Ukrayna ve emperyalizm yanlısı aydınlar

Bir grup Batılı akademisyen ile dışişleri çalışanının yayınladığı “Ukrayna’nın geleceği üzerine açık mektup”, Ukrayna’da sürmekte olan ve Washington ile Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenen aşırı sağcı protestoların aşağılık bir savunmasıdır. Bu açık mektup, SSCB’nin 1991’deki dağılmasının bu yana Doğu Avrupa’da yaşanan emperyalist savaşlar ve müdahaleler üzerine yaklaşık çeyrek yüzyıldır tekrarlanan, ABD ile AB’nin politikasına çıkarsız bir demokrasi ve insan haklarının yön verdiği yollu eski yalanı pazarlamaktadır.

Açık mektupta şunlar belirtiliyor: “Ukrayna’nın geleceği, bizzat Ukraynalılar’ın çoğunluğuna bağlıdır. Onlar, 10 yıl önce, Turuncu Devrim sırasında, demokrasiyi ve geleceklerini savunmuşlardı ve bugün o değerler uğruna ayağa kalkıyorlar. Avrupalılar ortak bir Avrupa düşüncesine olan inançlarını giderek yitirirken, Ukrayna’daki insanlar o düşünce uğruna ve ülkelerinin Avrupa’da yer alması için mücadele ediyorlar. Ukrayna’nın müflis önderlerin otoriter sapmasına karşı savunusu demokratik dünyanın çıkarınadır.”

Emperyalist güçlerin yerel vekillerinin kimliği, açık mektupun emperyalist devletlerin demokrasi uğruna mücadele ettiği yalanını çökertmektedir. Onlar, Ukrayna’daki yönetimi devirmek, onun yerine Moskova’ya düşman AB yanlısı bir hükümeti geçirmek ve sert kemer sıkma önlemlerini dayatmak için, Sağ Sektör örgütünden ve Svoboda Partisi’nden birkaç bin kişilik faşizan caniler çekirdeğine dayanıyorlar. Washington ve AB, demokrasi uğruna savaşmıyor; bir toplumsal karşı-devrim örgütlüyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, Ukrayna’yı AB ile bütünleştirme planlarından geri adım atmış ve ülkenin büyük bankalara olan borçlarını ödemek için, işçilere karşı on milyarlarca dolarlık sosyal kesintiyi dayattı. Kitlesel protestoların patlamasından korkan Yanukoviç, Rusya’dan bir kurtarma paketini kabul etti. Ülkenin Ukraynaca ve Rusça konuşulan bölgelerinde, sırasıyla, hükümet ve muhalefet karşıtı gösteriler yayılırken, aşırı sağcı muhalefet, çabalarını ikiye katladı.

AB’nin müdahalesi Ukrayna’yı toplumsal çöküş ve iç savaş tehlikesiyle karşı karşıya bırakırken, açık mektup, Ukrayna’daki gelişmeleri AB’ye yönelik bir tehdit gibi sunarak, gerçeği tersyüz etmektedir: “Gelişmeleri iyiye doğru çevirmek ve Ukrayna’nın bir diktatörlük haline gelmesini engellemek için çok geç değil. Ukrayna’daki otoriter yönelim ve bu ülkenin Rusya’nın son zamanlarda genişleyen emperyal çıkar alanıyla yeniden bütünleşmesi karşısında edilgenlik, Avrupa Birliği’nin bütünlüğü için bir tehdit oluşturmaktadır.”

Gerçekte, ne Ukrayna ne de Rusya AB’ye saldırı tehlikesi oluşturuyor. ABD ve Avrupa emperyalizminin bölgeyi yağmalamaya ve Rusya’yı hedeflemeye yönelik saldırgan dayatmasında bir ganimet olarak görünen, enerji hatları ağıyla, stratejik askeri üsleriyle ve ağır sanayisiyle Ukrayna’dır. ABD ve Avrupa emperyalizmi, Moskova’nın Ortadoğu’daki başlıca müttefikleri Suriye ile İran’a saldırı tehditinde bulunurken, Ukrayna’yı rejim değişikliği ya da bölünme ile tehdit ediyorlar.

Kapitalizmin restorasyonundan sonra, 1990’larda Yugoslavya’daki artan NATO müdahaleleri ve savaşlarla başlamış olan Doğu Avrupa’da dizginsiz emperyalist egemenlik yönelimi son derece ileri bir aşamadadır. Bu, rejim değişikliğine ve Washington’ın sorunları Moskova’ya karşı harekete geçirilebilecek olan çeşitli etnik grupları (Çeçenler’den Tatarlara ve Kırgızlar’a kadar) çalıştığı Rusya’nın etnik parçalanmasına yönelik bir sonraki saldırıyı devreye sokuyor.

Bu, Batı basınının önde gelen kesimleri içinde oldukça doğrudan ifade ediliyor. Londra’da yayımlanan Financial Times, Pazar günü şunları yazdı: “Bay Yanukoviç ile Bay Putin aynı türde ve benzer yönetim modeline sahip önderler. Eğer Ukraynalılar Kiev’deki adamı iktidardan uzaklaştırırlarsa, Ruslar, neden aynısını Kremlin’deki adama yapmayalım diye düşünebilirler.”

Açık mektupun imzacıları, Doğu Avrupa’ya egemen olmayı amaçlayan ABD-AB yöneliminin arkasında hizaya geçerek, Alman emperyalizminin tarihsel amaçlarını benimsiyorlar. Berlin, Ukrayna’yı, 20. yüzyılda, 1918’de ve 1941’de, iki kez istila etti. Emperyalizmin bugün Ukrayna’daki vekilleri, anlamlı biçimde, Naziler’in müttefikleri olarak Ukrayna Musevi Soykırımının gerçekleşmesine yardımcı olmuş olan faşistlerin siyasi ardıllarıdır (Naziler’in politikası, kitlesel imha yoluyla Ukrayna’nın nüfusunu azaltmak ve onun Alman yerleşimciler eliyle sömürgeleştirilmesini hazırlamaktı).

Şimdi, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda, üst düzey Alman yetkililer, Berlin’in II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden bu yana uyduğu askeri güç kullanımı üzerindeki sınırlamaları kaldırmayı planladığını açıkladılar.

Sovyet bürokrasisinin öz-yıkım politikalarının ve emperyalizm kavramının Marksizm tarafından icat edilmiş bir kurgu olduğuna inanan Mikhail Gorbaçev’in SSCB’yi dağıtmaya yönelirken sergilediği hafif yaklaşımının yıkıcı sonuçları, bütünüyle ortaya çıkıyor.

Troçki, SSCB’nin dağılmasının kapitalizmi yeniden kurmakla kalmayıp, aynı zamanda Rusya’yı emperyalistlerin yarı-sömürge bir derebeyine dönüştüreceği uyarısında bulunmuştu: “Kapitalist bir Rusya, Çarlık Rusyası’nın dünya savaşıyla belirlenmiş üçüncü sınıf konumunu bile işgal edemez. Rus kapitalizmi, bugün, başarı şansı olmayan bağımlı, yarı-sömürge bir kapitalizm olur. İki Numara Rusya, Bir Numara Rusya ile Hindistan arasında bir yer işgal eder. Sovyet sistemi, ulusallaştırılmış ekonomisi ve dış ticaret tekeliyle, bütün çelişkilerine ve zorluklarına rağmen, ülkenin ekonomik ve kültürel bağımsızlığı için koruyucu bir sistemdir.”

Emperyalizm ve onun faşist vekilleri tarafından hazırlanmakta olan gündem şudur: Rusya’yı ve Ukrayna’yı, içeride altüst etme, iç savaş ya da dışarıdan askeri müdahale yoluyla yarı-sömürge konuma geri döndürmek. Milyonlarca insanın ölümüne yol açacak dinamikler harekete geçiriliyor.

Doğu Avrupa’daki merkezi görev, işçi sınıfını emperyalist savaşa ve yeni-sömürgeci sömürüye karşı harekete geçirmektir. Gerekli uyarılar yapılmalı. Böylesi bir mücadelenin yokluğunda, bölgedeki oligarşik yönetimlerin çürümüşlüğü ve halk tarafından sevilmemesi göz önünde bulundurulduğunda, emperyalist hükümetler tarafından desteklenen ve emperyalizm yanlısı akademisyenler ile diplomatik görevliler tarafından siyasi kılıf sağlanmış olan kararlı faşist çetelerin varolan yönetimleri devireceğini düşünmek için her türlü neden bulunuyor.

Bu, açık mektupun imzalayıcılarının gerici rolünü vurgulamaktadır. Onların bazıları, İspanya’dan Ana Palacio, Fransa’dan Bernard Kouchner gibi eski dışişleri bakanları ile üst düzey diplomatlar ya da Chris Stone ve Aryeh Neier gibi milyarder George Soros’un ABD Dışişleri Bakanlığı bağlantılı Açık Toplum Enstitüsü’nden “hükümet dışı” emperyalist çalışanlar. Bununla birlikte, onların çoğu, öğrenilmiş bilgisizlik ile tarihsel körlüğün kabaca bileşimi yoluyla Ukrayna’daki aşırı sağcı gericiliğe saygınlık kazandırmak için adlarını kullandıran akademisyenler.

Listede, bir zamanlar ciddi olarak tarihsel sorunlar üzerine yazabilmiş bir tarihçi olan Fritz Stern gibi isimlerin yer alması üzücü.

Postmodernist şarlatan Slavoj Zizek gibilerinin listede olması ise şaşırtıcı değil. Onlar, yalnızca, orta sınıfın hali-vakti yerinde kesimlerinin emperyalist haydutlukla işbirliğini ve sahte sol düşüncenin emperyalizmin sözcülerinin eğitimindeki gerici rolünü doğruluyorlar.

Üniversitelerde ve medyada Marksizm’e karşı onlarca yıl sürdürülen entellektüel savaşın ardından, kültürel yaşam felaket bir durumda. Emperyalizme ve onun politikalarına yön veren maddi çıkarlara ilişkin Marksist anlayışlara düşman olan bu kesimler, emperyalistlerin suçları (Irak’taki ABD işgali sırasınde Felluce’nin yıkımı ya da Afganistan’daki insansız hava araçlarıyla adam öldürme kampanyası) karşısında istiflerini bozmuyorlar. Ama onların kalemleri, AB politikacıları onların ahlaki salgı bezlerini uyardığında, emperyalist müdahalenin hedefi olan yönetimleri kınayarak harekete geçiyor. Onlar, insan haklarına ilişkin birkaç yakarma ile birlikte, faşistlerin bile arkasına geçebilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir