Tofaş ve Mako işçilerini savunun!

Mayıs ayı ortasında önce Renault fabrikasında patlayan, daha sonra Tofaş, Ford ve Türk Traktör gibi büyük fabrikalara ve Mako, Coşkunöz gibi yan sanayi fabrikalarına yayılan fiili grev dalgasının ardından metal patronları karşı saldırılarını yoğunlaştırdı ve geçtiğimiz son iki gün içinde Tofaş ve Mako’da toplamda 150’den fazla işçi işten çıkartıldı.

Tofaş’ta ve Mako’da yaşanan işten çıkartmalar, önümüzdeki dönemde yaşanacak olan kapsamlı bir saldırının işaretidir. Bursa’daki Renault fabrikasında 14 Mayıs gecesi başlayan ve tüm önemli otomotiv fabrikalarına yayılan grevleri verdikleri tavizlerle durduran patronlar, işçilerin burnunu sürtmek ve bir daha böylesi militan eylemlere girişmemelerini garanti altına almak amacıyla harekete geçiyorlar.

MESS, bu saldırının hemen öncesinde, metal işçilerinin olası tepkilerini baştan dizginleme amacıyla, kendisine bağlı fabrikalardaki tüm işçilere toplamda brüt 3500 liralık bir “dizginleme” teklifi öne sürdü.

Daha önce, grevleri sona erdiren anlaşmaların yapılmasının ardından Ford, Türk Traktör, Renault ve Tofaş gibi fabrikalarda daha az sayıda işçiye yönelik işten çıkarma saldırıları gerçekleşmişti. Otomotiv patronları, işçilerin tepkisini ölçüyordu. Otomotiv işçileri, Renault’daki saldırıya iş bırakarak yanıt vermiş ve işten çıkartılmak istenen öncü işçilerin işe geri alınmasını sağlamışlardı. Bununla birlikte, aynı “başarı” Tofaş fabrikasında gösterilememiş, Türk Metal’in boşluğunu doldurmak üzere harekete geçen Çelik-İş sendikası, işten atılan iki öncü işçiyi sendika çalışanı yaparak, iş bırakma eylemini sona erdirmişti.

Metal patronlarının örgütü MESS’e bir karşı saldırısı başlatma cesaretini veren başlıca etmen, bizzat otomotiv işçilerinin sendikal sınırları aşmayan siyasi bilinç ve örgütlülük düzeyidir. Otomotiv işçileri, başta Türk Metal olmak üzere sendikal yapılara olan derin güvensizliklerini ifade etmekle birlikte, gerçekte, “işçi sözcüleri” aracılığıyla, bir sendikadan farklı davranmıyorlardı. Onlar, işçi sınıfının diğer kesimlerine harekete geçme çağrısı yapmak yerine “işçi sözcüleri” aracılığıyla patronlarla görüşmeyi tercih ettiler ve onların vardıkları anlaşmaya, eylemdeki tüm işçilerin katıldığı bir oylama yapılmaksızın uydular ve işbaşı yaptılar; gerçekte bu, patronlardan gelecek saldırının önünü açmaktı. [1]

Otomotiv işçileri, Bosch’ta yapılan sözleşme temelinde bir ücret artışı, Türk Metal sendikasının fabrikalardan gitmesi, seçilen işçi temsilcilerinin tanınması, eyleme katılan hiçbir işçinin işten atılmaması taleplerinin bir kısmının sözde “kabul edilmiş” olmasını kalıcı bir kazanım olarak görme yanılgısına düştüler.

Metal patronlarının ilk nabız yoklaması, kısa süre önce, Tofaş’ta iki işçinin işten atılmasında yaşandı. İşçiler, bu işten çıkarmaya karşı iş bırakmalarına rağmen, onu, AKP’nin işçi kolu konumundaki Çelik İş sendikasının talebi doğrultusunda sineye çektiler. Yasadışı grevler sürecinde işçiler arasında sağlanmış olan militan birlik, anlaşma sürecinde zedelendikten sonra, iki işçinin işten çıkartılmasının ardından daha da bozuldu. İşten atılan iki işçinin Çelik İş’te çalıştırılmasının kabul edilmesi, otomotiv işçilerinin kendilerini, patronların ve siyasi iktidarın gelecekteki saldırıları karşısında fiilen silahsızlandırması anlamına geliyordu. Nitekim Çelik İş’in genel başkanının 14 Haziran günü yaptığı açıklamaya göre, 3.500 Tofaş işçisi bu sendikaya geçmiş durumda.

Bununla birlikte, hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Metalürji sektörü patronlarının Tofaş’ta ve Mako’da başlattığı son saldırı, yine on binlerce metal işçisinin üretimi durdurarak harekete geçmesiyle püskürtülebilir. Eğer bu başarılamazsa, belki de binlerce işçiyi kapsayacak kapsamlı bir sınıf saldırısı kapıdadır.

Metal işçilerinin bunu başarabilmesi ve iş, ekmek ve toplumsal eşitlik mücadelesinde diğer sektörlerdeki milyonlarca işçiye önderlik edebilmesi için, öncelikle, fabrika ve işkolu düzeyinde düşünmekten kurtulması; mahkum edildiği sendikal sınırları aşması gerekiyor.

Türkiye tekelci burjuvazisinin en önemli bileşenlerinden birini oluşturan MESS’in bu saldırısı, basitçe, ücret artışı talebini geriletmeyi amaçlayan ekonomik bir saldırı değildir. Büyük patronlar, on binlerce metal işçisinin yasal engelleri tanımayarak gittiği grevlerle işaretini verdiği işçi sınıfı mücadelesinin dönüşünü engellemeyi ve işçi sınıfına en baştan diz çöktürmeyi amaçlıyorlar. Bu, hükümetin de tam desteğini alan, baştan sona siyasi bir saldırıdır.

Öte yandan, MESS’in bu saldırısı, büyük sermayenin işçi sınıfına karşı uluslararası düzeyde sürdürdüğü çok daha kapsamlı bir saldırının parçasıdır. Dolayısıyla, metal işçilerinin mücadelesi, dünyanın birçok ülkesinde, kapitalizmin dünya çapında en örgütlü kesiminlerinden biri olan küresel otomotiv şirketlerine karşı verilen mücadelenin bir parçası olarak örgütlenmek durumundadır.  ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin, metal sektöründe çalışan 190.000 otomobil işçisinin Eylül ayındaki toplu sözleşmesine yönelik sunduğu mücadele programı, Türkiye’deki metal işçilerinin izlemesi gereken yolu da gösteriyor. [2]

Başta Tofaş, Renault, Ford, Türk Traktör, Mako, Coşkunöz fabrikaları olmak üzere, tüm otomotiv işçileri Tofaş ve Mako’daki saldırının kendilerine ve tüm işçi sınıfına yönelik siyasi bir sınıf saldırısının ilk işareti olduğunu görmek zorundadır. Onlar, otomotiv patronlarının bu saldırısının başlıca suç ortaklarının, başta Türk Metal, Çelik-İş ve Birleşik Metal olmak üzere sendikalar ve siyasi iktidar olduğunun bilincine varmalı ve buna, siyasi bir program temelinde kendi bağımsız taban komitelerini seçip derhal harekete geçerek yanıt vermeliler.

Kapitalistlerin hizmetindeki bütün siyasi partilerden ve sendikal örgütlenmelerden bağımsız bir şekilde oluşturulması gereken bu taban komiteleri, işçilerin sömürü koşullarının belirlenmesinde rol oynayan düzen içi sendikal örgütlenmeler değildir. Onlar, sendikaların tersine, sınıf uzlaşmasının değil ama sınıf mücadelesinin cisimleştiği, militan taban örgütleri olmalıdır. Bu örgütlerin hiçbir ayrıcalığa sahip olmayan temsilcileri doğrudan işçiler tarafından seçilir ve her an geri çağrılabilir. Özetle, taban örgütleri, doğaları gereği, gelecekteki bir işçi iktidarının, işçi demokrasisinin fabrikalardaki nüveleri olarak biçimlenirler.

İşçi sınıfının 150 yılı aşkın uluslararası tarihsel deneyimi, onun patronların saldırılarına başarıyla karşı koymasının tek yolunun, kapitalist kar ve sömürü sistemine karşı uluslararası sosyalizm merkezli bir sınıf mücadelesi programı temelinde birleşmesi olduğunu gösteriyor. Çalışma ve yaşam koşullarında kalıcı bir kazanım elde etmenin de biricik yolu budur.

Kapitalistlerin ve onların emrindeki hükümetler ile sendikaların başta metal işçileri olmak üzere işçi sınıfına diz çöktürmeyi amaçlayan saldırısına karşı, şu talepler etrafında devrimci sınıf mücadelesini yükseltmek gerekiyor:

– Tüm işçiler için kabul edilebilir bir ücret ve iş güvenliği temel bir sosyal haktır. İşçiler arasındaki ücret makasını kapatacak şekilde ücret artışı!

– Kapitalistlerin işçi sınıfını en ağır sömürüye mahkum etmekte kullandığı işsizler ordusunu ortadan kaldırmak için, ücretlerde hiçbir azalma olmadan çalışma saatleri kısaltılmalı!

– Herkese iş, kabul edilebilir bir ücret ve iş güvencesi!

– Tofaş, Renault, Ford ve diğer fabrikalar, işçi sınıfının kuşaklar boyu harcadığı emeğin ve kuşaklar boyu maruz kaldığı sömürünün cisimleşmiş ürünleridir. İşten atılan işçiler derhal işe geri alınmalı, şirket kayıtları, üretim, çalışma koşulları, bant hızı, sağlık ve iş güvenliği koşulları işçilerin demokratik kontrolü altına alınmalıdır.

2014 yılının en büyük 500 sanayi kuruluşu listesinde, Ford ikinci (10,5 milyar lira net satış), Renault üçüncü (8,7 milyar), Tofaş ise dokuzuncu sıradaydı (6 milyar). İlk onda yer alan şirketlerin sekizi metal sektöründedir. Tofaş, bu yılın yalnızca ilk çeyreğinde 205 milyon lira net kar elde etmiştir ki bu, işçi başına aylık en az 10.000 lira demektir ve işçilerin ücret artışı talebinin kat kat üstündedir!

– 1 milyondan fazla işçinin çalıştığı, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen bir sektör, bir avuç kapitalistin doymak bilmez kar hırsına tabi kılınamaz. Büyük metal işletmeleri, işçi komitelerinin denetiminde kamulaştırılmalı, onların devasa karları toplumun en temel ihtiyaçları (sağlık, konut, eğitim vb.) için kullanılmalıdır. Büyük şirketler ve bankalar ile tüm stratejik sektörler, işçilerin denetiminde kamulaştırılmalıdır.

– Metal işçilerine yönelik saldırı, dünya çapında işçi sınıfına yönelik sermaye saldırısının bir parçasıdır ve bir bütün olarak yalnızca dünya çapında ortadan kaldırılabilir. Küresel ölçekli metal devlerine karşı dünya çapında ortak bir mücadele için Amerika, Avrupa ve Asya’daki sınıf kardeşlerimizle birleşelim!

Metal patronları yalnızca ekonominin en büyük sektörünü kontrol etmemekte, aynı zamanda burjuva partilerinin, siyasi iktidarın ve devletin arkasındaki başlıca güçlerden birini oluşturmaktadır. Yalnızca AKP değil, meclisteki ya da meclis dışındaki tüm burjuva ve küçük burjuva partiler işçi sınıfının karşısında, sermayenin yanındadır.

Bu partiler, Türkiye’deki en zengin yüz kişinin toplam servetin en az yüzde 30’unu, en zengin yüzde 1’in ise yüzde 54’ünü kontrol etmesine, yani yoğun kapitalist sömürüye eşlik eden toplumsal eşitsizliğe karşı değiller. Onlar, işçi sınıfına yönelik toplumsal karşı-devrim saldırısına, demokratik hakların birer birer ortadan kaldırılarak polis devleti inşa edilmesine ve hızla küresel çatışmaya doğru ilerleyen bölgesel savaşlara karşı çıkmıyorlar. Onların bütün amacı, işçi sınıfından gaspedilen devasa servetin, nüfusun en zengin yüzde 10’u içinde daha “adil” paylaşımını sağlamak (yani kendilerine ve temsil ettikleri kesimlere daha fazla servet aktarmak) ve Ortadoğu’daki yağmadan daha uygun bir pay kapmaktır.

Bu burjuva ve küçük-burjuva partiler arasındaki bütün anlaşmazlıkların ve ittifakların arkasında, onların burjuva hizip çıkarları ve emperyalist kapitalist sistemi yaşatmaya yönelik önerileri arasındaki farklılıklar yatmaktadır. Ama bütün bu farklılıklar, geçtiğimiz yıllarda onlarca örneğini görmüş olduğumuz gibi, bu burjuva ve küçük-burjuva partilerinin kritik anlarda işçi sınıfına karşı tek bir cephede yer almasını engellemiyor.

Kapitalizmin tarihinin en derin krizlerinden birini yaşadığı içinde bulunduğumuz dönem, tam da bu tür bir cepheleşme dönemidir. ABD’den Almanya’ya, Britanya’ya ve Japonya’ya kadar tüm ülkelerde süren polis devleti inşasına uluslararası düzeyde emperyalist müdahalelerin, savaşların ve iç savaşların eşlik ettiği böylesi bir dönemde, “toplumsal uzlaşma”dan, “barış”tan ve reformlardan söz etmek, işçi sınıfını, karşı karşıya olduğu kapitalist saldırı karşısında ideolojik ve siyasi olarak silahsızlandırmaktan ve yönelimsiz bırakmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

Başta metal işçileri olmak üzere tüm işçi sınıfı, karşı karşıya olduğu tüm felaketlerin nedeni olan kapitalizme karşı siyasi bir mücadeleye soyunmalı; sermayenin emrindeki partilerden ve sendikalardan kopmalı, yüzünü dünya çapındaki sınıf kardeşlerine, dünyayı yaratan ve geleceği kuracak olan kendi öz gücüne dönmelidir.

İşten atılan işçileri savunmak üzere harekete geçin! Toplumsal eşitsizliğe, polis devleti inşasına, demokratik haklara yönelik saldırılara ve savaşa karşı işçi sınıfının sosyalizm mücadelesini örgütlemek üzere Sosyalist Eşitlik Partisi’ni inşa etme mücadelesine katılın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir