ABD’de ölü sayısı 40.000’i geçerken işe geri dönme kampanyası şiddetleniyor

ABD’de Pazar günü COVID-19 salgınından ölenlerin sayısı 40.000’i geride bırakırken ölümlerin yaklaşık 20.000’i sadece geçtiğimiz hafta meydana geldi.

Salgın, Amerikan toplumunun tamamen işlevsiz olduğunu ve yurttaşlarına en temel gereksinimleri –tıbbi bakım, koruyucu donanım ve hatta yiyecek– sağlamaktan aciz olduğunu gözler önüne serdi.

Hükümet salgına hazırlanmak için hiçbir şey yapmadı, Trump hastalığı bir “aldatmaca” diyerek önemsiz gösterdi ve medya salgını aylarca görmezden geldi. Binlerce sağlık emekçisi tehlikeli koşullarda çalışmak zorunda kalır, hastalanır ve ölürken, bankalar ve şirketler insanlık tarihindeki en büyük kurtarma paketlerini aldılar.

New York City’deki toplu mezarların, soğutmalı araçlara yığılmış ve Detroit’teki Sinai Grace Hastanesi’nde boş odalara doldurulmuş cesetlerin görüntüleri, bunlara tanık olan sağlık emekçilerinin ya da bir bütün olarak işçi sınıfının hafızasından asla silinmeyecek.

Los Angeles’ta 365 Whole Foods Market’in dışında alışveriş arabalarını maskesiz temizleyen bir işçi, 31 Mart 2020 Salı. (AP Photo/Damian Dovarganes)

Ülke genelinde yüz binlerce insan, arkadaşlarını ve sevdiklerini toprağa veriyor. Milyonlarca insan işten çıkarılırken, sayısız hane elindekileri tamamen tüketmenin eşiğinde uzun gıda yardımı kuyruklarına giriyor.

Trump salgının kontrol altına alındığını iddia etse de, hastalık ülkede yeni yerlere yayılıyor. Her eyalet en az bir ölüm bildirirken, hastalık huzurevlerini ve hapishaneleri kasıp kavuruyor.

Bu felaketin ortasında Trump yönetimi, salgını kontrol altına almak için gerekli önlemlerin alınmamasına rağmen, kararlı bir şekilde ülkedeki işyerlerini yeniden açmaya odaklanmış durumda. Trump yönetiminin başlıca kaygısı, salgının Wall Street’in ve büyük şirketlerin zenginleşmesine engel olmamasıdır.

Beyaz Saray, her şüpheli vakaya test yapma, hastalığa yakalananları karantinaya alma ve temaslarını takip etme altyapısının var olmadığı koşullarda, işyerlerini yeniden açma çağrısı yapıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün ve önde gelen epidemiyolojistlerin, bu koşullar altında işyerlerini açmanın tamamen sorumsuzluk olduğu ve salgının canlanmasını körükleyeceği uyarısına rağmen bu adım atılıyor.

Trump’ın işbaşı yapılması talebi, medyanın azımsanmayacak kesimlerince destekleniyor. Pazar günü NBC’nin akşam haberleri devasa ölü sayısı ile değil, işyerlerinin açılmasını talep eden, bazılarına sadece onlarca kişinin katıldığı aşırı sağcı protestolarla başladı. Medya, saldırı tüfekleriyle eyalet meclislerini işgal eden, Konfederasyon bayrağı sallayan ve gamalı taşıyan aşırı sağcı grupların bu gösterilerdeki rolünü görmezden geldi.

Medya, ülke ve dünya genelinde tehlikeli koşullarda işe dönülmesine karşı meydana gelen sayısız grevi ve protestoyu görmezden gelirken, küçük sağcı protestoları halk iradesinin meşru ifadesi olarak sunuyor.

Trump’ın 1 Mayıs’tan itibaren ülkenin önemli bir kısmında işyerlerini açma teklifi (başlangıçta saçma bir hayal olarak gösterilen teklif), şimdi bir dayanak noktası haline geldi. Ülkede COVID-19 vakalarında en yüksek ölüm oranı ile karşı karşıya olan Michigan Valisi Gretchen Whitmer bile, eyaletinin gelecek ayın başından itibaren işyerlerini açacağını duyurdu.

ABC News’in Pazar günkü sohbet programının teması “Tecrit müsabakası”ydı. Program, işyerlerinin yeniden açılması olasılığını, Trump gibi bir “büyük patlama”yı savunanlar ile sürecin kademeli olması gerektiğini söyleyen Utah Valisi Garry Herbert gibiler arasındaki bir anlaşmazlık olarak sundu.

Trump ve medyanın baskın kesimleri, ülkenin yeniden açılması sorununu can kaybı ile topluca yoksullaşma arasında bir tercih yapma olarak sunuyor. Ancak bu ikilem yanlıştır ve kapitalist sistemin imtiyazlarını ebedi varsaymaktadır. Devlet, bir salgın sırasında mali sektör ve şirket seçkinlerine sınırsız kaynak sunmakta ama işçilere ekonomik geçim kaynağı sağlayamamaktadır.

Erkenden işe geri dönme talebine, ABD’nin salgından dolayı Çin’i günah keçisi ilan etme çabalarını büyük ölçüde yoğunlaştırması eşlik ediyor. İşyerlerinin açılması talebinde olduğu gibi bu konuda da Demokratlar ve medya açısından atmosferi Trump belirledi. Salı günü Trump, salgın nedeniyle yanlış bir şekilde Çin’i suçladığı açıklamada, ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’ne mali kaynağını keseceğini duyurdu.

Ertesi gün, Associated Press, Trump’ın salgından Çin’i sorumlu tutan uydurma iddialarını desteklediği “Çin, muhtemel salgın konusunda kamuoyunu son derece önemli 6 gün boyunca uyarmadı” başlıklı bir yazı yayımladı. 14-20 Ocak haftasıyla ilgili bu hikaye, o dönem ABD medyasında çıkan haberlere ilişkin en üstünkörü analizle bile yalanlanmaktadır. Böyle bir analiz, uluslararası basının Ocak ayının ilk haftasında hastalığın ilerlemesini yaygın ve isabetli bir şekilde haber yaptığını açıkça ortaya koymaktadır.

Demokratlar ve onların güdümündeki medya ise Trump’ı kendi oyunuyla yenmeye çalışıyor. New York Times, Pazar günü yayımlanan baş sayfa yazısında, Trump’ı Çin’i yatıştırmaya çok istekli olarak resmederek şöyle yazıyordu: “Ticari görüşmeleri sürdürmeye can atan, piyasaların daha fazla bozulmasından tedirgin olan ve ABD’nin Çin’deki hayat kurtarıcı tıbbi malzeme üreticilerinin eline baktığı bir anda Devlet Başkanı Şi Cinping ile ilişkisini korumaya istekli olan Bay Trump, Cumhuriyetçilerin Çin’i suçlama çabalarını tekrar tekrar bulandırmıştır.”

Demokrat başkan adayı Joe Biden da bu yaklaşımı benimseyerek, yeni kampanya reklamında Trump’ı “Çin’deki önderlere güvenip Amerika’yı bu salgın karşısında savunmasız ve ortada” bırakmakla suçladı.

Washington Post ise Salı günü yayımladığı bir yazıda, Trump’ın eski faşizan kampanya yöneticisi Stephen Bannon’ın aylardır ısrarla dile getirdiği, COVID-19’un Çin’de bir laboratuvarda yaratıldığı biçimindeki aşırı sağcı komplo teorisini hiçbir kanıt sunmadan meşrulaştırmaya çalıştı. Gazete, bu iddiaları Bannon’un lağımından çıkarmış ve başlıca tartışma konusu olduğu sohbet programlarında kullanılmak üzere yıkamıştı.

Sınıf mücadelesi hiç mola vermiyor ve emperyalizm yağmacı hedeflerini asla gevşetmiyor. Bu, kriz döneminde özellikle doğrudur. İşçiler bu fedakarlıkları yaparken, ABD hükümeti Wall Street’e ve büyük şirketlere 6 trilyon dolarlık kurtarma paketi sağladı. Salgından önce on yılı aşkın süredir yürürlükte olan parasal gevşeme ve aşırı düşük faiz oranları politikası, salgınla birlikte yoğunlaştırıldı.

Egemen sınıf kendi istediklerini yaparsa, krizden çıkan toplum salgın öncesinde hakim olan tüm eğilimlerin şiddetlenmesi ile karakterize edilecek: daha fazla eşitsizlik, daha fazla sömürü, daha fazla yoksulluk ve daha fazla savaş.

Egemen sınıf kriz sırasında kendi çıkarlarını daha acil ve doğrudan ileri sürerken, işçi sınıfının hakkını araması daha güçlü olacaktır. İtalya’dan Kaliforniya’ya kadar tüm dünyada işçiler, tehlikeli koşullarda çalışmayı reddediyor ve erkenden işe dönmeye karşı çıkıyor. Oligarkların servetlerini binlerce insanın hayatı pahasına büyütmek için krizden yararlanma çabaları, devasa bir toplumsal huzursuzluğa neden olacak.

Salgın, kapitalist sistemin iflasını açıkça ortaya koymuştur. İşçiler, Trump yönetiminin işe geri dönme kampanyasına karşı mücadelelerinde, toplumun sosyalist dönüşümü uğruna mücadeleye girişmeliler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir