Yeni yılın eşiğinde

Paylaş

2015 sona ererken, egemen çevrelerde bir korku ve kötü bir şeyler olacağı sezisi hakim durumda. Herhangi bir iyimserlik izine rastlamak zor. Burjuva medyadaki yorumcular geçtiğimiz yıla bakıyor ve onun derinleşen bir kriz yılı olduğunu görüyorlar. Onlar, 2016’ya, kaygıyla bakıyorlar. Devlet dairelerindeki ve şirket yönetim kurullarındaki genel duygu, gelecek yılın, umulmadık sonuçlara sahip derin sarsıntılar yılı olacağı yönünde.

Financial Times’tan Gideon Rachman, Salı günü yayımlanan yılsonu değerlendirmesinde, her tarafa yayılan bu duyguyu ifade ediyor. Rachman, “Büyük oyuncuların hepsi kuşkulu hatta korkulu” diye yazıyor. Çin “çok daha az istikrarlı”. Avrupa’daki hava “kasvetli”. ABD’deki genel duygu “limoni”.

Rachman, anlamlı bir biçimde, dünya durumundaki “en büyük ortak etmen”i, “Fransa, Brezilya, Çin ve ABD gibi farklı ülkelerde gözle görülür olan, kabaran eşitsizliğe ilişkin kaygıyı ve çürüme konusundaki öfkeyi birleştiren seçkinler karşıtı duyarlılık” olarak belirliyor. Bu gözlem, şirket medyası içinde, önümüzdeki dönemin büyük toplumsal çalkantılar dönemi olacağına ilişkin artan bir onayı yansıtmaktadır.

Rachman’ın yorumu ve son günlerde ortaya çıkan benzerleri, Dünya Sosyalist Web Sitesi tarafından 2015’in ilk haftası boyunca yapılmış olan değerlendirmeyi doğrulamaktadır. Büyük jeopolitik, ekonomik ve toplumsal krizlerin patlaması arasındaki zaman aralıkları “ara olarak betimlenemeyecek kadar kısalmış durumda” diye yazmıştık. Krizler, “yalıtılmış ‘olaylar’ olarak değil ama günümüz gerçekliğinin şu ya da bu ölçüde kalıcı özellikleri olarak boy gösteriyorlar. 2014’ü karakterize eden kalıcı krizin işleyişi (ki bu küresel kapitalist dengesizliğin had safhada olduğunun asli bir göstergesidir), 2015 yılında çok daha büyük bir yoğunlukla devam edecektir.”

Egemen sınıf, kendi egemenliğini savunurken, kapitalizm gerçekliğini bir yalan ve ikiyüzlülük yığını altında gizlemeye çalışmaktadır. Savaş, özgürlük ve demokrasi diliyle örtülüyor; topluma zararlı iç politikalar eşitlik ve özgürlük arayışı olarak gösteriliyor. Ama kapitalizmin asıl karakteri (bir sömürü, eşitsizlik, savaş ve baskı sistemi), geniş halk kitlelerinin günlük deneyimlerine giderek daha fazla yerleşiyor ve bu, bir kriz döneminin tipik özelliğidir. Yanılsamalar dağılıyor, öz ortaya çıkıyor.

Dünya ekonomisi alanında, her türlü iyileşme beklentisinin yerini sürekli kriz gerçekliği almış durumda. ABD’de, sözde ekonomik “toparlanma”nın altıncı yılında, gerçek işsizlik rekora yakın düzeylerde olmaya devam ediyor; ücretler saldırı altında; milyonlarca Amerikalının sağlık hizmetleri ve emeklilikleri tamamen ortadan kaldırılıyor. Avrupa, yılda yüzde 2’den az büyüyor ve Avrupa ekonomisinin büyük bölümü (Avrupalı bankaların talep ettiği sert kemer sıkma önlemlerinin hedefi olan Yunanistan dahil) derin bir durgunluk içinde. Dünya ekonomik büyümesinin olası lokomotifi olarak sunulan Çin hızla yavaşlıyor. Brezilya ve Latin Amerika’nın çoğu derin bir ekonomik kriz içinde.

Bu arada, dünya merkez bankalarının ucuz para politikası, 2008 öncesi yüksek riskli ipotek kredilerindeki krize paralel bir süreçte ortaya çıkmaya başlayan ıskarta tahviller ve başka borç biçimlerine odaklanan yeni bir spekülatif yatırım dalgasına yol açmış durumda.

Hükümetin geçtiğimiz yedi yıl boyunca izlediği politikanın asıl ve istenilen sonucu, toplumsal eşitsizliği yaygın biçimde arttırmak olmuştur. Geçtiğimiz yıl boyunca, dünyadaki milyarderlerin serveti 7 trilyon doları aşacak şekilde artmıştır ve en zengin yüzde bir, dünya servetinin yarısını kontrol etmektedir. ABD’deki toplumsal -dolayısıyla siyasi- eşitsizlik öylesine büyüktür ki, kısa süre önce yapılan bir bilimsel çalışma, “Amerikalıların büyük çoğunluğunun tercihleri, özünde, hükümetin hangi politikayı benimseyip benimsemeyeceği üzerinde hiçbir etkide bulunmuyor” sonucuna vardı.

Ekonomik kriz, 2015’te yerküreyi geçtiğimiz yarım yüzyıl içindeki herhangi bir zamandan daha fazla savaşa yaklaştıran jeopolitik çatışmalarla kesişiyor ve onları yoğunlaştırıyor. Fiilen, dünyanın her parçası, ya bir savaş alanı haline gelmiş durumda ya da olası bir savaş alanı özelliği ediniyor. Ortadoğu, şimdi Suriye’nin “terörle mücadele” bahanesiyle sürdürülen yoğun bir savaş yöneliminin hedefi olmasıyla birlikte, emperyalist güçler tarafından körüklenmiş bir bölgesel iç savaşa sürüklenmiş durumda. Doğu Avrupa, ABD’nin ve NATO’nun Rusya’ya karşı başlattığı seferin bir parçası olarak askerileştiriliyor. Doğu Asya’da, ABD, Güney Çin Denizi üzerinde Çin’e karşı provokasyonları tırmandırıyor. Afrika’da, ABD ve Avrupalı güçler, Libya’da, Kamerun’da, Nijerya’da ve diğer ülkelerde operasyonlar planlıyorlar.

Emperyalizm, yalnızca 20. yüzyılın ilk yarısı ile karşılaştırılabilecek bir acımasızlıkla ve canilikle işliyor. Ülkeler paramparça ediliyor. Ekim ayında Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün Afganistan’daki hastanesinin kasten bombalanması gibi barbarlıklar, hiçbir hesap sorulmaksızın sergileniyor. Uluslararası meşruiyet bahanesi bile olmaksızın savaşlar başlatılıyor.

  1. yüzyılda iki yıkıcı savaşa yol açmış olan büyük güç çatışması, bir kez daha, küresel ilişkilerin temel dinamiği olarak ortaya çıkıyor. Amerikan emperyalizminin amansız savaş yönelimi, onu yalnızca Rusya ve Çin ile değil ama diğer emperyalist güçlerle de giderek çatışmaya sürüklüyor. Geçtiğimiz yıl, politikacıların, medya yorumcularının ve akademisyenlerin, Avrupa’nın “amiri” rolünü yerine getirmesini mümkün kılacak bir “güçlü devlet”in kurulmasına yönelik çağrılarıyla birlikte, Almanya’nın kendisini yeniden başlıca Avrupalı büyük güç olarak ileri sürme yönünde büyük bir çaba gösterdiğine tanık olduk. Alman egemen sınıfı, bir kez daha, “dünyayı kontrol etmek için Avrupa’ya hakim olma” planları geliştiriyor.

Devletin, sınıf egemenliğini savunmaya adanmış bir “silahlı insanlar topluluğu” olarak asli karakteri, halk kitleleri için açık hale geliyor. Yılın sonlarına doğru Paris’te ve San Bernardino’da gerçekleşen saldırıların ardından yoğunlaşan “terörle mücadele”, burjuva demokrasisinin biçimsel işleyişinin yürürlükten kaldırılmasını haklı göstermek için kullanılıyor. Fransa sürekli bir “olağanüstü hal” altına alınmış durumda. Avrupalı güçler, Ortadoğu’nun askeri yollarla yıkımının yol açtığı büyük sığınmacı krizine yanıt olarak engeller dikiyor ve göçmenleri sınırdışı ediyorlar. Sonu gelmeyen savaş koşullarında, faşist ve neo-faşist güçler (Fransa’da Ulusal Cephe, Almanya’da Pegida, ABD’de Donald Trump’ın adaylığı) gelişme gösteriyor.

Kendi küresel özlemleri peşinde işkenceye ve insansız hava araçlarıyla suikastlara başvuran Amerikan egemen sınıfı, içeride devasa bir baskı aygıtı inşa etmiştir. Her gün, silahsız işçilerin ve gençlerin, cezadan muaf şekilde kendi kendini atamış cellatlar olarak faaliyet gösteren polisler tarafından soğuk kanlılıkla vurularak öldürüldüğüne ilişkin yeni haberler geliyor.

Her yoğun kriz döneminde olduğu gibi, farklı eğilimler tarafından temsil edilen gerçek sınıfsal çıkarlar açığa çıkıyor. Bu yalnızca yerleşik burjuva partileri değil; aynı zamanda küçük-burjuvazinin “sol” partileri için de geçerlidir. İşçi sınıfının 2015’teki başlıca stratejik deneyimi, Yunanistan’da Ocak ayında iktidara gelmesi dünya politikasında önemli bir dönüm noktası olarak sunulmuş olan “Radikal Sol Koalisyon”un (Syriza) seçilmesiydi. Bununla birlikte Syriza, seçim vaatlerinin her birine ihanet etti ve şimdi, karşı olduğunu iddia ettiği politikaları uyguluyor. Yılın sonuna yaklaşırken, İspanya’daki seçimlerde, kemer sıkma döneminin bittiğine ilişkin yeni iddialarla birlikte, Syriza’nın müttefiki Podemos’a olan destekte çarpıcı bir artış görüldü.

Gerçekte, Yunanistan’daki deneyimin göstermiş olduğu gibi, Podemos ve Syriza gibi partiler ile onların birçok ülkedeki benzerleri, işçi sınıfına tamamen düşmandır. Onlar, siyasi ve teorik olarak, ırkı, cinsiyeti ve toplumsal cinsiyeti saplantı haline getirmiş, Marksizm karşıtı postmodernizme dayanmaktadırlar. Geçtiğimiz yıl, sahte solun siyasi iflasını açığa vurmakla kalmamış; “sol” denilen şeyin, gerçekte, bir bütün olarak burjuva politikasının genel sağa kayışının bir ifadesi olduğunun daha fazla kavranmasına katkıda bulunmuştur.

Bu deneyimler, işçi sınıfının kapitalist sisteme karşı devrimci seferberliği dışında bir alternatifin olmadığını kanıtlamaktadır.

Bu durumda, kapitalist krizin nihai ve en belirleyici ifadesi, sınıf mücadelesinin yoğunlaşması ve işçi sınıfının bağımsız bir güç olarak ortaya çıkmasının artan işaretleridir. Sürekli farklı biçimlerde (grevler, protestolar, gösteriler) patlayan ve egemen sınıfın şiddet yoluyla ve sahte sol ile sendikalar içindeki yardımcı ajanları aracılığıyla yalıtıp bastırmaya çalıştığı, derin ve köklü bir öfke ve muhalefet söz konusu.

Geçtiğimiz yılın son aylarında, ABD otomotiv işçileri içindeki muhalefet, onları hem şirketlerle hem de şirket yanlısı Birleşik Otomotiv İşçileri sendikası ile çatışmaya sürükledi. Amerikalı işçilerin gerici sendikalar tarafından dikilmiş engelleri yıkmaya yönelik diğer ülkelerdekilere paralel çabaları yeni bir aşamaya giriyor. Bu süreç, her ne kadar başlangıç aşamalarında da olsa, giderek daha belirgin hale gelecektir. Sınıf mücadelesinin yapay olarak bastırıldığı; savaşa, eşitsizliğe ve diktatörlüğe karşı muhalefetin siyasi yaşamdan dışlandığı dönem kapanıyor.

Geçtiğimiz yıl boşuna yaşanmadı. Tüm dünyadaki işçiler dersler çıkarmaya, karşı karşıya oldukları toplumsal ve siyasal güçlerin daha fazla farkına varmaya başlıyorlar. Bu bakımdan, otomotiv işçilerinin mücadelesinin Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) okur sayısında keskin bir artışa denk düşmesi, binlerce işçi bir gerçeklik ve perspektif kaynağı olarak WSWS’ye yöneldiği için, önemlidir. Bu, önümüzdeki dönemde, sayısız biçimde, her zamankinden daha büyük çapta yinelenebilir ve yinelenecektir.

Siyasi sorunlar devasa bir keskinlikle ortaya çıkıyor. Kapitalizmin bir varoluş krizi ile karşı karşıya olduğu artık ortada. Soru şu: Bu kriz nasıl çözülecek? Hangisi daha hızlı bir şekilde gelişecek: dünya savaşı ve diktatörlük eğilimi mi; yoksa sosyalist devrim eğilimi mi? Yeni yıl başlarken karşı karşıya olunan büyük soru budur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir