ABD, Venezuela’ya karşı rejim değişikliği entrikalarını tırmandırıyor

Yazdır

Önceden bilinmeyen sağcı politikacı Juan Guaidó, kendini Venezuela’nın “geçici devlet başkanı” ilan edip Washington ve müttefikleri tarafından derhal tanınmasından yedi ay sonra, Çarşamba günü, onunla hemfikir olan ABD destekli siyasi gericilerden oluşan yeni bir “Hükümet Merkezi” kurduğunu duyurdu.

Paralel bir yönetim ya da bir “gölge kabine” oluşturma yönündeki bu numara, Venezuela’da ABD eliyle organize edilen rejim değişikliği operasyonunda yaşanan bir dizi siyasi fiyaskonun ardından geliyor. Bunlar, 30 Nisan’da düzenlenen ve ordudan herhangi bir ciddi destek alamayan başarısız darbe girişiminde doruğa çıkmıştı.

Bu arada Washington, Venezuela’ya karşı tek taraflı ve yasadışı ekonomik yaptırımları durmaksızın tırmandırdı. 5 Ağustos’ta, Trump, Venezuela’nın ABD’deki tüm varlıklarını donduran ve Venezuela devletiyle, merkez bankasıyla ve ekonomik açıdan kritik önem taşıyan, devlete ait petrol şirketi PDVSA’yla iş yapan şirketleri ikincil yaptırımlarla tehdit eden bir kararnameyi imzaladı.

Buna, açık askeri müdahale tehditleri eşlik ediyor. SOUTHCOM komutanı Amiral Craig Faller, kısa süre önce, ABD silahlı kuvvetlerinin, Venezuela’ya karşı askeri harekat emirlerini yerine getirmeye hazır vaziyette, “tetikte olmayı sürdürüyor,” dedi. Trump’ın, ülkeye mal giriş çıkışını askeri olarak engellemek üzere Venezuela’ya doğrudan bir deniz ablukası uygulama imkanı konusunda danışmanlarını durmadan sıkıştırdığına ilişkin eş zamanlı haberler söz konusuydu.

Guaidó’nun Çarşamba günkü açıklaması, ABD Dışişleri Bakanlığı ile doğrudan koordineli şekilde yapıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, ondan bir gün önce, Kolombiya’nın başkenti Bogota’daki ABD Büyükelçiliği’nden faaliyet gösterecek bir “Venezuela İşleri Birimi (VAU)” kurduğunu açıklamıştı.

Söz konusu birimin “ABD Kongresi’nde iki partinin desteğiyle” oluşturulduğunu vurgulayan bakanlık, birimin görevinin, “ülkede demokrasinin ve anayasal düzenin yeniden kurulması ve Venezuela halkının güvenliği ve refahı için Venezuela’nın meşru hükümetiyle” yani ABD kuklası Guaidó ile birlikte çalışmak olduğunu ilan etti.

Washington’ın Venezuela’da “demokrasi” ve “anayasal düzen” kaygısı, bir askeri darbe kışkırtma girişimlerinde somut ifadesini bulmuştu. “Venezuela halkının refahı”na olan bağlılığına gelince; bu, pratikte, yiyecek ve ilaç malzemelerinin gelmesini engelleyen ve emekçi kitlelerin yoksulluğunu çarpıcı biçimde yoğunlaştıran bir yaptırımlar rejimi yoluyla gerçekleştirilmektedir. Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi’nin (CEPR) hazırladığı son bir rapora göre, Venezuela’da meydana gelen 40.000 dolayında ölümün sorumluluğu doğrudan doğruya ABD yaptırımlarına yüklenebilir.

Guaidó’nun “dış ilişkilerden sorumlu devlet başkanlığı yetkilisi” olarak atadığı kişi, Primero Justicia (PJ) partisinin kurucusu, sağcı politikacı Julio Borges’dir. Eski bir milletvekili olan Borges, Kolombiya hükümetinin koruması altında Bogota’da sürgünde yaşıyor ve Ağustos 2018’de Maduro’yu silahlı bir insansız hava aracıyla öldürme girişiminin düzenlenmesinde oynadığı iddia edilen rolden dolayı Venezuela polisi tarafından aranıyor.

Arjantin, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Paraguay ve Peru hükümetlerinden oluşan Lima Grubu, Borges’i derhal Venezuela’nın “meşru” temsilcisi olarak tanıdılar.

Guaidó’nun da üyesi olduğu aşırı sağcı Halk İradesi (Voluntad Popular) partisinin önderi Leopoldo López, “Hükümet Merkezi koordinatörü” olarak atandı. López, 2014’te şiddet olaylarının meydana geldiği gösterilerle ilişkili suçlamalardan mahkum olması nedeniyle uygulanan ev hapsinden 30 Nisan’da Caracas’taki bir hava üssünün dışında Guaidó’ya katılmak amacıyla çıkmış ve ikili sonuçsuz kalan bir askeri ayaklanma çağrısı yapmıştı.

López, darbenin başarısızlığa uğramasının ardından Caracas’taki İspanya Büyükelçiliği’nden sığınma aldı ve o zamandan beri orada kalıyor. Bulunduğu koşullar altında tam olarak neyi koordine edebileceği belli değil. İspanya Dışişleri Bakanı Josep Borrell, hükümetinin bu sağcı politikacının faaliyetlerini “sınırlayacağını” ve büyükelçiliğin “muhalefetin siyasi eylem merkezi” haline gelmesine izin vermeyeceğini belirtmişti.

Bununla birlikte, Başbakan Pedro Sánchez’in Sosyalist Parti önderliğindeki hükümeti, Washington’a boyun eğdi ve Maduro’yu devirme planlarında Trump yönetimiyle işbirliği yapmak üzere Guaidó’yu Venezuela’nın “meşru devlet başkanı” olarak tanıdı.

Guaidó tarafından atanan diğer “devlet başkanlığı yetkilileri” arasında, devlete ait petrol şirketi PDVSA’yı dolandırma suçlamalarından aranan ve yurtdışında bulunan bir “özel savcı” da var. “Ekonomik kalkınmadan sorumlu devlet başkanlığı yetkilisi”, hükümet karşıtı sivil toplum kuruluşu (STK) Súmate’nin eş kurucusu. Súmate, daha önce CIA tarafından yürütülen siyasi istikrarsızlaştırma operasyonlarını desteklemek için oluşturulmuş bir ABD kurumu olan Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) tarafından finanse ediliyor. “İnsan haklarından sorumlu devlet başkanlığı yetkilisi” ise, fonlarının yüzde 80’i NED’den gelen ABD’li STK Freedom House tarafından finanse edilen Venezuelalı bir STK’nin müdürü oldu.

Guaidó ya da “yetkilileri” Venezuela’da hiçbir şeyi kontrol etmiyor. Onlar sadece, maaşları ABD tarafından ödenen ve rejim değişikliği operasyonunu başarıya ulaştırmak için bekleyen, Washington’a bağımlı bir kukla hükümeti oluşturuyorlar.

Her şeye rağmen, Madura, bu hafta, hükümetinin hem muhalefetle hem de Norveç hükümetiyle temas halinde olduğunu açıkladı. Norveç, iki taraf arasında arabuluculuk yapıyor. Caracas ABD’nin en cezalandırıcı yaptırımlarını uygulamaya koymasının ve sağcı muhalefetin de buna destek vermesinin ardından bu ayın başında görüşmeleri kesmiş olduğu halde, Venezuela devlet başkanı görüşmelerin yakında kaldığı yerden devam edeceğini belirtti.

Maduro, Çinli haber ajansı Xinhua ile röportajında, “önümüzdeki birkaç gün içinde diyalog süreci hakkında iyi haberler” beklediğini söyledi.

Bu ayın başında Maduro, Trump yönetimi ile “diyalog” kurmaya çalışmak ve Venezuela’nın ABD emperyalizmi ile ilişkilerini “normalleştirmek” adına ABD hükümeti ile gizli görüşmeler yapılmasına izin vermiş olduğuna ilişkin ABD medyasında çıkan haberleri doğrulamıştı.

Emperyalizm karşıtı söylemlerine karşın Maduro ve iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV), Venezuela halkının geniş kesimleri arasında hiçbir itibarı bulunmayan sağcı muhalefeti meşrulaştırıyor ve rejim değişikliği peşinde koşan ABD hükümetiyle uzlaşmaya çalışıyor.

Aynı hükümet, bir yandan yatırımcılardan, yolsuz yöneticilerinden ve devlet müteahhitlerinden oluşan ve boliburguesia denilen egemen tabakanın servetini ve ayrıcalıklarını savunmak için ABD emperyalizmiyle ve onun Venezuelalı kuklalarıyla bir tür müzakere yoluyla çözüme ulaşmaya razıyken, ülkedeki derin ekonomik krizin tüm ağırlığını Venezuelalı işçilerin sırtına yükleyerek, işçi sınıfı mücadelelerini acımasızca bastırıyor. Ekonominin kabaca üçte bir daralması işsizliği arttırırken, yaşam standartları kontrolden çıkan enflasyon nedeniyle ciddi ölçüde gerilemiş durumda.

Trump yönetiminin Venezuela özel temsilcisi Elliott Abrams, Washington’ın Maduro hükümeti ile görüşmeleri bağlamında, Venezuela devlet başkanına doğrudan seslenip, ABD’li yetkililerin onun “onurlu bir şekilde ayrılmasını” istediğine inandırmaya çalışmak için New York Times’a verdiği röportajı kullandı.

Abrams, şunları ekliyordu: “Sana dava açmak, sana zulmetmek istemiyoruz. İktidardan ayrılmanı istiyoruz.”

Gazete, okurlarına, Abrahms’ın kovuşturmadan kaçmayla ilgili olarak neden bahsettiğini bildiğini hatırlatma zahmetine girmedi. Abrahms, CIA’in Nikaragua’ya saldırmak için örgütlediği terörist “Kontra” güçlerini finanse etmek için kurulan gizli ve yasadışı bir ağ hakkında Kongre’ye yalan söylemekten mahkum olmuş ancak daha sonra Başkan George H.W. Bush tarafından affedilmişti.

ABD emperyalizminin Latin Amerika’daki politikalarının yalancı ve haydutça karakterinin kişileşmiş hali olan Abrams, 1980’lerde Orta Amerika’daki ABD destekli diktatörlükleri canice savunması ve onların kanlı katliamlarını, işkencelerini ve suikastlarını örtbas etmesi nedeniyle hala yargılanmalıdır.

Maduro hükümetinin bu tür unsurlarla bir uzlaşma arayışı içinde olması, Venezuela ve Latin Amerika işçi sınıfının karşı karşıya olduğu büyük tehlikelere ilişkin bir uyarıdır.

Bu tehlikelere, ancak Venezuelalı işçiler şunu anladıkları ölçüde karşı konulabilir: Washington’ın ve onun kuklası Guaidó’nun komplolarını yenilgiye uğratma konusunda Maduro’ya ya da ordu üst komutasına güvenilemez.

Venezuela’da gelişen ve gitgide daha tehlikeli hale gelen krizden tek ilerici çıkış yolu, işçi sınıfının, kitleleri silahlandırmak, burjuva mülkiyete ve yabancı kapitalist holdinglere el koymak ve ülkenin devasa petrol zenginliğini halkın denetimi altına almak üzere bağımsız siyasi seferberliğinden geçmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares