Yükselen Şovenizm ve 3 Kasım Mitingi

Son birkaç yıldır toplumda şovenist histerinin zaman zaman yükseltildiğine ve milliyetçi duygularla galeyana gelen kitlelerin linç girişimlerine tanık olduk. Toplum mühendislerimizin son zamanlarda bu ilkel araca sıklıkla başvurduklarını görüyoruz. Son dönemde sıklıkla Kürt ulusal hareketini ezmek için kullanılan milliyetçilik, kimi zaman egemen sınıfların kendi içlerindeki bir çatışmanın bir aracı olarak AKP hükümetini sıkıştırmak, ya da işçi sınıfına dönük en yoğun saldırılara karşı başlayacak bir mücadelenin önünü kesmek ve işçilerin beynini milliyetçilik zehriyle uyuşturmak için de kullanıldı.

Geçtiğimiz bahar ayında Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı tartışmaları ve devamında milletvekilliği seçimleri sırasında yükseltilen milliyetçi dalga, PKK’nin 21 Ekim günü düzenlediği saldırıların ardından doruğa ulaşmış durumda. Toplum mühendislerimiz planlarını uygulamak için bulunmaz bir ortam yakaladılar. Cumhurbaşkanlığı makamını da ele geçiren yeni seçkinlerin Genelkurmay karşısında hizaya geçmesi, Kürt hareketinin ezilmesi, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletinin önünün kesilmesi, Irak’ın işgali sırasında tezkerenin reddedilmesi ile pastadan sadece kırıntıları kapmak zorunda kalan Türk burjuvazisinin paylaşıma tekrar dahil edilmesi….. Yaklaşık on gündür estirilen hava ile toplum içinde zemini hazırlanan ve sınıra yapılan yığınaklarla da kuvvetli bir olasılık haline gelen Kuzey Irak’a dönük kapsamlı bir operasyon tüm bu sayılanların hayata geçmesi için bir başlangıç olabilir. Bu olasılıkları şimdilik bir yana bırakarak yükselen şovenist dalganın son günlerde toplum içindeki yansımalarına ve işçi sınıfının en azgın düşmanı olan milliyetçilik karşısında sendikaların tavırlarına birgöz bakalım.

Linç kültürü yerleştiriliyor

12 askerin öldürülüp 16’sının yaralandığı ve 8 askerin de PKK tarafından esir alındığı saldırı ardından burjuva medyamızın kışkırtıcı yayınları ülkücü-faşist çetelerin niyetlerini eyleme dökmeleri için bulunmaz bir ortam yaratmıştı. Birçok ilde DTP binaları, Kürtlere ait dernek ve işyerleri saldırıya uğradı ve PKK’ye karşı duyulan tepki tüm Kürtlere yöneldi. Geçen hafta boyunca yaşananları burada tek tek saymak mümkün bile değil. Kürt olmak, solcu olmak, saçını uzatatıp küpe takmak, işyerine bayrak asmamak, işyerinde siyah giyinmemek, Kuzey Irak’a operasyonu istememek, barıştan yana olmak, “daha fazla asker ölmesin” demek, istiklal marşı okunurken arabadan inmemek…. Daha da ileri gidelim burjuva medyamızın ve devletimizin ağız birliği etmiş şekilde haber vermekten kaçındıkları “esir Türk askerlerin kurtarılması için girişimlerde bulunulsun” demek… Tüm bunlar linç edilmeniz için bir gerekçe olabilir.

Saldırının gerçekleştiği ilk gün hükümet sözcüsü Cemil Çiçek tarafından yapılan açıklamada “İyi niyetle de olsa Türkiye’nin muhtelif yerlerinde bu olay vesilesiyle bir kısım tepkiler meydana gelebilmektedir. İşin içerisine provokatörler de karışabilmektedir. Vatandaşlarımızın bu tip provakasyonlara alet olmaması, devletimize ve güvenlik güçlerimize güvenmesi gerekmektedir.” denilerek halkın tepkilerinde itidalli olunması istendi. 23 Ekim günü ise devletin en üst kademesindeki Cumhurbaşkanı Gül “Bu tür dönemlerin, istismara ve yönlendirmelere açık olduğunu unutmamak gerekiyor. Terörün verdiği tahribatın boyutları ne olursa olsun terörle mücadele hukuk zemininde ve ancak devlet tarafından sürdürülebilir” diyerek Çiçek’in açıklamalarıyla benzer uyarılarda bulundu. Hatta hükümet RTÜK aracılığıyla toplumda infiale yol açacak haberler için yasak dahi getirmeye çalıştı. Diğer yandan Genelkurmay Başkanı Büyükanıt da 24 Ekim 2007 tarihli Milliyet gazetesine verdiği demeçte “Vatandaşımızın duyarlılığını çok iyi anlıyorum ve takdir ediyorum. Ancak bunu yaparken tepkilerin kontrolden çıkmaması da çok önemli. Şiddete kaçılmaması büyük önem taşıyor. Böyle günlerde itidali elden bırakmamak lazım.” diyordu. MHP lideri Bahçeli’nin uyarısı üzerine Ülkü Ocaklarına gönderilen genelgede ise şöyle denildi: “Terörle mücadele ülkemizin milli bir davasıdır. Türk gençliği; hükümet tarafından alınacak terör yuvalarına yönelik operasyon kararının arkasındadır. (…) Ancak bu tepkilerin toplumsal huzuru bozacak provokatif eylemlere dönüşmemesi dileğiyle tüm milletimizi ve ülkücü gençliği sağduyulu davranmaya davet ediyoruz.”

Tüm bu açıklamalar yapılırken, faşistlerin önderliğinde yürütülen bu saldırılara güvenlik güçleri tarafından hiç bir müdahalede bulunulmadı. Çünkü içinde bulunduğumuz dönemde egemenler, Kürt hareketini ve toplumda ortaya çıkabilecek tüm muhalefeti ezmek için topyekün savaş stratejisi yürütmektedir. Özellikle ABD’nin Irak’ı işgaliyle birlikte Kuzey Irak’ta de facto Kürt devleti ortaya çıkmış; resmi olarak da bir Kürt devletinin kurulması T.C.devleti karşısında artık olasılıktan öte bir gerçeklik halini almıştı. Bu gerçekliğin Türkiye sınırları içerisindeki etkisini yok edebilmek Kürt hareketinin tamamiyle ezilmesinden geçmektedir.

Çok ileriye gitmeyelim. Genelkurmay Başkanlığının 8 Haziran 2007 tarihinde internet sitesinde yayınlanan basın açıklaması “Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir” cümlesiyle bitiyordu. Bugün Türk halkının tepkisi karşısında gurur duyuyor olmalılar. Aslında mevcut durum birkaç yıldır süren bir hazırlığın sonucu. Bir önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök 2005 Eylül’ünde yaptığı açıklamalarda “teröre karşı sivil cephe oluşturulmalı”, “sivil toplum örgütleri ve bütün halk mücadeleye katılmalı”, “topyekün bir bir mücadele yapılmalı”, “sivil toplum örgütleri mücadeleye katılmalı” diyordu. Özkök’ün açıklaması, bugünkü topyekün savaşın bir göstergesiydi.

Geçen yıllar içinde işçi sınıfının “örgütleri” olan sendikaların bu topyekün savaşta oynadıkları rolü gördük. Sendikaların Türk-İş, Hak-İş, Kamusen önderliğindeki kesimleri “Cumhuriyet mitingleri”yle başlayan ve bugün Kuzey Irak’a operasyonla somutlanan milliyetçi dalgada, sivil toplum ayağının bir parçası olma rolünü kabul etmiş durumdalar. Milliyetçi cepheye katılan sendikaların işçilerin en basit günlük çıkarlarını koruması bile artık sadece bir masaldan ibarettir.

PKK’nin 21 Ekim’deki saldırısının ardından, “Hepimiz Mehmediz silah isteriz” sloganlı mitingler düzenleyenler, “Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda bu grev bize zor gelmektedir. Ancak bunu söylerken kimse bundan korktuğumuzu sanmasın. Türkiye normal bir günde olsun, sonuna kadar, bedeli ne olursa olsun gitmeye hazırız” diyen Türk Haber-İş sendikasından Kuzey Irak’a yapılacak bir operasyon arifesinde ulusal çıkarlar için Telekom’daki grevin ertelenmesi talep edildiğinde, bu sendikanın “hayır” yanıtını verebilmesi mümkün müdür?

3 Kasım Mitingi ve KESK

Önümüzdeki süreç KESK’e de bir tercihi dayatmaktadır. KESK kısa vadede elbette bu milliyetçi cephenin bir parçası olmayacaktır. Ancak KESK’in bu milliyetçi dalga karşısında alacağı tavır onun geleceği açısından önemli bir köşe taşıdır. KESK bugün operasyon karşıtı, anti-milliyetçi, enternasyonalist, barışçıl bir sınıf çizgisi mi sürdürecek yoksa savaşın eşiğinde meleklerin cinsiyetini mi tartışacak?

3 Kasım mitinginin içeriği bu açıdan önemlidir. Miting PKK’nin 21 Ekim saldırısından önce ve anayasa tartışmaları sırasında “özgür-demokratik ve eşitlikçi bir Türkiye” temasıyla tasarlanmıştı. KESK, TMMOB ve T.T.B. tarafından yapılan basın açıklamasında birbirinden farklı yirminin üzerinde talep bulunmaktaydı. Bu talepler arasında, doğallıkla, Kuzey Irak operasyonuna karşı çıkmak yer almıyordu.

KESK Yöneticileri, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptıkları görüşmede, “son günlerde yaşanmakta olan sokak gösterilerinin ve olayların medya tarafından sunuluş biçiminin Türkiye toplumu ayrıştırmaya çalışan bir hale bürünmesinden duydukları kaygıyı” dile getirmiş; 3 Kasım mitinginin “aynı zamanda barış ve birarada yaşam mitingi olacağını” belirtmişler. Ancak bu yetmez. KESK’in, şimdi, Kuzey Irak’a yönelik kapsamlı bir askeri operasyonun gündeme geldiği koşullarda, yeni bir açıklama yapması ve onu askeri müdahale / savaş karşıtlığı ekseninde örgütlemesi gerekir. Bu, onun “özgür-demokratik ve eşitlikçi bir Türkiye” talebinde ne denli samimi olduğunun göstergesi olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir