapmaya çalışıyorlar.

Özetle, bu eski Maocu küçük burjuva radikalinin ve rakiplerinin bugünkü konumu, uzun bir siyasi evrimin sonucudur ve işçiler ile gençler, onların sahte bir “emperyalizm karşıtlığı” ya da kulağa hoş gelen “insan hakları” ve kimlik politikaları ambalajları içinde sundukları emperyalist savaş ve diktatörlük yönelimine karşı başarıyla mücadele edebilmek için bu siyasi evrimi incelemeli ve gerekli dersleri çıkarmalılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares