Aşırı sağcı aday Bolsonaro, Brezilya devlet başkanı seçildi

Yazdır

Brezilya’da devlet başkanlığının ikinci turu için Pazar günü düzenlenen seçimler, faşizan yedek yüzbaşı ve yedi dönem Rio de Janeiro eyaletinin federal temsilcisi olan Jair Bolsonaro’nun devlet başkanı seçilmesiyle birlikte, bu ayın başındaki ilk tur oylamada ve onu izleyen seçim anketlerinde öngörülenleri doğruladı.

Bolsonaro, 58 milyon oyla toplam oyların yüzde 55’ini kazanırken, İşçi Partisi’nin (PT) adayı Fernando Haddad 47 milyon oy (yüzde 45) elde etti. İkinci turda, yine, oy verebilecek olan toplam 146 milyon yetişkinin 40 milyondan fazlasının iki adaydan birine oy vermemeyi seçmesiyle, ilk turdaki seçime katılmama ve geçersiz oy rekoru tekrarlandı.

1985’e kadar 21 yıl boyunca Brezilya’yı yöneten ABD destekli askeri diktatörlüğün ve onun ölüm saçan barbarca baskısının açık bir savunucusu olan Bolsonaro’nun seçilmesi, ordunun iktidarı devretmesinden sonra ortaya çıkan sivil burjuva demokratik yönetimin tam bir çöküşüne işaret etmektedir.

Bu sonuç, aynı zamanda, 13 yıl boyunca Brezilya burjuvazisinin tercih ettiği araç işlevi gören PT başta olmak üzere, önceden iktidarda olan tüm partiler için bir bozgunu temsil etmektedir. Diktatörlüğe yönelik eski yasal muhalefetten çıkan Brezilya Demokratik Hareketi (MDB) ile ülkenin eski büyük sağcı partisi Brezilya Sosyal Demokrasi Partisi (PSDB) de büyük bir yenilgiye uğramıştır. Daha ilk turda, Kongre seçimlerinde, hem PSDB’nin hem MDB’nin temsilcileri yarı yarıya azalmış ve PT’nin koltuk sayısı yüzde 20 düşmüştü.

Seçimler, PT’nin ve eski sağcı muhalefetin hakim olduğu ve Brezilyalıların geniş kesimleri tarafından ülke tarihindeki en kötü ekonomik krizin sorumlusu olarak görülen tüm siyaset kurumuna yönelik yaygın muhalefeti göstermektedir. 2015 ile 2016 arasında GSYİH yüzde 8 azalır ve şimdiye kadarki en yavaş toparlanma gerçekleşirken, işsizlik oranı yüzde 12’de (yaklaşık 13 milyon işsiz); aşırı yoksulluk ve bebek ölümleri artıyor.

Dahası, PT ve diğer iki büyük burjuva partisi, toptan yozlaşmanın sorumluları olarak görülmektedir. MDB, yaklaşık 30 yıl boyunca, destek vermek için bu iki parti arasında sallanmıştır. PSDB’nin ilk kez devlet başkanlığını aldığı 1994’ten beri (onu, 2002’den sonra dört dönem PT izledi), yolsuzluk dolapları, PT ile PSDB’nin Kongre’de oy satın almasından PSDB yönetimindeki hileli özelleştirmelere ve PT yönetimi döneminde inşaatı, sanayiyi ve enerji tekellerini kapsayan kamu ilalelerindeki rüşvetlere ve komisyonlara kadar uzanmıştır. Bu sonuncusu, kolları ABD’ye, Afrika’ya ve Latin Amerika’nın neredeyse tüm geri kalanına kadar yayılan Lava-jato (Oto yıkama) soruşturmasıyla ortaya çıkarıldı.

Bolsonaro, bu arka plan sayesinde, yolsuzluğa ve yandaşçılığa yönelik popülist eleştirilerle, bu üç partinin işçi sınıfı karşıtı politikalarına yönelik tek muhalefet kılığına girebilmiştir. Bolsonaro’nun, bir dizi ordu kurmayı tarafından desteklendiği ve büyük şirketler tarafından adım adım sahiplenildiği bir seçim süreci ardından seçilmesiyle birlikte, 1985’ten beri ilk kez, acımasız baskısının ve sınıf savaşı politikalarının ifşası ve küçük düşürücü başarısızlığı eliyle önceden bütünüyle morali bozulmuş olan ve hor görülen Brezilya ordusu hükümette baskın bir rol oynayacak.

İlk turdan çıkan eğilimler, PT’nin, 1980’lerde ilk gücünü kazandığı ve sonunda ulusal iktidara yükseldiği eski kalelerinin neredeyse tümünde yenilgiye uğradığı çöküşü gösteriyordu. Bunda, São Paulo’yu çevreleyen ABC denilen sanayi kentleri bölgesi ve kentin kenar mahallelerindeki “kızıl kuşak” denilen işçi sınıfı bölgeleri özellikle belirgindi.

PT’nin ulusal hükümeti ele geçirmeden çok önce ona seçim zaferleri getiren Rio Grande do Sul ve Rio de Janeiro gibi geleneksel olarak solcu eyaletler, Bolsonaro’ya yüzde 63’ün üzerinde çarpıcı zaferler getirdi.

ABC bölgesinde bulunan São Bernardo kenti Bolsonaro’ya oyların yüzde 60’ını verirken, diğer ABC kentlerinde bu oran yüzde 75’e kadar çıktı. ABC bölgesi, PT’nin doğduğu ve şimdi “Oto yıkama” soruşturması ile bağlantılı suçlamalardan hapiste olan eski devlet başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın, metal işçilerinin 1978’de başlayan ve askeri diktatörlüğün sona ermesine yol açan bir dizi büyük grevine önderlik ettiği yerdi.

PT, yalnızca, Lula’nın 2002’deki ilk devlet başkanlığı zaferini etkileyen ve ılımlı, IMF onaylı yoksulluğu azaltma programlarıyla ilişkili olan ülkenin yoksul ve ihmal edilmiş kuzeydoğusunda desteğini sürdürebildi.

Bolsonaro, seçimlere doğru, “kızıl suçlular” diye tanımladığı PT’deki muhaliflerinin ya sürgünü ya da hapsi seçmek zorunda kalacağını ilan eden bir dizi kışkırtıcı açıklama yapmıştı. O, aynı şekilde, “Brezilya tarihinde daha önce benzerine tanık olunmamış bir temizlik” yapma sözü verdi.

Bolsonaro’nun devlet başkanı yardımcısı adayı olan sağcı general Hamilton Mourão, seçimin öngününde, açıkça, yeni hükümetin ilk görevinin, kapsamlı bir emeklilik “reformu”nu içeren ekonomik uyum programlarını hayata geçirmek olacağını belirtmişti. Mourão, bu yıl, “yasa ve düzen”i korumak için “askeri müdahale” gerektiğini ileri süren konuşmalar yapmasının ardından, ordudan emekli olmuştu.

General, yeni hükümetin, göreve geldikten sonra “bazı çiviler çakmak” için “balayı”ndan yararlanacağını söyledi.

Bolsonaro, seçim sonuçlarının yayınlanmasının ardından, sosyal medyada, sosyalizm ve komünizm hakkında atıp tuttu. O, kısa süre sonra, ulusal televizyona çıktı ve hem demokratik hukuk devletine ve mülkiyet haklarına hem de mali sorumluluğa desteğini vurguladı. Bolsonaro, Brezilya’nın dış politikasını Washington’ınki ile daha yakın hale getireceğinin de sinyalini verdi. O, ABD Başkanı Donald Trump’tan bir kutlama telefonu aldığını ve Trump’ın, kendisine, “büyük ortaklıklar”a ulaşabileceklerini söylediğini aktardı.

Bolsonaro’nun seçilmesi, ülke tarihindeki en derin ekonomik krizle ve durmadan artan sınıfsal gerilimlerle karşı karşıya bulunan Brezilya burjuvazisinin keskin bir şekilde sağa döndüğünü göstermektedir.

Bolsonaro’nun iktidar yolu, 13 yılı aşkın sürelik iktidarı boyunca IMF’nin talep ettiği ve ülkedeki ekonomik krizin tüm ağırlığını işçi sınıfının sırtına yükleyen ekonomi politikalarını uygulamak için Bolsonaro’yla ve Kongre’deki çok sayıda sağcı politikacıyla ittifak kuran PT tarafından açılmıştır.

Birçok kişi, PT’nin yenilgisindeki başlıca neden olarak, Lula’nın hapsedilmesine ve dolayısıyla devlet başkanı adayı olamamasına dikkat çekmişti. Ne var ki, anketler, Brezilya halkının çoğunluğunun onun hapsedilmesi gerektiğine inandığını gösteriyor ve bizzat PT, partinin ayırt edici rengini kırmızıdan Bolsonaro’nun kullandığı Brezilya bayrağının yeşil ve sarı renklerine dönüştürürken, ikinci tur kampanyasından Lula’nın görüntüsünü çıkarmıştı.

Gerçek şu ki, bu seçim sonucu, PT’nin, birçoğu Bolsonaro’ya oy veren ve çok daha fazlası tüm siyaset kurumundan duydukları nefret nedeniyle oy vermeyi reddeden Brezilyalı işçi kitleleri tarafından çarpıcı bir şekilde reddedilmesini temsil etmektedir.

PT, Bolsonaro’nun iktidara gelmesinin doğurduğu sağcı tehdide karşı koymak için işçilere herhangi bir sınıfsal çağrıdan bulunmaktan acizdi ve dahası, bunu istemiyordu. İkinci tur öncesinde işçileri sokaklara çıkarmak için hiçbir girişimde bulunulmadı ve eğer böyle bir girişimde bulunulmuş olsaydı, birçoğunun PT’den gelen bir çağrıya karşılık vermesi pek mümkün görünmüyordu. Parti, bunun yerine, burjuvazinin, geçmişte sahip oldukları küçük tabanlarını kaybetmiş olan gözden düşmüş partilerinden destek toplama çabasıyla, geniş bir “demokratik cephe” çağrısı yaptı.

Brezilya’daki tüm sahte sol, Haddad’a oy vermeyi Brezilya’da faşizmin ilerleyişini durdurmanın tek yolu olarak sunarak, bu iflas etmiş ve gerici politikaya “sol” bir dış görünüş vermeye çalıştı. İşçileri, onlarca yıllık süreçte mücadelelerine ihanet etmiş olan partinin kanatları altında toplama yönündeki bu girişimin tam bir başarısızlık olduğu kanıtlandı.

Gerçek şu ki, şimdi Bolsonaro’nun uygulamaya koymaya çalışacağı sağcı toplumsal ve ekonomik politikalar, bir PT hükümetinin göreve gelmesi durumunda da benimsenecekti. Bolsonaro’nun orduyu hükümete getirme adımına, ilk tur oylamadan sonra ilk ziyaretlerinden birini Brezilya Silahlı Kuvvetleri’nin genelkurmay başkanına yapan Haddad’ın başkanlık ettiği bir PT hükümetinde de tanık olunacaktı.

210 milyon dolayında insanın yaşadığı bir ülkede faşist bir diktatörlüğü dayatmak için bir seçimden çok daha fazlası gerecek. Büyük sınıf çatışmaları kapıda. İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu belirleyici sorun, PT’nin, onun sendika konfederasyonu CUT’nin ve onların yörüngesinde dönen sahte sol gruplar topluluğunun onlarca yıllık ihanetlerinin derslerini özümsemektir. Sosyalist enternasyonalizm programına dayanan ve Brezilyalı işçilerin mücadelelerini tüm Amerika işçi sınıfının mücadeleleriyle birleştirmeyi hedefleyen yeni bir devrimci hareketin inşa edilmesi gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares