Almanya’da Sol Parti aşırı sağcı AfD ile işbirliği yapıyor

5 Şubat’ta Hristiyan Demokratlar ile Hür Demokratların (FDP) Thüringen eyaletinde başkan seçilmesi sürecinde aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) ile işbirliği yapması, dünya genelinde bir öfke dalgasını harekete geçirmişti. Hitler’i önemsiz gibi gösteren, ırkçılığı besleyen ve saflarında neo-Nazilerin bulunduğu bir partiyle işbirliği yapılmasına karşı Almanya genelinde protestolar patlamıştı. AfD’nin desteğiyle seçilen eyalet başkanı Thomas Kemmerich istifa etmek zorunda kalmış ve perde arkasında yapılan uzun süreli pazarlıkların ardından, Sol Partili Bodo Ramelow’u bir azınlık yönetiminin başkanı olarak seçme konusunda anlaşmaya varılmıştı.

Seçilmesinden sadece iki gün sonra, bu kez aşırı sağcılara işbirliği elini uzatma sırası Ramelow’daydı. Ramelow, verdiği oyla, AfD’nin Thüringen eyalet parlamentosundaki başkan yardımcılığı koltuklarından birini almasına yardımcı oldu. AfD’li vekil Michael Kaufmann, toplam 89 oydan 45’ini alarak seçildi. Sonradan Twitter’dan açıkladığı üzere, belirleyici oy Ramelow tarafından verilmişti. Ramelow, verdiği oyu savunurken, oyunu “parlamenter katılımın önünü açacak şekilde kullanarak çok ilkeli bir karar” aldığını ve “parlamentodaki her partinin bu hakka sahip olması gerektiğini” söyledi.

Almanya tarihine aşina olan herkes, bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Naziler, iktidarı alıp terör rejimini kurmak için sistematik biçimde “parlamenter katılımlarını” kullandılar. NSDAP’nin Ocak 1930’da ilk kez bir eyalet yönetimine katıldığı yer, Thüringen’di. Bu, Almanya genelinde liberal ve burjuva partilerin yardımıyla “iktidarı yasal yoldan almanın” deneme çalışması işlevi gördü.

AfD’nin faşist karakteri, Thüringen’de özellikle açık bir şekilde görülmektedir. Bu eyalette partiye, etnik milliyetçi (Völkisch) “Hizip”in lideri Björn Höcke önderlik etmektedir. Mahkeme kararıyla bir “faşist” olarak tanımlanabileceğine hükmedilen Höcke, “Yeni Sağ” ve militan neo-Naziler ile sıkı bağlara sahiptir.

Höcke, saldırgan biçimde, tarihi saptıran, ırkçı ve Yahudi karşıtı görüşler savunmaktadır. Nazi rejimini önemsiz gibi gösteren Höcke, Almanya’nın anma politikasında 180 derecelik bir dönüş talep etmektedir ve Berlin’deki Holokost anıtını “bir utanç anıtı” olarak tanımlamıştır. 1 Eylül 2018’de Chemnitz’de göçmen karşıtı bir geçit töreni çağrısı yapan Höcke, Pegida kurucusu Lutz Bachmann, aşırı sağcı Kimlikçiler Hareketi’nin önderi Martin Sellner ve yasaklı aşırı sağcı örgütlerin temsilcileri ile birlikte eyleme önderlik etmiştir. Yürüyüş sırasında göçmenler hedef alınmış ve bir Yahudi restoranına saldırılmıştır.

Ramelow’un bu aşırı sağcı, faşist çeteyi açıkça kucaklaması, kendi partisini bile onun yaptıkları ile arasına bir parça mesafe koymak zorunda bıraktı. Sol Parti’nin Thüringen lideri Susanne Hennig-Wellsow, Twitter’da, “AfD’ye oy yok” diye belirterek kendisinin başka bir tavrı savunmuş olduğunu yazdı. Fakat Ramelow ile “faşizm karşıtı görüşlerimizde birlikte” olduklarından kuşkusu olmadığını ekledi. Hennig-Wellsow, ayrıca Ramelow’un davranışının “yanlış” olduğunu belirtti.

Bu, suçlarını gizleme çabasından başka bir şey değildir. Ramelow’un AfD’ye verdiği destek ne yanlış atılmış bir adım ne de bireysel bir karardır; tersine, bu destek, doğrudan doğruya Sol Parti’nin siyasi ve toplumsal yöneliminden kaynaklanmaktadır. Sol Parti, ismi ne olursa olsun, gerekli tüm yollara başvurarak kapitalizmi savunmaya adanmış bir burjuva partisidir. AfD ile ittifak kurulması da bu yollara dahildir.

Bu, Sol Parti’nin ve onun uluslararası fikirdaşlarının aşırı sağ ile birlikte uygun adım yürümesinin ilk örneği değildir.

Sol Parti’nin bir dizi toplantıda takip edilmesi gereken bir örnek olarak göklere çıkardığı Yunanistan’daki Syriza’nın önderi Aleksis Çipras, dört yıl boyunca aşırı milliyetçi Bağımsız Yunanlar (Anel) ile koalisyon hükümetine başkanlık etti. Avrupa Birliği’nin ve uluslararası bankaların talep ettiği yıkıcı kemer sıkma önlemlerini işçi sınıfına dayatmak için, Çipras’ın aşırı sağcılara ihtiyacı vardı. Çipras şimdi de muhafazakar halefi Kiriakos Miçotakis’in politikalarını destekliyor. Miçotakis, Yunanistan-Türkiye sınırındaki çaresiz sığınmacılara gerçek mühimmatla, göz yaşartıcı gazla ve faşist çeteler eliyle acımasızca saldırılmasını yönetiyor. Sol Parti, bunların hiçbirini Çipras ile sıkı işbirliğini sonlandırmasını gerektiren adımlar olarak görmedi.

Aynı milliyetçi tutumlar Sol Parti içinde de mevcuttur. Uzun zamandır Sol Parti’nin federal meclisteki önderi olan Sahra Wagenknecht, göçmen karşıtı görüşleri nedeniyle AfD tarafından defalarca övüldü. Wagenknecht, hafta sonunda, Yunanistan sınırının sığınmacılara zor yoluyla kapatılmasına desteğini açıkladı. Televizyonda ve kendi YouTube kanalında, sınırları açmanın herhangi bir çözüm getirmeyeceğini; Yeşillerin bir avuç sığınmacıyı kabul etme yönündeki geçici çözümlerinin “basmakalıp” ve “hileli” olduğunu söyledi. Wagenknecht, AfD ile aynı şekilde, “2015’te olduğu gibi kontrolün tamamen kaybedilmesi”nin tekrarlanmasına izin verilmemesi gerektiğini ekledi.

Ramelow, yönetiminde olduğu sırada Thüringen’in, Alman federal eyaletleri arasında en yüksek sınır dışı etme oranlarından birine sahip olmasıyla övünmektedir. Ramelow, doğu Almanya’daki eyalet yönetimlerinde ve Berlin eyalet senatosunda yer alan diğer Sol Partililer gibi, sadece sığınmacı konusunda değil ama sosyal harcamalarda kesinti yapılması ve eyalet bütçelerinde borçların azaltılması konularında da büyük koalisyonun talimatlarını kölece uygulamaktadır.

Ramelow, 5 Şubat’taki seçimi kaybetmesinden beri, AfD’nin önüne kırmızı halı serilmek için elinden geleni yapmıştır. CDU ile FDP’nin aşırı sağcılarla yaptığı anlaşmadan çok, bunun kitlesel bir halk muhalefetini tetiklemesine şaşırmıştır. Ramelow, o zamandan itibaren bu muhalefetin moralini bozup bastırmak için her adımı atmıştır.

Romelow, CDU’nun Thüringen yönetiminin büyük kısmının AfD’ye gösterdiği sempatiye rağmen, CDU’ya bir geçiş hükümetine başkanlık etme fırsatı sunmuş ve CDU için felaket getirecek olan yeni seçimlerin düzenlenmesini reddetmiştir. CDU’nun Sol Parti ile her türlü işbirliğini geri çevirme politikasından vazgeçmeyi reddetmesinin ardından, Ramelow bir “istikrar anlaşması” temelinde eyalet başkanı seçilmeyi kabul etmiştir. Bu durum, CDU’ya –ve dolaylı olarak AfD’ye– yönetimin tüm politikalarını veto etme hakkı veriyor.

Ramelow, bunu, mevcut düzenin ve devletin korunmasının siyasi çıkarlardan daha önemli olduğunu vurgulayarak savundu: “Önce ülke, sonra parti, ondan sonra birey.” Ramelow bu şekilde, 1918 Kasım Devrimi sırasında burjuva düzene yönelik işçi sınıfı muhalefetini bastırmak için Alman ordusu ve aşırı sağcı Freikorps ile ittifak kuran Friedrich Ebert ve Gustav Nosske gibi sağcı Sosyal Demokratların geleneğini sürdürmektedir.

Aynı zamanda Sol Parti’nin içinden geldiği Stalinizmin geleneğini benimsiyor. Stalinizm, 1930’larda Fransa’da ve İspanya’da, 1973’te Şili’de, sözde “demokratik” partiler ile ittifak kurma adına tüm devrimci işçi sınıfı mücadelelerini bastırarak sağcı diktatörlüklerin kurulmasının önünü açmıştı. Bu “halk cephesi” politikasındaki bir diğer unsur, Moskova Duruşmaları ve Büyük Terör’dü. O süreçte Lenin’in Bolşevik Partisi’nin neredeyse tüm önderliği, on binlerce Troçkist ve yüz binlerce devrimci işçi, aydın ve sanatçı öldürüldü.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP), uzun süredir, egemen sınıfın yaygın halk muhalefeti karşısında militarizm ve sosyal kesinti politikalarını dayatmak için AfD’yi bilinçli olarak destekleyip güçlendirdiği uyarısında bulunuyor. SGP’nin Ulusal Sekreter Yardımcısı Christoph Vandreier, Neden Geri Döndüler? adlı kitabında, AfD’nin yükselişi “onun önünü açan hükümetin, devletin, siyasi partilerin, medyanın ve üniversitelerdeki ideologların rolleri araştırılmadan anlaşılamaz,” diye yazmış ve şöyle devam etmişti: “1933 yılında egemen seçkinler komplolarını var olan faşist bir harekete dayandırırken, durum günümüzde bunun tam tersidir. AfD’nin yükselişi seçkinlerin benzer bir komplosunun ürünüdür.”

Ramelow’un AfD’ye verdiği destek, Sol Parti’nin bu komplonun parçası olduğunu vurgulamaktadır. Sol Parti, militarizme, faşizme ve kapitalizme yönelik her harekete düşmanlıkla bakmakta ve onu umutsuz bir çıkmaz sokağa saptırmaya çalışmaktadır. Sol Parti, federal düzeyde de diğer partilerin bir hükümet ortağı olarak kabul edilmeye uğraşıyor ve AfD de dahil olmak üzere onlarla en fazla taktiksel farklılıkları bulunuyor.

WSWS, 14 Şubat’ta yayımladığı perspektif yazısında, Thüringen’deki gelişmelere “korkakça sağa kayarak” tepki veren Sol Parti’nin “sadece CDU ile flört etmediği, aynı zamanda AfD ile işbirliğine hazır olduğunun da işaretini verdiği” uyarısında bulunmuştu. Bu tespit şimdi doğrulanmıştır. Almanya’da ve dünya genelinde aşırı sağın ve militarizmin yükselişiyle tutarlı bir şekilde mücadele eden tek siyasi parti ve eğilim, Sosyalist Eşitlik Partisi ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’dir.

Yazar ayrıca şunu öneriyor:

Alarm zilleri çalıyor! Almanya’da siyasi komplo ve faşizmin canlanması
[14 Şubat 2020]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir