ABD ile Türkiye arasında doğrudan çatışma riski artıyor

Yazdır

AKP hükümeti, ABD destekli Kürt milliyetçisi örgütler ile savaşını yürütürken, Suriye’nin önemli bir kısmında, Suriye’yle savaşa ve ABD güçleri ile doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek açık bir askeri işgal tehdidinde bulunuyor.

Salı günü, Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD güçleri ile Kürtlerin önderliğindeki milislerin ortak devriyelerini “kabul edilemez” olarak kınadı. Ankara’da gazetecilere konuşan Erdoğan, “Bunları kabul etmemiz mümkün olmayacağı gibi böyle bir durum sınırda ciddi olumsuzluklara neden olur” dedi.

Bu ortak devriyeler, Türkiye’nin 28 Ekim’den itibaren Fırat Nehri’nin doğusundaki Zor Mağar bölgesinde ve Tel Abyad’da bulunan ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) mevzilerini top ateşine tutup en az 10 Kürt savaşçıyı öldürmesinden sonra geldi. Bundan iki gün önce, Erdoğan, Suriyeli Kürt savaşçılara çekilmeleri için “son ihtar”da bulunmuş ve Türkiye’nin bir sonraki hedefinin Fırat’ın doğusundaki Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG; SDG’nin başlıca bileşeni olan Kürt gücü) mevzileri olacağı uyarısında bulunmuştu.

30 Ekim’de, topçu ateşi devam ederken, Erdoğan, ABD destekli Kürt güçlere saldırmak üzere Suriye’yi istila etme tehditlerini arttırdı ve şunları söyledi: “Planımızı programımızı da yaptık. Geçtiğimiz günlerde buna da başladık. Yakında etkili operasyonlarla terör örgütünün tepesine tepesine bineceğiz. Bir gece ansızın gelebiliriz.”

Bu, 31 Ekim’de, Washington’dan öfkeli bir uyarı gelmesine neden oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Robert Palladino şunları söyledi: “Suriye’nin kuzeybatısına herhangi bir tarafın tek taraflı askeri saldırıları, özellikle de Amerikalı personel orada ya da yakınlarda bulunabileceği için, bizde büyük kaygı uyandırıyor… Güvenlik kaygısı sorunlarında ABD ile Türkiye arasında koordinasyon ve istişare sağlanması, daha iyi bir yaklaşımdır.”

Ancak, Ankara, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir şubesi olarak gördüğü YPG’yi ezmeye kararlı ve Suriye’de bir Kürt özerkliğinin, Türkiye’de de özerklik taleplerini kışkırtacağından korkuyor.

Washington, Salı günü, Ankara’yı yatıştırma yönündeki açık bir girişimle, üç PKK önderinin başına ödül koyacağını duyurdu. Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Matthew Palmer, Dışişleri Bakanlığı’nın Adalet İçin Ödüller programının, PKK yetkililerini ele geçirmeyi sağlayan bilgilere para teklif ettiğini açıkladı. Ödüller, Murat Karayılan için 5 milyon, Cemil Bayık için 4 milyon ve Duran Kalkan için 3 milyon dolar.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Washington’ın PKK ile YPG’yi aynı oluşum olarak görmediğini söyledi ve şunları ekledi: “Bizim için, PKK bir terör örgütüdür. YPG konusunda aynı görüşte değiliz. YPG’nin, Irak ve Şam İslam Devleti’ne [IŞİD] karşı savaşta, Türkiye’ye bir tehdit doğurmadan, Suriye Demokratik Güçleri’nin parçası olarak faaliyet gösterdiğinden eminiz.”

Türkiye Devlet Başkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD’nin para ödülü girişimini tersledi ve Ankara’nın buna “ihtiyatla” yaklaşacağını; Washington’ın YPG ile tüm bağlarını kesmesini talep ettiklerini söyledi.

Türkiye’nin bölge genelindeki katliama gitgide derinleşen müdahalesi, Erdoğan’ın, NATO üyesi emperyalist güçlerin 2011’de başlattıkları rejim değişikliği amaçlı vekil savaşına destek verme kararının ürünüdür.

Sosyalist Eşitlik’in Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde (WSWS) daha önce belirttiği gibi: “Ortadoğu’daki savaşın ve sınıf mücadelesinin yoğunlaşmasıyla birlikte, Erdoğan’ın tüm hesapları çöktü. 2013’te, Mısır’daki İslamcı Devlet Başkanı Muhammed Mursi’ye yönelik artan işçi sınıfı öfkesinin ve Türkiye’deki Gezi Parkı odaklı toplumsal protestoların ortasında, emperyalist güçler, Mursi’yi deviren bir askeri darbeye arka çıktılar. Dahası, onlar, İslam Devleti (IŞİD) milisleri Suriye’de güç kazanır ve Irak’ı istila ederken, ona karşı vekil güç olarak Kürt milliyetçisi gruplarla ittifak kurmaya yöneldiler.

“Erdoğan, emperyalist savaş politikasındaki bu ani ve sert değişimlere uyum sağlayamadı ve Ankara’nın emperyalist müttefikleri, hızla, onu ‘stratejik’ değil ama güvenilmez bir ortak olarak görme noktasına geldiler.”

Rusya’nın, NATO destekli İslamcı milislerin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmesini önlemek için askeri olarak müdahale etmesinin ardından, Kasım 2015’te, Türk jetleri, ABD’nin desteğiyle, bir Rus savaş uçağını vurup düşürmüştü. Ancak, Rusya’nın yanıt olarak askeri tavrını sertleştirmesinden ve Türkiye’ye karşı misilleme olarak ekonomik yaptırımlar tehdidinde bulunmasından sonra, Ankara, rotasını Rusya’ya ve Çin’e doğru kırdı. Erdoğan hükümeti, Obama yönetimi ve Avrupalı müttefikleri ile ilişkileri hızla kötüleşirken, bir hava savunma sistemi için önce Çin’e, ardından da Rusya’ya yöneldi.

15 Temmuz 2016’da, Türk ordusunun Washington ve Berlin tarafından teşvik edilen bir kesimi, NATO’nun İncirlik hava üssünden, Erdoğan’ı öldürüp Türkiye’de bir yönetim değişikliği gerçekleştirmeyi amaçlayan başarısız bir darbe girişiminde bulundu.

Erdoğan, darbeye, Kürt güçlerine karşı savaşı arttırarak, bir olağanüstü hal uygulamaya koyarak ve tüm siyasi muhalefeti boğmaya çalışarak tepki verdi. Ankara, ayrıca, Moskova ve Tahran ile daha fazla yakınlaşma adımları attı ve Suriye savaşına bir “çözüm” için Astana görüşmelerinin başlatılmasında yer aldı. Erdoğan, Türk ordusuna, YPG’ye karşı, “Fırat Kalkanı Harekatı” (Ağustos 2016) ve “Zeytin Dalı Harekatı” (Ocak 2018) adı altında Suriye’de operasyon başlatma emirleri verdi.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda dehşet verici bir devlet cinayetiyle öldürülmesinin ardından ABD-Türkiye ilişkilerinde yaşanan kısa süreli ısınma, hızla sona ermiş gibi görünüyor. Ankara, Kaşıkçı suikastı soruşturmasını, açıkça, Türkiye’nin Riyad ve Washington karşısındaki çıkarlarını ilerletmenin bir aracı olarak gördü. Türkiye, Suudilerin Katar’a yönelik ablukası ve ABD’nin YPG ile ittifakı gibi nedenlerle hem Suudi rejimiyle hem de ABD emperyalizmi ile gergin ilişkilere sahipti.

Erdoğan, aralarında Washington Post’un da bulunduğu ABD’li yayınlar için çalışan Kaşıkçı’nın öldürülmesini soruşturarak, Washington ile ilişkileri iyileştirmeye çalıştı. Ankara, ayrıca, 15 Temmuz darbesinin hazırlanmasına yardımcı olmakla suçladığı ABD’li papaz Andrew Brunson’u serbest bıraktı. Ancak Washington, Suriye’deki savaşı yoğunlaştırma stratejilerine yoğunlaşarak, Kaşıkçı cinayetini kısa süre içinde bir kenara bıraktı.

Ankara, tüm bunlara, Avrupalı güçlere daha fazla yaklaşarak ve onların Washington ile giderek artan farklılıklarını kendi çıkarına kullanma peşinde koşarak karşılık veriyor. Erdoğan hükümeti, Suriye’de Avrupalı emperyalist güçler için kabul edilebilir bir barış anlaşması geliştirmek üzere Almanya, Fransa ve Rusya ile yeni bir oluşuma katıldı. 27 Ekim’de Erdoğan’ın ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen ve bir sonuca varmayan Suriye zirvesine, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin katıldı.

Zirvenin ardından, dörtlü, yaptıkları ortak açıklamada, “özgür ve adil seçimlere zemin hazırlamak üzere”, yıl sonundan önce yeni bir Suriye anayasası hazırlanması çağrısı yaptı.

Bu arada, Salı günü Tokyo’yu ziyaret eden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarını eleştirdi. Çavuşoğlu, İran’ı köşeye sıkıştırmanın ve izole etmenin akıllıca olmadığını tersine tehlikeli olduğunu söyledi ve ekledi: “Türkiye yaptırımlara her zaman karşıdır. Yaptırımlarla herhangi bir sonuca ulaşılabileceğine inanmıyoruz.” Bu, Washington ile Avrupalı devletler arasında da giderek artan bir anlaşmazlık konusu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares