Aşırı sağcı AfD Almanya eyalet seçiminde belirleyici rol oynadı

Üçüncü Reich’ın sona ermesinden beri ilk kez, bir eyalet başbakanı aşırı sağcı, faşist bir partinin, Almanya İçin Alternatif’in (AfD) oylarıyla seçildi. Çarşamba günü AfD, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve neo-liberal Hür Demokrat Parti (FDP) arasında kurulan ittifak, FDP’li politikacı Thomas Kemmerich’in eskiden Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin parçası olan Thüringen (Türingiya) eyaletindeki en yüksek siyasi makama gelmesini sağladı. Yeni başbakanın aldığı 45 oyun 22’si, eyalet meclisindeki en büyük ikinci gruba sahip olan AfD üyelerinden geldi.

Ülke genelinde meydana gelen büyük protestolar nedeniyle, Kemmerich Perşembe günü istifa edeceğini açıkladı. Ancak şu ana dek fiilen görevi bırakmadı ve faşistlerin oylarıyla eyalet başbakanı olmayı sürdürüyor. Thüringen’deki meclis kendisini feshedip yeni seçimlerin önünü açacak mı yoksa yeni bir eyalet başbakanı mı seçecek henüz belli değil. Kemmerich aylarca görevde kalabilir.

Thomas Kemmerich [Kaynak: AP Photo/Michael Sohn]

CDU’nun eyalet yetkilisi Mike Mohring, AfD ile işbirliğini şu sözlerle savundu: “Kızıl-kızıl-yeşil (Sol Parti, Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller) koalisyonuna son verme amacıyla seçime katıldık ve kampanya sözümüzü çiğneyemeyiz.” Alman hükümetinin Doğu Almanya Komiseri Christian Hirte (CDU), Kemmerich’i hemen kutlayarak Twitter’da şunları yazdı: “Merkez siyasetin adayı olarak seçilmeniz, Thüringenlilerin bir kez daha kızıl-kızıl-yeşil koalisyonuna karşı oy verdiğini gösteriyor.”

FDP lideri Christian Lindner da “merkezin adayı”nı kutladı. Almanya’nın iç istihbarat kurumunun (Anayasayı Koruma Bürosu) eski şefi olan, CDU’nun aşırı sağcı hizbinin önde gelen figürü Hans-Georg Maassen, Kemmerich’in seçilmesini “büyük bir başarı” olarak niteleyerek “Sosyalistlerin gitmesi asıl meseledir,” dedi.

AfD’nin sözcüsü Jörg Meuthen, Thüringen seçimini “Almanya’da köklü bir siyasi geri dönüş mozaiğindeki ilk önemli parça” olarak niteledi. “Sosyalist hayalet” sonunda gitti. Meuthen, aynı zamanda, AfD’nin Thüringen’de bakanlık görevleri üstleneceğini açıkladı.

Seçimin ardından, Kemmerich, Mohring ve partileri, faşistlerle kurdukları ittifakın istemeden olduğunu iddia ettiler. Ancak bu iddia saçmadır. Kemmerich, üç oylamanın sadece sonuncusuna katılmıştı ve bu seçimde kazanmak için basit çoğunluk yetiyordu. Mevcut eyalet başbakanı Bodo Ramelow (Sol Parti), önceki iki oylama turunda en çok oyu alan kişiydi ancak mutlak çoğunluk sağlayamamıştı. Ramelow, her biri bir azınlık hükümeti kurma peşinde koşan kendi partisinden, Yeşillerden ve SPD’den gelecek oylara güveniyordu.

Kemmerich, seçimi ancak AfD, CDU ile FDP’nin hemen hemen oybirliği ile kendisine oy vermesi halinde kazanabileceğini biliyordu. Bu darbe, önceden bir anlaşmaya varılmadan başarılması zor bir olasılıktı. Sonucun açıklanmasının ardından, FDP’li politikacı sonucu hemen kabul etti ve kısa süre sonra başbakan olarak ilk konuşmasını yaparak AfD’nin oylarına dayanarak yönetme niyetini doğrulamış oldu.

Kemmerich görevi bırakacağını duyurmuş olsa bile, bu iki partinin AfD’nin yardımıyla bir çoğunluk iktidarı kurma kararı tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu durum, Alman egemen sınıfının yaygın halk muhalefeti karşısında toplumsal eşitsizlik ve militarizm politikalarını hayata geçirmek için yeniden faşizan ve otoriter yöntemlere başvurduğunu doğrulamaktadır.

Bu seçim, tarihsel benzerlikler çağrıştırmaktadır. 23 Ocak 1930’da, Thüringen’de, ilk kez Hitler’in Nazi Partisi’ni içeren bir eyalet yönetimi kurulmuştu. Öncesinde eyalet seçiminde bir yenişememe durumu olmuştu. SPD’li ve KPD’li (Komünist Parti) yirmi dört vekil, çeşitli burjuva partilerin 23 vekili ile karşı karşıya gelmiş; bu 23 vekil daha sonra 6 Nazinin yardımıyla bir çoğunluk yönetimi oluşturmuştu. Thüringen’de yönetime katılması Nazilerin talihinin canlanmasına önemli bir katkı yapmıştı. Hitler bundan sadece üç yıl sonra Almanya başbakanı oldu.

Thüringen’deki seçim sonucu, bundan sorumlu olanlara karşı büyük ve kesinlikle haklı bir halk öfkesine yol açtı. Seçim sonuçları duyulur duyulmaz, çok sayıda kentte binlerce kişi FDP ve CDU merkezleri önünde toplandı. Sadece Berlin’de bin dolayında gösterici FDP genel merkezi önünde toplandı.

Esasen bu büyük muhalefet nedeniyle, CDU ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) genel başkanları, Annegret Kramp-Karrenbauer ile Markus Söder, Thüringen’deki CDU eyalet meclisi grubunun aldığı tavırla aralarına mesafe koymak zorunda kaldılar. Bununla birlikte, Morhring, kendisini savunurken, attığı adımı ulusal parti önderliği ile ayrıntılı biçimde tartışmış olduğunu vurguladı.

Sol Parti’nin, Yeşillerin ve SDP’nin öfkeli açıklamaları herhangi bir ilkesel temelden yoksundur. Öncelikle AfD’yi yükselten, onların toplumsal kesinti ve sığınmacı karşıtlığı biçimindeki sağcı politikalarıydı. AfD’nin 2017 sonbaharında 92 milletvekili ile Bundestag’a (federal meclis) girmesinden beri, tüm siyasi partiler bu faşistler ile yan yana çalışmıştır.

SPD, CDU ve CSU ile “büyük koalisyon” hükümetine girerek, AfD’yi federal meclisteki ana muhalefet partisi haline getirmiştir. AfD, meclisin tüm komisyonlarında temsil edilmekte ve bu yolla hükümetin çalışmalarına sistematik biçimde entegre edilmektedir. Halle’deki bir sinagogda gerçekleşen son faşist saldırıdan sonra Twitter’da antisemitik paylaşımlar yapan AfD milletvekili Stephan Brandner, Bundestag hukuk komitesi başkanı olarak konumunu kendisini bu makama öneren dönemin SPD meclis grup başkanı Thomas Oppermann’a borçluydu. Brandner, bu koltuğu ancak geçtiğimiz Kasım ayında bir dizi faşist nutuk atmasının ardından kaybetti.

Neoliberal ırkçı Peter Boehringer ve hüküm giymiş holigan Sebastian Münzenmeier gibi başka AfD’li sağcılar da, düzen partilerinin oylarıyla Bundestag’da komisyon başkanlıklarına seçildiler (sırasıyla, bütçe ve turizm komisyonları).

Bütün bu partiler arasındaki işbirliği, özellikle Thüringen’de ileri düzeydedir. Seçimden birkaç hafta önce, Thüringen eyaleti başbakanlık ofisinin başında bulunan Benjamin-Immanuel Hoff (Sol Parti), hem hükümet hem de muhalefet partilerinin bir dizi konuda ülkenin çıkarları doğrultusunda çözümler bulmak istediklerini açıkça ortaya koyduğunu belirtmişti. Partiler arası taraf tutmayan bu tür ilişkiler son yıllarda kızıl-kızıl-yeşil koalisyon yönetimi altında Thüringen’de deneyimlenmişti.

Hoff, partilerin izlediği “farklı siyasi ve ideolojik çizgilere” bakmaksızın, temel yönetim meselelerinde AfD’li seçici işbirliğinin sadece olası değil ama gerekli olduğunu söyleyerek ikiyüzlüce eklemişti: “Berlin’deki Holokost anıtına utanç anıtı diyen Bay Höcke ile birlikte kesinlikle hiçbir yasayı kabul etmeyeceğim.” Hoff’a göre, yerel maliye işleri AfD’li yerel politikacılarla elbette tartışılıp çözüme kavuşturulabilirdi.

AfD, tüm siyaset kurumunda sağa doğru yaşanan bir kaymanın ürünüdür. Bu parti, egemen sınıfın gündemine aldığı militarizm ve toplumsal karşıdevrim politikalarını zorla kabul ettirmek için bilinçli olarak geliştirildi. Bu durum, Thüringen’deki CDU ile FDP’nin AfD’ye bel bağladığı gerçeğiyle doğrulanıyor. AfD’nin eyalet lideri Björn Höcke, faşist olarak adlandırılması mahkeme kararıyla onaylanmış bir kişi.

Faşizm tehlikesi CDU’ya, SPD’ye, Yeşillere, Sol Parti’ye ya da diğer burjuva partilerine çağrı yaparak değil, yalnızca işçi sınıfının sosyalist bir program temelinde bağımsız seferberliğiyle durdurulabilir. Tarih bunu zaten doğrulamıştır ve mevcut gelişmeler bir kez daha doğrulamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir