2019 Avustralya Federal Seçimlerinde Sosyalist Eşitlik Partisi’ni Destekleyin
Militarizme ve Savaşa Hayır! Sosyalizm ve Enternasyonalizm İçin!

Yazdır
Sosyalist Eşitlik Partisi, 2019 federal seçimlerinde, işçi sınıfının sosyalist bir programa dayanan siyasi hareketini inşa etmek, görülmemiş seviyelerdeki toplumsal eşitsizliğe, dünya savaşı tehlikesine, otoriter yönetim biçimlerinin gelişmesine ve faşist güçlerin yeniden ortaya çıkmasına karşı çıkmak amacıyla adaylar çıkarıyor.

Egemen seçkinler için, bu seçim, tüm siyaset kurumuna yönelik derinleşen düşmanlıkla damgalanan, eşsiz bir kriz seçimidir.

İşçi sınıfı tarafından küçümsenen Liberal-Ulusal Parti hükümeti, Morrison, Dutton ve Abbott gibi aşırı sağcıların denetimi altında. Onlar, Liberal Parti’yi daha da sağa götürmek için Turnbull’a karşı bir önderlik darbesi gerçekleştirdiler ve izledikleri politikalar (özellikle, militarizmi ve milliyetçiliği yükseltmeleri ile birlikte, sığınmacılara ve göçmenlere yönelik saldırıları) işçi sınıfını hedef alan faşist hareketleri beslemeyi amaçlıyor.

Herhangi bir olumlu halk desteğinden yoksun olan İşçi Partisi, ikiyüzlülük ve hilekarlık yoluyla iktidara gelmeyi umuyor. Partinin önderi Shorten, kapalı kapılar arkasında, büyük şirketlere, İşçi Partisi’nin ülkenin kredi notunu koruyacağını ve karları arttıracağını söylüyor. Aynı zamanda, işçilere ve gençlere, “adalet” hakkında boş popülist sözler veriyor. Buna, “geçinmeye yetecek bir ücret”i yasalaştırma vaatleri dahildir. Bu sözlerin hiçbir değeri yoktur. İşçi Partisi’nin geçtiğimiz otuz yıldır yaptığı gibi, olası bir Shorten hükümeti, işçi sınıfına yeni ekonomik yükler dayatacaktır.

Bu seçim, siyaset kurumu partileri ve şirket medyası emekçilerin karşı karşıya olduğu gerçek durumun üzerini örtmeye çalıştığı için, her zamankinden daha büyük bir ölçekte yalanlar ve saptırmalar ile karakterize edilecektir.

SEP, gerçeği anlatan tek partidir: kapitalist sistemi iyileştirmenin hiçbir temeli yoktur. Seçimin ardından hangi hükümet gelirse gelsin, yaşam standartlarına ve toplumsal koşullara yönelik saldırıları yoğunlaştıracak, demokratik hakların içinin boşaltılmasını hızlandıracak ve savaş yönelimi ile işbirliği yapacaktır.

İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu yaşamsal mesele, oy sandığı yoluyla egemen seçkinlerin düşünce yapısını değiştirme yönünde boş girişimde bulunmak değil; tüm toplumsal sorunların ve yüz yüze olduğu siyasi tehlikelerin kaynağı olan kar sistemini ortadan kaldırmak için sosyalizm uğruna kendi bağımsız siyasi hareketini geliştirmektir.

Sosyalizm uğruna mücadelenin temeli, enternasyonalizm ilkesidir: işçiler, küresel kar sisteminin krizinin doğurduğu büyük tehlikelere karşı koymak için, mücadelelerini bilinçli bir şekilde ulusal sınırların ötesinde birleştirmeye uğraşmalılar. SEP, işçileri bölmek için kullanılan kokuşmuş Avustralya milliyetçiliğine ve sığınmacı karşıtı yabancı düşmanlığına tümüyle karşıdır.

Kapitalizm, 1930’ların ve 1940’ların dehşetlerine geri dönme tehdidi oluşturuyor.

Büyük güçler hem rakiplerine, hem de sözde müttefiklerine karşı jeostratejik ve ekonomik üstünlük peşinde koştuğu için, uluslararası ilişkiler gitgide daha çok mafyacılık biçimini alıyor. Küresel ekonomi ile kapitalist ulus devlet sistemi arasındaki nesnel çelişki, yeniden yüzeye doğru patlıyor ve Ortadoğu’da, Asya-Pasifik’te ve Avrupa’da, nükleer silahlı devletler arasında hızla yıkıcı bir savaşa dönüşebilecek olan çok sayıda parlama noktasına neden oluyor.

Dünyanın geri kalanında olduğu gibi, Avustralya’da da, tüm ekonomik ve mali kurumlar, işçi sınıfının emeği eliyle üretilen servetin hortumlanmasının ve aşırı zenginlerin cebine indirilmesinin araçlarıdır.

Fakat aynı zamanda, çözüm, işçi sınıfının muazzam mücadeleleri biçiminde ortaya çıkıyor; bu mücadelelerin sonucu, toplumun yazgısını belirleyecektir.

ABD’deki öğretmenlerin mücadelelerinden, Meksika’daki otomotiv işçilerinin grevlerine ve Fransa’daki “sarı yelek” hareketine kadar, işçi sınıfının büyüyen uluslararası kabarışı, sınıf mücadelesinin bastırılmasında ve emekçi kitlelere mali oligarşinin kemer sıkma emirlerinin dayatılmasında başrolü oynamış olan düzen partilerine ve sendikalarına karşı bir başkaldırı ile karakterize ediliyor.

İşçi sınıfı mücadelelerinin artışından derinlemesine korku duyan dünya egemen sınıfları, buna, faşist grupları ve partileri teşvik edip otoriter yönetim biçimlerini kurumsallaştırarak tepki veriyor.

Egemen sınıfların demokratik haklara yönelik saldırıları, WikiLeaks yayıncısı Julian Assange’ın tutuklanıp hapse atılmasıyla ve Assange’a karşı yalancı tanıklık yapma dayatmasını reddeden cesur ifşaatçı Chelsea Manning’in devam eden tutukluluğuyla örneklenmektedir. Onların tek “suçu”, ABD’nin ve Avustralya gibi müttefiklerinin canice savaşlarını ve müdahalelerini ifşa edip gerçeği ortaya çıkarmış olmaktır.

Faşizm, tüm dünyada yeniden ortaya çıkıyor. ABD’de, Başkan Donald Trump, sosyalizmi ve işçi sınıfını hedef alan bir savaş halinde faşist türde bir hareket oluşturma peşinde koşarken, Avrupa genelinde, açıkça faşist partiler, hükümetlerde ve parlamentolarda yer alıyor.

Trump, ABD’nin geçtiğimiz iki yüzyıldır yönetildiği anayasal çerçeveyi bir kenara atarken, demokrasinin tüm biçimlerine yönelik hızlanan saldırıya öncülük ediyor ve işçi sınıfının kabarışına karşı koymak için otoriter bir rejim kurmaya uğraşıyor. Trump’ın eylemleri, Avustralya da dahil olmak üzere her ülkedeki benzer gelişmelere örnek oluşturuyor.

Avustralya, uluslararası sınıf mücadelesinden ayrı ve küresel kapitalist ekonominin yasalarından yalıtılmış “şanslı ülke” olduğu biçimindeki resmi milliyetçi efsanenin tersine, uluslararası finans akışı kesilirken bankacılık sisteminin birkaç gün içinde çökme noktasına geldiği 2008’deki mali erimeden derinlemesine etkilenmişti.

Ekonomi, o zamandan beri, çökmüş olan bir madencilik büyümesi ve şu anda çökme süreci içinde olan bir konut balonu eliyle ayakta tutuldu. Avustralya ekonomisinin yavaşlaması, diğer gelişmiş ekonomilerden daha hızlı bir oranda ilerliyor ve bu, işçi sınıfının kitlesel muhalefetini kışkırtacak olan derin bir durgunluğun başlamasına işaret ediyor.

Buradaki egemen sınıf da, tıpkı Avrupa ile ABD’dekiler gibi, aşırı sağcı güçleri besliyor. Yeni Zelanda’daki 15 Mart katliamı, Avustralyalı bir faşist tarafından gerçekleştirildi. Bu, 1930’lardaki kapitalist toplumun bağırsaklarından fışkıran tüm gerici pisliğin bir kez daha dışarı çıktığını ve ne kadar “yalıtılmış” ya da “barışçıl” görünürse görünsün, hiçbir ülkenin bundan muaf olmadığını göstermektedir.

Faşizm, henüz herhangi bir ülkede kitlesel bir siyasi hareket değil. Ancak faşist örgütler, ordunun, polisin ve devlet aygıtının en üst kademeleri eliyle destekleniyor ve artan seviyede hayal kırıklığını, öfkeyi ve toplumsal hoşnutsuzluğu kendi gerici amaçları için kullanabiliyorlar.

Bu tehdidi görmezden gelmek ve ona karşı harekete geçmemek, felakete davetiye çıkarmaktır. 20. yüzyılın kanlı tarihsel deneyimleri, kalıcı bir ders oluşturmuştur: faşizme ve savaşa karşı mücadele, yalnızca, işçi sınıfının sosyalist bir program temelindeki bağımsız siyasi seferberliği yoluyla geliştirilebilir.

Bu perspektif, SEP’in seçim kampanyasının temelini oluşturmaktadır. Bizler, bu kampanyayı, dünya partimiz Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ve onun Kuzey Amerika’daki, Avrupa’daki ve Asya’daki şubeleri tarafından verilen uluslararası sosyalizm mücadelesinin parçası olarak yürütüyoruz.

Programımız aşağıdaki ilkelere dayanıyor:

İşçi sınıfının uluslararası birliği için

Savaş yönelimini, iklim değişikliğini ve çevresel felaketleri ya da demokratik ve sosyal haklara yönelik aralıksız saldırıları, tek bir ülkenin sınırları içinde durdurmak olanaksızdır. Sosyalizm uğruna mücadelenin temeli, enternasyonalizmdir. Bu, işçi sınıfını tüm dünyada birleştirmek, küresel şirket devlerinin egemenliğine son vermek ve toplumu tüm insanlığın acil sosyal gereksinimlerini karşılamak üzere yeniden örgütlemek için olmazsa olmazdır.

* SEP, işçileri karşı karşıya getiren ve kapitalizmin yarattığı toplumsal kriz için işçi sınıfının en savunmasız kesimlerini (özellikle de göçmenleri ve sığınmacıları) günah keçisi ilan eden ırkçılığın ve milliyetçiliğin bütün biçimlerine karşı çıkar. Biz, sığınmacıların ve göçmenlerin, Avustralya’da veya dünyanın başka bir yerinde, tam yurttaşlık haklarıyla yaşama, okuma ve çalışma temel demokratik hakkını koşulsuz bir şekilde savunuyoruz.

* SEP, üst orta sınıfının kendi ayrıcalıklı ekonomik ve toplumsal konumunu geliştirmek için kullandığı gerici #MeToo hareketi dahil olmak üzere kimlik politikasına karşı çıkar. Kimlik politikası, işçi sınıfını bölmeyi ve kapitalist toplumdaki temel bölünmenin sınıfsal (işçi sınıfı ile sömürücüler, yani üretim ve finans araçlarının sahipleri arasında) olduğu gerçeğini gizlemeyi amaçlamaktadır. Toplumsal cinsiyeti, cinsel yönelimi, ten rengi ya da dini ne olursa olsun, işçilerin demokratik ve sosyal hakları, yalnızca, kapitalizmi ortadan kaldırmak için aşağıdan birleşmiş bir hareket üzerinden savunulabilir.

Toplumsal eşitlik için!

Oxfam’ın son raporu, dünyadaki en zengin 26 milyarderin dünya nüfusunun yarısından, yani yaklaşık 3,8 milyar insandan daha fazla servete sahip olduğunu gösterdi. Bu kutuplaşma, tüm dünyadaki hükümetler tarafından onlarca yıldır mali sermaye yararına uygulanan bilinçli ekonomik ve toplumsal politikaların sonucudur.

Avustralya’da, hanehalklarının tepedeki yüzde 20’si, tüm servetin yüzde 62’sine sahip ki bu, neredeyse hiçbir şeyi olmayan en yoksul yüzde 20’ninkinden 100 kat daha fazladır. Toplumun diğer kutbunda, üç milyon dolayında insan (her sekiz yetişkinden ve altı çocuktan biri) resmi yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Artan işsizlik oranları, yoksulluk düzeyindeki sosyal yardımlar, artmayan gerçek ücretler, devasa konut maliyetleri ve güvencesiz yarı zamanlı, geçici ve sözleşmeli çalışmanın yaygınlığı; hepsi, ailelerin dağılmasına, akıl sağlığı sorunlarına, aşırı uyuşturucu ve alkol kullanımına ve daha bir sürü sosyal soruna yol açan çok büyük toplumsal gerilimler oluşturmak üzere birleşiyor.

* SEP, herkesin toplumsal haklarını güvence altına almak için servetin büyük çaplı bir yeniden bölüşümü çağrısı yapar. Bu haklar, güvenceli ve düzgün maaşlı bir iş, geçinmeye yetecek bir emekli maaşı, ücretsiz ve yüksek nitelikli eğitim ve sağlık hizmeti, ekonomik konut ve kültüre ve sanata erişim haklarını kapsamaktadır.

* Biz, Aborijin halkının, Avustralya kapitalizminin geleneksel yerli toplumlarına yönelik soykırımsal tahribatının sonucu olarak karşı karşıya olduğu derinleşen toplumsal ve ekonomik krizi çözmek için acil harcama önlemleri çağrısı yapıyoruz.

* Bu sosyal haklar, mali sektör ve şirket oligarşisinin ekonomik yaşam üzerindeki egemenliği sona erdirilmeden elde edilemez. Büyük bankalar, ulusötesi madencilik şirketleri, perakende holdingleri, ilaç şirketleri, iletişim ve enerji devleri kamulaştırılmalı ve işçi sınıfının kamusal mülkiyeti ve demokratik denetimi altına alınmalıdır.

* Tam istihdam sağlamak, toplumsal hizmetlerdeki krizleri çözmek ve iklim değişikliğinin üzerine gitmek için gerekli altyapıyı geliştirmek üzere milyarlarca dolarlık bir kamu çalışmaları programı uygulamaya konmalıdır.

Demokratik hakları savunun!

Aşırı toplumsal eşitsizlik, demokratik yönetim biçimleri ile bağdaşmamaktadır. Zengin seçkinlerin, aşağıdan gelen her türlü meydan okumayı bastırırken durmadan daha çok şirket karı ve kişisel servet biriktirme kararlılığı, küresel ölçekte otoriter ve diktatörce yönetim biçimlerinin benimsenmesine yol açıyor. Düzmece “terörle mücadele” adına, Avustralya’da halihazırda bir polis devleti yapısı oluşturulmuş durumda.

İşçi Partisi, Liberaller ve Yeşiller, gerici Avustralya milliyetçiliğinin yükseltilmesi ile el ele, daha fazla antidemokratik önlem dayatmaya çalışıyorlar. Parlamentodaki milliyetçi bir cadı avı, çifte yurttaşlığa sahip olan ya da sahip olma hakkı olan herkesi hedef alıyor. Yüksek Mahkeme’nin anayasayı “Avustralya’ya koşulsuz bağlılık” gerektirdiği biçiminde yorumlamasının ardından, bu seçim bugüne kadar düzenlenen en antidemokratik seçim haline gelerek, nüfusun yaklaşık yüzde 50’si federal seçimlere katılma haklarından yoksun bırakıldı.

Aynı zamanda, Çin’e karşı yabancı düşmanı bir panik kampanyasının ortasında, aşırı sert “yabancı müdahalesi” yasaları, iki partili destekle kanunlaştırıldı. Bu yasalar, savaş karşıtı muhalefeti bastırmak, uluslararası siyasi işbirliğini yasadışı hale getirmek ve iki dünya savaşı sırasında olduğu gibi, “düşman uyruklu kişiler”in topluca gözaltına alınmasını düzenlemek için kullanılabilir.

Hem Avustralya’da, hem de Yeni Zelanda’da, tüm siyaset ve medya kurumu, Christchurch katliamının siyasi sorumluluğunu taşımaktadır. Avustralyalı faşist Brenton Tarrant’ın manifestosunun merkezinde yer alan kirli komünizm karşıtlığı ve İslam fobisi, eyalet meclislerinden, ulusal parlamentodan ve ana akım medyadan çıkan eleştirilerden çok uzak değildir.

Demokratik haklara yönelik saldırı ve bununla ilişkili savaş yönelimi, İşçi Partisi ve Koalisyon hükümetlerinin WikiLeaks’in kurucusu ve editörü Julian Assange’a karşı kan davası ile işbirliğinde en keskin ifadesini bulmaktadır.

Siyaset kurumunun, medyanın ve çeşitli sahte sol örgütlerin Assange’a yönelik düşmanlığı, onun Walkley gazetecilik ödülünü aldığı 2011’den sonra yoğunlaştı. Bu düşmanlık, Obama yönetiminin Çin’i hedef alan “Asya’ya dönüş”ü ilan etmesi ve Wahington’ın Mısır devriminin ardından Suriye’de ve Libya’da kanlı müdahalelere girişmesi ile birlikte derinleşti. Assange’a yönelik saldırılar, 2016’da, WikiLeaks’in Clinton’ın doğrudan bir Wall Street adayı olduğunu ifşa etmesinden sonra, Assange’ı Putin’in Rusya’sının bir maşası olarak niteleyen suçlamalarla arttırıldı. Bu, Assange’a yönelik zulmün ABD emperyalizminin Rusya’ya ve Çin’e karşı savaş yönelimiyle ve Avustralya’yı bu yönelimle bütünleştirmekle bağlantılı olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

* SEP, Avustralya hükümetinin, bir Avustralya yurttaşı olan Assange’ın haklarını korumasını ve ABD’ye iade edilme tehdidi olmadan Avustralya’ya güvenli geçişini sağlamasını talep eder. Biz, Assange’ı kovuşturmak için toplanmış düzmece bir ABD büyük jürisi ile işbirliği yapmayı reddettiği için yeniden hapse atılan Chelsea Manning’in derhal ve koşulsuz serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

* SEP, Assange’ın ve Manning’in özgürlüğü uğruna mücadeleyi işçi sınıfını taşıyacak, bunu seçim kampanyamızın merkezi bir bölümü yapacak ve siyaset kurumunun onların yazgısına yönelik sessizliğine meydan okuyacaktır.

* SEP, ordu-istihbarat-polis aygıtının dağıtılmasında ısrar eder. Biz, demokratik hakları kısıtlamak ya da yasadışı ilan etmek için tasarlanmış tüm yasaların ve düzenlemelerin yürürlükten kaldırılmasını talep ediyoruz. Bunlara, tüm grev karşıtı yasalar, anayasanın 44. maddesi, terörle mücadele ve yabancı müdahalesi yasaları ve interneti ve medyayı sansürleme yönünde artan girişimler dahildir.

İşçi sınıfının siyasi bağımsızlığı için! Bir işçi hükümeti için!

Dünyanın bütün ülkelerinde, işçi sınıfının yeniden ortaya çıkışı, tüm toplumsal ve siyasal düzene yönelik derinleşen bir düşmanlık biçimini alıyor.

Bu hareketi bastırmak ve başka yöne çevirmek için her şeyi göze almış olan sendikalar, İşçi Partisi’nin Liberallere bir alternatifi ya da en azından “kötünün iyisini” temsil ettiğine ilişkin yanlış ve oyalayıcı yanılsamaları arttırmaya çalışıyorlar. Gelişen devasa toplumsal öfkenin bilincinde olan sendikalar, bir toplumsal huzursuzluk “tsunamisi” uyarısında bulunuyorlar. Bununla birlikte, sendikalar, büyük sermayenin ve hükümetin endüstriyel polis gücü olarak, onlarca yıldır yaptıkları gibi, işçi sınıfının herhangi bir bağımsız hareketini yalıtmak, moralini bozmak ve bastırmak için ellerinden geleni yapacaklar.

Daha önceki deneyimlerin derslerinin çıkarılması ve bunların pratiğe dökülmesi gerekiyor. 1983–96 yılları arasında Hawke-Keating’in İşçi Partisi hükümeti, Avustralya’yı küresel mali sermayenin “serbest piyasa” yapısıyla bütünleştirir ve servetin aşağıdan yukarı doğru tarihteki en büyük yeniden bölüşümünü başlatırken, işçi sınıfının bütün bağımsız örgütlenmesini parçaladı. Rudd-Gillard önderliğindeki İşçi Partisi hükümetleri, sendikaların işbirliğiyle, grevleri ve diğer iş yavaşlatma eylemlerini neredeyse yasaklayan Adil Çalışma yasasını çıkardılar. Shorten’ın İşçi Partisi önderliği, Hawke-Keating hükümetini, örnek alacağı “model” olarak belirledi.

Shorten’ın acınası popülizmi, Britanya İşçi Partisi önderi Jeremy Corbyn gibi kişileri taklit etme yönünde umutsuz bir girişimdir. Peki, Britanyalı işçilerin deneyimi ne oldu? Corbyn önderliği, “sol” görünümüne karşın, İşçi Partisi’nin kapitalist düzenin bir payandası olduğunu kanıtlamıştır. Corbyn, İşçi Partisi içindeki nefret edilen Blaircı sağ kanada karşı herhangi bir mücadeleye karşı çıkmasının ardından, şimdi de, “ulusal çıkarları yerine getirmek için ulusal birlik” çağrısını kabul ederek, Muhafazakar Başbakan Therese May’i Brexit krizinden kurtarmaya koştu.

Avustralyalı Yeşiller, ayrıcalıklı bir üst orta sınıf uzmanlar tabakasına ve “yeşil” şirket çıkarlarına dayanmaktadır. Kendilerini parlamenter istikrar partisi olarak tanıtan Yeşiller, hükümeti hangi parti kurarsa kursun desteklemeye ve onun işçi sınıfı karşıtı politikalarını savunmaya çalışırlar.

Sosyalist İttifak, Sosyalist Alternatif ve onların Melbourne’de bulunan dar görüşlü seçim cephesi Victoria Sosyalistleri gibi çeşitli sahte sol oluşumlar da, hali vakti yerinde orta sınıf tabakaları temsil etmektedir. Onların başlıca işlevi, ilerici değişimin İşçi Partisi ve sendikalar üzerinden gerçekleştirilebileceği biçimindeki bayat yanılsamayı sürdürmektir. Siyaset kurumu gitgide daha sağa kayarken, Suriye’de ve Libya’da ABD’nin önderlik ettiği savaşları ve kimlik politikasının gerici, antidemokratik çarelerini destekleyen bu sahte solcular da onlarla birlikte sağa kaymıştır.

* Sosyalist Eşitlik Partisi, gençlerin ve işçilerin kapitalizme karşı mücadeleyi geliştirmesi için tek gerçek aracı sağlamaktadır. Biz, işçileri, düzgün ücretler, koşullar ve güvenceli iş uğrunu mücadele etmelerini önleyen sendikal deli gömleğini parçalamak için, tabandaki işçiler tarafından demokratik olarak seçilmiş fabrika ve işyeri komiteleri kurmaya çağırıyoruz. İşçilerin temel toplumsal hakları savunmak için eylem komiteleri kurmasını savunuyoruz ve halihazırda Kamu Eğitimi Komitesi’ni oluşturma adımını atmış durumdayız.

* Gerçek sosyalizm, devrimcidir. Biz, egemen sınıfın asla kabul etmeyeceği önemsiz reformları değil, toplumsal devrimi; yani, işçi sınıfının, siyasi iktidarı almak, bir işçi hükümeti kurmak ve ekonomik yaşamı özel kar değil, toplumsal gereksinimler ve eşitlik temelinde yeniden örgütlemek için harekete geçmesini savunuyoruz.

Militarizme ve savaşa karşı çıkın!

ABD ile Çin arasında savaş tehlikesi artıyor. Trump yönetimi, nükleer silah antlaşmalarını çöpe atıyor, askeri harcamaları büyük oranda arttırıyor ve Rusya’ya, Çin’e ve diğer potansiyel rakiplere karşı “topyekün savaş” planlarını ayrıntılandıran çok sayıda rapor yayınlıyor. Washington, Asya-Pasifik’te, II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın yenilgiye uğramasının ardından 1945’te kurmuş olduğu tartışmasız egemenliğini zor yoluyla sürdürmeyi amaçlıyor. Güney Çin ya da Doğu Çin Denizlerinde bulunan Amerikan ve Çin kuvvetleri arasındaki ufak bir “yanlış anlama”, hızla yıkıcı bir askeri tırmanmayı tetikleyebilir.

Hem İşçi Partisi, hem Koalisyon hükümetleri, Avustralya emperyalizminin yağmacı çıkarlarını ilerletmektedir. Onlar, son kırk yıldır ABD’nin önderliğindeki bütün canice savaşları ve askeri müdahaleleri desteklediler. Bunlara, bir milyondan fazla insanın yaşamına mal olan, Afganistan’daki devam eden işgal ve 2003’te Irak’ın yasadışı istilası dahildir.

Avustralya’nın Pine Gap gibi tesisleri, ABD’nin öncülüğündeki “Beş Göz” istihbarat ağının parçası olarak, Çin’in ABD önderliğinde pervasızca kuşatılmasını desteklemekte son derece önemli bir rol oynuyorlar. Art arda gelen hükümetler, silahlı kuvvetleri ABD’nin bölgedeki ordusu, donanması ve hava kuvvetleri ile sıkı bir şekilde bütünleştirmiş durumdalar. Askeri harcamalar, 2019–2020’de görülmemiş bir şekilde 38,7 milyar dolara yükselecek ve bunun, 2020–2021’de, gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2’sine çıkarılması planlanıyor. Bu, Çin ve Britanya dahil birçok ülkeden daha yüksek bir orandır.

Tüm siyaset kurumu, Avustralya halkını, olası bir nükleer üçüncü dünya savaşının cephe hatlarına yerleştirmiştir. Başbakan Scott Morrision, ABD yanlısı militarist bir hükümete başkanlık ediyor. ABD’nin tüm dünyadaki askeri operasyonlarını savunan İşçi Partisi önderi Bill Shorten, ondan daha az militarist değildir ve kıdemli bir ABD büyükelçilik kaynağıdır.

Yeşiller bir alternatif değildir. 2011’de, Gillard’ın Yeşiller destekli İşçi Partisi hükümeti, Obama yönetimiyle, ABD’nin Asya-Pasifik genelindeki askeri yığınağına koşulsuz destek sözü veren bir anlaşma imzalamıştır. Onların ABD ile askeri ittifaka yönelik sınırlı eleştirileri ve daha “bağımsız” bir dış politika çağrıları, Avustralya’nın emperyalist çıkarlarını savunmak için ABD’ye güvenilemeyeceği konusunda egemen seçkinler içinde var olan kaygıları yansıtmaktadır. Dahası, Yeşiller, savaşın ideolojik hazırlığının parçası olarak milliyetçiliği ve Çin karşıtı düşünceleri teşvik etmek için kullanılan yabancı düşmanı “dış müdahale” kampanyasının ön saflarında yer alıyorlar.

* SEP, DEUK üyesi uluslararası kardeş partileri ile yan yana, işçi sınıfını savaş tehlikesine karşı harekete geçirmek için mücadele eder. Biz, ABD-Avustralya ittifakının ve ABD’yle ve diğer ülkelerle yapılan tüm askeri üs anlaşmalarının iptal edilmesini talep ediyoruz. Avustralya askerleri, polisi ve istihbaratçıları, Afganistan’dan, Ortadoğu’dan ve Asya-Pasifik’ten derhal geri çekilmelidir. Ordu-istihbarat aygıtı dağıtılmalı ve savaş hazırlıklarına heba edilen devasa kaynaklar, Avustralya ve bölge genelinde son derece gerekli sosyal altyapının inşası gibi toplumsal açıdan yararlı amaçlara yönlendirilmelidir.

İklim değişikliği konusunda acil eylem için!

Özel kar dürtüsünün yön verdiği kapitalist sistem ve onun “serbest piyasa”sı altında, iklim değişikliğini durdurmak mümkün değildir. Gezegenin geleceğine yönelik büyüyen tehdit, bu sistemin işleyişinden kaynaklanmaktadır. Küresel ısınmayı durdurmak için gerçek eylem, ulusal ve uluslararası ölçekte bilinçli ekonomik planlamayı zorunlu kılmaktadır.

Dolayısıyla, bir iklim felaketini durdurma yönündeki ilk adım, özellikle çevrenin kirletilmesinin başlıca sorumluluğunu taşıyan büyük şirketlerin özel ellerden alınıp, kamu mülkiyeti ve demokratik denetim altına geçirilmesini gerektirmektedir. Böyle bir program, uluslararası işbirliğini ve denetimi zorunlu kılar. Bu, yalnızca, büyük şirketlerin, mali kurumların ve “kendi” ulus devletlerinin kar çıkarlarını savunan siyaset kurumunun bütün partilerine (İşçi Partisi, Liberaller ve Yeşiller) karşı mücadele içinde geliştirilebilir.

Sosyalist bir gelecek uğruna mücadeleye katılın!

Tüm dünyada, kapitalizmin apaçık krizi ve iflası, sosyalizme yönelik destekte bir canlanmayı besliyor. Bağımsız Araştırmalar Merkezi adlı sağcı kurum tarafından geçtiğimiz yıl yapılan bir anket, 21 ve 38 yaş arası Avustralyalıların yüzde 58’inin “sosyalizme” olumlu bir “bakış”a sahip olduğunu; yüzde 59’unun da “kapitalizm başarısız olmuştur” ifadesiyle hemfikir olduğunu gösterdi.

Gençler, şimdiden, direnme kararlılıklarını dışa vurmaya başlamış durumdalar. Son dönemde, on binlerce lise öğrencisi, iklim değişikliği konusunda eylem talep eden grevlere ve protestolara katılmamaları için gelen tehditlere ve gözdağına meydan okudular. Bu öğrenci gençlik hareketi, tarihsel olarak olageldiği gibi, işçi sınıfının yeniden mücadeleye girmesinin bir diğer habercisidir.

Ne var ki, devrimci önderlik olmadan sosyalizm olanaksızdır. Sosyalist bir gelecek uğruna mücadele etmek isteyen gençlerin ve işçilerin, 20. yüzyılın stratejik deneyimlerinden çıkan siyasi dersleri özümsemesi gerekiyor. Ekim 1917 Rus Devrimi, tüm zamanlar için, işçi sınıfının, devrimci önderlikle donatıldığında, kapitalizmi yıkmayı başarıp yeni bir toplum inşa etmeye başlayabileceğini kanıtlamıştı.

Daha sonraki yenilgiler, bu ilk işçi devletinin yalıtılmışlığından doğan Stalinizmin, karşıdevrimci bürokrasinin sosyalizme ihanetlerinin ürünüydü. Ancak devrimin zaferini sağlayan devrimci program uğruna mücadele, Lev Troçki tarafından, onun 1923’ten itibaren Stalinizme karşı verdiği uzun mücadeleyle sürdürüldü. Troçki, 1938’de, uluslararası işçi sınıfı içindeki devrimci önderlik krizini çözmek için Dördüncü Enternasyonal’i kurdu. Troçki’nin ulusal oportünizmin bütün biçimlerine karşı mücadelesinin sürekliliğini, yalnızca Avustralya’daki SEP’in üyesi olduğu Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) temsil etmektedir. Bu mücadele, günümüzde dünya sosyalizmi uğruna mücadelede olmazsa olmazdır.

Sizleri 2019 seçim kampanyamıza katılmaya çağırıyoruz! Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Senato ve Temsilciler Meclisi adaylarına oy verin! Adaylarımızın seçmen bölgelerinde ve ülke genelinde SEP’in seçim komitelerini kurun ve onlara katılın. Bu açıklamayı, sosyal medyada, ailenize, dostlarınıza ve çalışma arkadaşlarınıza mümkün olduğunca yaygın biçimde dağıtın. İşyerinizde, üniversitenizde ya da mahallenizde toplantılar örgütleyin ve SEP adaylarını konuşma yapmaya çağırın. Seçim fonumuza olabildiğince cömert bir şekilde bağışta bulunun. En önemlisi, sosyalizm uğruna mücadeleye girişin; DEUK’un programını ve tarihini inceleyin; SEP’e ve onun gençlik hareketi olan Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’e (IYSSE) katılın!

Sosyalist Eşitlik Partisi adına James Cogan tarafından yetki verildi, Suite 906, 185 Elizabeth Street, Sydney, NSW, 2000

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares