Vestel ve Ruba fermuar işçileriyle söyleşi

Muhabirimiz Mehmet Duman, 9 Aralık Pazar günü, Manisa’da, 19. Yüzyıl İngiltere’sindeki vahşi kapitalizm dönemine benzer koşullarda çalışıp yaşayan bir grup işçiyle kısa bir söyleşi yaptı. Aşağıda, arkadaşımızın bu söyleşi sonrasında yaptığı kısa değerlendirmeyi yayınlıyoruz.

Evlerinde ziyaret ettiğimiz işçilerden ikisi Vestel fabrikasında, biri Ruba fermuar fabrikasında çalışıyor. Evde, işçi arkadaşların deyimiyle, iki tane de “vestelzede” , yani geçmişte Vestel fabrikasında çalışmış işçi var. İşçilerin tümü kadın ve hepsi aynı evi paylaşıyor.

Evleri Manisa’nın işçi mahallelerinden birinde. İşçiler yeterli gelirleri olmadığı için eve odun ve kömür alamamış daha. Bir elektrik sobasıyla ısınmaya çalışıyorlar.

Bir arkadaşlarının evde olmasına şaşırıyor bizi eve getiren işçi, çünkü o, “haftada 7 gün izinsiz ve günde en az 12 saat çalışıyor”muş.

İşçi arkadaşlara söyleşi teklifimizi kabul ettikleri ve zaten kısıtlı olan serbest vakitlerini bize ayırdıkları için teşekkür ettikten sonra, onlardan şu bilgileri aldık.

Ruba fabrikasında çalışan arkadaş, fabrikada 200’e yakın işçinin çalıştığını; kendisinin ve bir kısım işçinin taşerona çalıştığını, taşeron işçilerinin her an işten atılma korkusu içinde olduğunu söyledi. “Ama yine de Vestel’den daha iyi” diye ekledi ardından. Anlaşılacağı gibi o da eski bir “vestelzede”.

Vestel’de çalışan arkadaşlar, fabrikanın sürekli işçi çıkarıp-aldığını, ama ortalama 5 bin işçinin çalıştığını söylüyorlar. Vestel’de kadrolu işçi bulmak zor. İşçiler asgari ücrete çalışıyorlar. Patron tüm işçileri taşeronlaştırmış, böylece onların hiç bir hak talep edememelerini sağlamış.

İşçiler, Vestel fabrikasına giriş yaparken, kendilerine “hiçbir hak talep etmeden işten çıkıyorum” yazılı tarihsiz belgeler imzalatıldığını, bu yüzden patronların onları istedikleri zaman çıkartabildiğini söylüyorlar. Vestel’de çalışan işçilerin fazla mesai yapmaları zorunlu. Ama fazla mesai ücretleri hiçbir zaman tam ödenmiyor.

Onların ardından, Ruba işçisi sözü alıyor ve “2 aydır maaşını alamadığını” söylüyor. “Tamam, taşeron emeğimin yarısına el koyuyor, ama kalanını bile vermiyorlar”. Bu işçi, kendisine bir maaş bordrosu da vermedikleri için, maaşı ne kadar, ne kadar para alacak onu bile bilmiyor.

Vestel’de ve Ruba fabrikasında işçilerin koşulları gerçekten kötü, biz, işçilere herhangi bir sendikanın daha önce örgütlenme çalışması yapıp yapmadığını sorduğumuzda, birkaç yıl önce öyle bir girişim olduğunu, ama bir sonuç alınamadığını söylüyorlar. “Organize sanayi bölgesinde, yalnızca Bosch fabrikasında sendikalı işçiler var” diyorlar.

Patronlar işçilerin örgütlenmesinden öylesine korkuyorlar ki, her gün giriş çıkışlarda işçilerin üstleri didik didik aranıyor. İçeriye CD bile sokturmuyorlar. Sohbet ettiğimiz işçiler, işçileri insan olarak görmeyen “posta başları”ndan bahsediyorlar. “Bir saatte ne kadar çok üretirsek, onlar o kadar çok prim alıyor” diyor biri. Onun için sürekli işçilerin başlarında, onlara hakaret ederek performanslarını arttırmaya çalışıyorlar. Fabrikada bir çok işçi, bu patronun uşağı insanlardan nefret etse de seslerini çıkarmıyor.

Seslerini çıkaran ve mücadele eden işçiler ya “sürgün” ediliyor ya da doğrudan işten çıkarılıyor. Şu an işsiz olan eski Vestel çalışanı arkadaş, “Biz bilmiyoruz tabi… Ben herkesin ortasında mücadele etmemiz gerektiğini, birlik olursak kazanacağımızı söyledim, sonra ise sürgündeydim”. Sürgün, işçilerin sorun çıkarmasın diye fabrikanın farklı yerlerindeki işlere gönderilmesine deniyor.

Vestel fabrikasında çıkan yemeğin berbat olduğunu söylüyor işçiler. Kantindeki yemekler de çok pahalı. Yemeklerin içinden sık sık böcek çıktığını, tamamen sağlıksız koşullarda yediklerini söylüyorlar. İşçilere çıkan yemeği özel bir şirket yapıyor ve yemeğin parası işçilerin ücretlerinden kesiliyor. İşçiler yese de yemese de… Bir defa kendi bölümündeki işçilerle beraber (25 kişi) yemek yemediklerini söylüyor işçilerden biri: “Hepimiz yemezsek başarılı olabiliriz”.

İşçiler, hasta olup da fabrikaya gidemediklerinde maaşlarında 3 günlük kesinti olduğunu söylüyorlar. Servisi kaçırıp işe kendi imkanlarıyla gittiklerinde ise ücretlerinden 1 saat kesiliyor. İşçiler, gün içinde 15 dakikalık bir molada tuvalet ihtiyacı, yemek yeme, sigara ve çay ihtiyaçlarını görmeye zorlanıyorlar.

İşçiler içtenlikle her sorumuza yanıt verdiler, hatta, içinde bulundukları durumu, biz sormadan anlattılar. Her biri öylesine dolu ki. Vestel ve Ruba fabrikasındaki çalışma koşulları ve işçilerin durumu gerçekten çok kötü. Diğer fabrikalarda da benzer durumun olduğunu söyleyebiliriz.

Görüştüğümüz işçilerin her biri bir şeyler yapmaları gerektiğini düşünüyor. Onlar, kendi ifadeleriyle, “gelecek nesillerin kendi çektikleri sömürüyü çekmemelerini, mutlu olmalarını” istiyorlar ve bunu başarabilecek tek gücün işçi sınıfı olduğunun bilincindeler. Özetle, işçiler, örgütlendiklerinde neler yapabileceklerinin farkındalar. Onların eksikliğini duyduğu şey, bu örgütlenmenin hangi hedefler doğrultusunda ve nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin perspektif. Bunun için de Marksistlerin daha fazla çaba harcaması gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir