Cumhur İttifakı, artan uluslararası ve toplumsal gerilimlerin ortasında bozuldu

Yazdır

Artan toplumsal öfkenin ve Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesi üzerine Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinde yaşanan yeni şokun ortasında, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) arasındaki Cumhur İttifakı bozuldu.

23 Ekim Salı günü, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Mart sonunda yapılması planlanan yerel seçimlerde AKP ile ittifak kurmayacağını açıkladı.

Partisinin haftalık grup toplantısında konuşan Bahçeli, şunları söyledi: “Parti olarak mahalli idareler seçimlerine yönelik ittifak arayışımız artık kalmadı. Oyalamaya, ümitlerle oynamaya gerek yoktur. Kendi yolumuzu yalnızca kendimiz çizeceğiz. Kendi adaylarımızla katılıp Türkiye’nin her seçim bölgesinde yer alacağız.”

İslamcı AKP ve aşırı sağcı MHP, Cumhur İttifakı’nı devlet başkanlığı ve milletvekili seçimleri için 2018 başlarında kurmuştu. Bununla birlikte MHP’nin Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP hükümetine desteği, ABD’nin ve Almanya’nın desteğiyle NATO’nun İncirlik hava üssünden başlatılan 15 Temmuz 2016 darbesinden sonra başlamıştı. İki parti, Türkiye işçi sınıfını hedef alan bir polis devletinin inşa edilmesinde, Suriye’nin istila edilmesinde ve oradaki Kürt milliyetçisi güçlere (YPG/SDG) yönelik saldırıda işbirliği yaptı. MHP, devlet başkanına diktatörlük yetkileri veren 2017 referandumunda “evet” oyu çağrısı yapmıştı. (Ayrıca, bkz: “Anayasa referandumunda ‘Hayır’ oyu verin!”)

Erdoğan, 24 Haziran’daki devlet başkanlığı seçimini MHP’nin desteğiyle ilk turda kazandı. Aynı gün düzenlenen milletvekili seçimleri, mecliste çoğunluğu sağlayamayan AKP için su götürmez bir başarısızlıktı. AKP, meclisteki 600 sandalyeden 295’ini kazandı ve meclis çoğunluğu için MHP’nin desteğine bağımlı hale geldi. Oyların yüzde 12’sini alan MHP, mecliste 49 sandalye elde etti. Bu, İYİ Parti NATO yanlısı bir temelde MHP’den kopmuş olduğu için, MHP adına şaşırtıcı derecede iyi bir sonuçtu.

Erdoğan, Bahçeli’nin yerel seçimlerde ittifak olmayacağı konusunda yaptığı açıklamaya, “Herkes kendi yoluna” diyerek karşılık verdi. AKP önderi, ayrıca, 1969’da eski Albay Alparslan Türkeş tarafından, CIA’in desteğiyle kurulmuş ve 1970’lerde işçi ve öğrenci hareketine karşı kanlı bir “kontrgerilla harekatı” yürütmüş olan aşırı sağcı MHP’yi ırkçılıkla suçladı.

Erdoğan, MHP’yi uyuşturucu satıcılarının serbest bırakılmasını isteyerek uyuşturucu ticaretini desteklemekle suçladı ve şunları söyledi: “50.000 uyuşturucu suçlusunun olduğu bir dönemde af çıkaramayız. … Biz uyuşturucuları affeden bir iktidar olarak mı bilinelim?”

Bahçeli’nin ittifakı bozmasının ardından, Türk Lirası döviz piyasalarında yaklaşık yüzde 3 düştü. Bunun ardından, hem Erdoğan hem de Bahçeli, bu kararın yalnızca yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olduğunu ve bunun, Cumhur İttifakı hükümetinin devamını etkilemeyeceğini vurgulamak zorunda kaldı.

Yine de, seçim ittifakının bozulması, içeride artan grevlerin ve işçi mücadelelerinin ve bölge genelinde büyüyen savaşların ve çatışmaların Türk egemen çevreleri içinde neden olduğu krize işaret etmektedir.

Özellikle gıda maddelerinde yükselen enflasyon, artan işsizlik ve yoksulluk, işyerlerinin kapanması, iflaslar ve küçülmeler işçileri tehdit ediyor ve gitgide artan işçi mücadelelerine yol açıyor. Eylül ayında, İstanbul’un yeni havaalanı şantiyesinde çalışan binlerce inşaat işçisi, iş kazalarına, ağır ve baskıcı çalışma koşullarına ve en temel haklarının ihlal edilmesine karşı iş bırakmıştı. Hükümet, bu kitlesel protestoya, acımasız bir polis saldırısıyla ve 30’dan fazla işçiyi tutuklayarak karşılık verdi.

Bu muhalefetin hızla kitlesel sınıf mücadelelerine dönüşebileceğinden korkan Erdoğan ve onun fiili hükümetindeki AKP ile MHP, bu muhalefetin ivme kazanmasını önlemek için her şeyi göze almış durumda. Hükümetin inşaat işçilerinin protestosuna yönelik acımasız saldırısı, haklarını savunmak isteyen tüm işçilere gözdağı vermeyi amaçlamaktadır. 3. Havaalanı inşaatı işçilerinin grevi bastırılmış olsa da, işçi sınıfı içindeki kitlesel muhalefet yükselmektedir.

Sınıf mücadelesi, Türkiye ekonomisinin derinleşen krizine paralel bir şekilde gelişiyor. Türk Lirası, bu yıl, dolar ve avro karşısında ciddi bir değer kaybına uğradı. Eylül ayında açıklanan resmi enflasyon oranı, yüzde 24,52’ye yükselmiş durumda. TÜİK’e göre, enflasyon, önceki aya göre yüzde 6,3 arttı. Reuters’ta 15 ekonomistin katıldığı bir anket, artış oranını yüzde 3,6 olarak öngörüyordu.

Bu koşullar altında, MHP ekonomik krizin ve AKP önderliğindeki hükümetin politikalarının sonuçlarının sorumluluğunu almak istemediği için, MHP ile AKP arasındaki gerilimler arttı. MHP, son seçimlerde elde ettiği kazanımları sağlamlaştırmak amacıyla kimi popülist toplumsal tavizler teklif etti ve kısmi bir genel af, erken emeklilik yasası ve okullara ırkçı “Andımız”ın geri getirilmesi çağrısında bulundu. Ancak Erdoğan, MHP’nin bu tekliflerine karşı çıktı.

Sınıf mücadelesinde ve Suriye’den Yemen’e kadar Ortadoğu genelindeki savaşlarda yaşanan tırmanmanın ortasında, Erdoğan, Suudi rejiminin gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı vahşice öldürmesini kendi elini güçlendirmek için bir şans olarak değerlendirmiş durumda.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) belirttiği gibi: “Açıkça görülüyor ki, Ankara, Kaşıkçı cinayetini, Türk yönetiminin Riyad ve Washington karşısındaki çıkarlarını ilerletmenin bir aracı olarak görüyor. Erdoğan hükümeti, hem Suudi rejimi hem de ABD emperyalizmi ile gergin ilişkilere sahip. Gerilimler arasında, Suudi Arabistan’ın, Türkiye’nin önemli bir müttefiki olan Katar’a ablukası ve Washington’ın Suriye’de YPG’yi vekil kara gücü olarak kullanması bulunuyor. Ankara, YPG’yi, 30 yılı aşkın bir süredir kanlı bir bastırma harekatı yürüttüğü Kürt ayrılıkçı hareketi PKK’nin bir şubesi olarak görüyor.”

Erdoğan, Kaşıkçı cinayetini, ABD’nin İran yaptırımlarından bir muafiyet elde etmek gibi tavizler istemenin bir aracı olarak da kullanmaya çalışıyor olabilir.

Erdoğan, NATO güçleriyle, 2016’daki NATO destekli darbenin ardından ciddi biçimde zarar görmüş olan ilişkileri onarma peşinde koşarken, Almanya’ya ve AB’ye yöneliyor ve ABD ile ilişkileri de normalleştirmeye çalışıyor. Hükümet, 15 Temmuz darbesinin hazırlanmasına yardımcı olmakla suçlanan ABD’li papaz Andrew Brunson’u serbest bırakma gibi kimi tavizler verdi ve bu, bu konuda AKP’ye taktiksel eleştiriler getiren MHP’nin milliyetçi çizgisiyle çelişen bir adımdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares