Çin: COVID-19 hastanesinin inşaatında çalışan işçinin protesto yazısı kaldırılmadan önce internette hızla yayıldı

Çin medyası ve internet siteleri hükümetin COVID-19 salgınıyla mücadelesini öven haberlerle doluyken, bu yıl Vuhan’da hızla inşa edilen koronavirüs hastanelerinin inşaatında çalışmak için gelen bir göçmen işçi halkın dikkatini üzerine topladı.

Bu işçi, sosyal medyada yayımladığı blog yazısında, bir bütün olarak Çin işçi sınıfının karşı karşıya olduğu acımasız sosyal gerçeğin altını çizecek şekilde, inşaat işçilerinin kötü durumuna ışık tuttu.

İşçi, salgının ilk döneminde binlerce işçi tarafından sadece iki hafta içinde inşa edilen iki geçici hastaneden biri olan Leishenshan Hastanesi’nin inşaatında çalışıyordu. Her iki şantiyede de Çin’in dört bir yanından gelen binlerce işçi gece-gündüz çalışmıştı.

Pekin’deki göçmen inşaat işçileri

Hükümet, iki hastanenin hızlı bir şekilde inşa edilmesini, milliyetçiliği teşvik etmek ve rejimin totaliter sistemini yüceltmek için bir propaganda aracı olarak kullandı. Resmi medya bundan “Çin hızı” ya da “Çin mucizesi” diye söz etti.

Ancak böyle bir “hız” ve sözde “mucize”nin arkasında Çin’deki işçilerin gerçek durumu yatıyor. İşverenler ve işçi kiralama şirketleri tarafından sömürülen bu işçiler, günde ortalama 12 saat çalışıyor ve sık sık ücret gecikmeleri ya da kesintiler ile karşılaşıyorlar . Sağlıksız koşullar ve koruyucu ekipmanların olmaması da hoşnutsuzluğa neden oluyor. Ancak bu tehlikeli koşullar medya tarafından kasıtlı olarak önemsiz gibi gösteriliyor veya göz ardı ediliyor.

İşçinin blog yazısı kısa sürede 40.000’den fazla paylaşıldı ve yorum aldı. Ancak yazı kısa sürede kaldırıldı ve tartışmalara erişim kısıtlandı. Engellenen yazıda şunlar ifade edilmişti:

Bizler, Leishenshan Hastanesi inşaatında çalışan işçileriz. İzolasyon koğuşlarının inşaatına çalıştık; her gün koğuşlarda ve ambulanslarda birçok hasta gördük. İşimiz bittikten sonra şirket bizi karantinaya almak amacıyla göçmen işçiler için oluşturulan prefabrik konut alanına yerleştirdi. Bir karantina odasında dört-beş kişi birlikte kalıyor. Buna karantina mı denir? Sizce bu güvenli mi?

Sadece bir kişi bile hastalanırsa, onunla birlikte çalışan yüzlerce kişi etkilenecek. Ancak şirket, paradan tasarruf etmek için, karantina süresince bize bir otel tahsis etmedi. Ama bizi izlemek için düzinelerce güvenlik görevlisi tuttu.

Sonradan, Vuhan’da yaşayan işçilerin evlerine dönmelerinin ardından, şirket bizim için geç de olsa tek kişilik prefabrik odalar ayarladı. Ama hareketlerimiz kısıtlı, serbestçe girip çıkamıyoruz. Burada yaşayan işçiler olmadığımız için bizi alıkoydular.

İnşaat şirketi ve işçi kiralama şirketi bizleri sömürdüler ve ücretlerimizi düşürdüler. Yüz milyonlarca yuanlık fon aldılar. Şu anda onların denetimi altındayız. İnsanlar bizim durumumuzu hiç bilmiyor. Lütfen bunu yayın ve onları teşhir edin.

Vuhan’da yaşayan işçiler evlerine gidebiliyor. Ancak biz göçmen işçiler burada alıkonulduk. Çünkü diğer şehirler de Leishenshan’da çalışan işçileri kabul etmiyorlar. Peki ya bizim hayatlarımız? Anne-babalarımız, eşlerimiz, çocuklarımız var. Onların yaşamak için paraya ihtiyaçları var. Burada sonsuza kadar bekleyemeyiz!

Sadece adalet istiyoruz. Çünkü başlangıçta bize 14 gün karantina sözü verdiler ve karantinanın ardından gidebileceğimizi söylediler. Geri dönüşümüz herhangi bir nedenle ertelenirse bize geçim parası vermeye devam edeceklerdi. Ama şimdi hiçbir şeyimiz yok. Bize mülteci muamelesi yapıyorlar ve para vermiyorlar.

Yüzlerce işçi birkaç kez protesto gösterisi yaptı. Bir gün önce bir çatışma çıktı. Polis işçileri gözaltına aldı. Her gün çatışma çıkıyor ve polis sık sık bizi bastırmaya geliyor.

Hastanenin bize ödediği maaş şirket tarafından kesildi ve elimize fazla para yok. Şimdi böyle bir muameleye maruz kalırken oldukça çaresiziz. Şiddet ve protesto günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Yaşamaktan bıktık. Hükümet ve şirket 14 günlük karantina yardımı dışında bize bir kuruş bile vermedi. Vuhan’a yapılan tüm bağışlar ve ödenekler nerede?

Lütfen bunları yayın. Medyanın ve gazetecilerin işçilerin gerçek durumunu görmek için buraya geleceklerini umuyoruz.

İşte bu yazı üzerine internette paylaşılan bazı yorumlar:

1. Annem doktor ve durum doktorlar için de aynı. Doktorlar bazen devlet yardımı alıyor bazen de alamıyor. Gıda bağışı yapılıyor ama onun da parasını ödemek zorundayız.

2. Hepimizi kullanıp atıyorlar.

3. Övgü politikasının ekranımı doldurmasına izin verme; dünyada hâlâ birçok adaletsizlik ve sömürü var.

4. Çok utanç verici! İnsanları işe alırken birçok söz verip işleri bittiğinde bir çöp gibi fırlatıp atmışlar. Hükümet insanlardan inşaat için destek istediğinde, onlara böyle ihanet edeceğini söylemedi.

5. Egemen sınıf tarafından köleleştirilen ve seslerini çıkaramayan insanları –temizlik işçileri, güvenlik görevlileri ve inşaat işçileri– eziyorlar. Egemen sınıf her zaman kendini adama soyluluğundan bahsediyor. Bu, onların işçileri sömürmek için kullandıkları kılıftan ibaret.

İşçinin blog yazısında bahsettiği durum hiç de istisnai bir olay değil. Bu durum, Çin’de kapitalistlerce sömürülen milyonlarca işçinin koşullarının gerçek tasviridir.

En kötü etkilenenler göçmen işçiler ve işçi kiralama şirketleri tarafından işe alınanlardır. Çinli işçilerin geniş bir kesimi “göçmen işçiler”den oluşmaktadır. Birçoğu kırsal bölgelerden geliyor ve ikamet kayıt sisteminin kısıtlamalarından dolayı eşit muamele görmüyorlar. “Göçmen işçiler” uzun zamandır ekonomik ve toplumsal statü eşitsizliğinin baskısı altındalar.

Bir şirketin, işinin bir kısmını genellikle başka bir şirket olan üçüncü bir taraf ile yaptığı sözleşme karşılığı devretmesine “işgücü sevkiyatı” deniyor. Bu üçüncü taraf, ana şirket için çalıştırılmak üzere işçilerin gönderilmesinden sorumlu oluyor. Gönderilen işçilerin tüm çalışma koşullarından ve maaşlarının ödenmesinden üçüncü taraf sorumludur. Bu koşullarda işçilerin çalışma koşulları geriler ve temel hakları azalırken, şirketlerin de emek maliyetleri azalır. Sonuç olarak bu işçiler, ekonominin en altındalar ve genellikle seslerini çıkaramayacaklarını hissederler.

Bunlara ek olarak çalışma koşulları oldukça kötüdür. Şirketler ve kapitalist hükümet, şirket masraflarını olabildiğince azaltmak amacıyla işyeri güvenliğini ve işçilerin iş güvenliği eğitimini hiçe saydığı gibi, maske, baret, eldiven gibi gerekli koruma teçhizatının maliyetini de ücretlerden düşüyor.

Sonuç olarak, çalışamaz duruma gelen işçilerin intiharları ve hastalanan işçilerin protestoları defalarca yaşandı. Blog yazısının ortaya koyduğu gibi, egemen sınıf işçilerin sağlığı yerine hiç tereddüt etmeden kârı seçiyor. Eksik olan istatistiklere göre, Çin’de son altı ay içerisinde 290’dan fazla iş kazası meydana geldi; 2019 yılında toplam 640’dan fazla iş kaza yaşandı.

Pekin’deki kapitalist hükümet, iktidardaki Stalinist partinin milliyetçi propagandasının bir parçası olarak medyada “Çin mucizesi”ni överken, işçi sınıfı onun bedelini ter, kan ve gözyaşıyla ödüyor. Fakat bu durum her geçen gün sayıları artan mücadelelere neden oluyor. Çin’de geçtiğimiz yıl 1300’den fazla grev ve protesto meydana geldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir