Syriza ve Türkiye sahte solu

Yunanistan’daki Syriza iktidarının, troyka (Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu) tarafından dayatılan kemer sıkma politikalarını, hem de halkın yüzde 62’sinin “hayır” dediği referandumun hemen ardından daha ağır bir paket hazırlayarak kabul etmesi, onun yıllardır vurguladığımız ve iktidara gelmesiyle açık bir şekilde ortaya çıkan karşıdevrimci rolünü ve uluslararası sahte solun kapitalizm yanlısı karakterini bir kez daha gözler önüne serdi.

Yunanistan’daki seçimlerde Syriza’yı Türkiye’de ise HDP’yi destekleyen Almanya’daki Sol Parti’nin önderlerinden Gregor Gysi, 17 Temmuz günü, yeni kemer sıkma paketi konusunda Alman parlamentosunda yapılan oylama öncesinde, “hayır” oyu kullanacağını açıkladı ve ekledi: Atina’da [Yunan parlamentosunda] olsaydım “evet” oyu verirdim.

Gysi Alman ve Yunan işçilerinin zekâsıyla dalga geçerken, Syriza’nın Türkiyeli “kardeş parti”leri (ÖDP, HDP ve EMEP), bu açık teslimiyet karşısında sessiz kalmayı tercih ettiler. Bunun nedeni, Syriza’nın AB’nin emperyalist güçlerine ve uluslararası bankalara rezilce teslimiyetinin, onların iktidara gelmesi durumunda yapacaklarını önceden haber veriyor olmasıdır.

Oysa Syriza’nın Ocak ayındaki seçim başarısı karşısında coşkuya kapılmış olan bu partiler, onu örnek alıyor ve benzeri bir “zaferi” Türkiye’de gerçekleştirmenin hayalini kuruyorlardı. Onlar, 5 Temmuz’daki referandumdan bir gün önce, KESK, DİSK, TMMOB ve TTB ile birlikte İstanbul’da düzenledikleri mitingde, “Yunan halkı yalnız değildir” sloganının yanında, “diren Syriza, İstanbul seninle” şiarını haykırmışlardı. Yine, ÖDP, 5 Temmuz’daki referandumun ardından yaptığı açıklamada, Syriza’nın “itibarını geriletme” yönündeki “birçok tanıdık senaryo”dan söz ediyor ve onun, “referandumdan aldığı destekle daha güçlü adımlar atma olanağına da kavuşmuş” olduğunu iddia ediyordu.

HDP önderlerinden Ertuğrul Kürkçü de, referandum öncesinde, 29 Haziran günü TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, “Yunanistan’ın ödemesi gereken 1,6 milyar avroluk borcu Türkiye üstlenebilir. Zor zamanda komşusuna yapılabilecek en büyük yardım budur… Türkiye’nin kaynakları Yunanistan’a bu yardımı yapmaya kafidir. Sıfır faizli borç olarak da bu desteği Yunanistan’a sunabilir,” demişti.

Kürkçü’nün, halka ait olmayan, Yunan hükümetinin bankalara ve büyük şirketlere akıttığı paranın halk tarafından geri ödenmesini ve AB emperyalizmini meşrulaştıran bu akla ziyan açıklaması, HDP ile Syriza arasındaki “stratejik işbirliği”ne uygundu. Anımsanacağı üzere, HDP’nin eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ, Yunanistan’daki seçimlerin hemen ardından, 26 Ocak günü, Syriza’nın başkanı Aleksis Çipras’a gönderdikleri kutlama mesajında, “Tüm dünyada ezilen halkların eşitliğini ve özgürlüğünü kendisine şiar edinmiş iki kardeş parti olarak, HDP-Syriza dayanışmasını ve stratejik işbirliğini” vurgulamıştı.

Şimdi, Syriza’nın, referandumda reddedilmiş olan kemer sıkma programını daha da ağırlaştırarak meclisten geçirmeye başlamasının ardından, bu coşkulu açıklamaların hepsi “unutuldu”. Syriza’nın bütün seçim vaatlerine ihanet etmesinin ve referandumda “hayır” diyen Yunan işçi sınıfını hiçe saymasının, bu burjuva partisini “solcu” olarak gören işçileri ve gençleri hayal kırıklığına uğrattığını görüyoruz. Ama Syriza’yı “solcu” bir partiymiş gibi göstermek için elinden geleni yapan sahte sol siyasi ve sendikal önderliklerin benzeri bir hayal kırıklığı yaşadıklarını düşünmek, onların siyasi birikimlerine ve becerilerine saygısızlık olur.

HDP’nin tam da Türkiye’ye özgü bir Syriza’ya dönüşme çabası içindeyken karşılaştığı bu durum karşısında sergilediği sessizlik, birkaç nedenden kaynaklanıyor. Bunlardan birincisi, bu burjuva partisinin, AB’nin ateşli bir savunucusu olmasıdır. Bu yüzden, o, ne AB’nin efendilerine ne de Almanya’daki ve Fransa’daki “kardeş” partilerine ve bizzat Syriza’ya karşı çıkabiliyor. İkinci neden ise bu partinin, hala “işçi sınıfı” ve “sosyalizm” söylemini kullanan çok sayıda sahte solcu küçük ortağa sahip olmasıdır. HDP önderliği, onu içeriden veya dışarıdan desteklesin, EMEP’ten ESP’ye ve DİP’e kadar çok sayıda eklentisinin, sahte sol söylemler eşliğinde, kendisi ile Marksizm ve işçi sınıfıyla hiçbir ilişkisi olmayan bir “sosyalizm” perspektifi arasında, çarpık da olsa, iyi-kötü bir bağ oluşturduğunun farkında. O, sosyalizm düşüncesinin işçi sınıfı ve gençlik içinde artan etkisinin farkında olduğu için, Stalinistinden sahte Troçkistine ve her türden küçük burjuva kimlik politikacısına kadar çok sayıda çevreyi kapsayan bu destekleyicilerinin sağladığı bu “sol” maskeyi yitirmek istemiyor. Bu yüzden, HDP (ve EMEP ile ÖDP), Syriza’nın bu açık işçi sınıfı düşmanlığını, işçi sınıfı ve gençlik karşısında hiçbir şekilde savunamayacakları için, onu görmezden gelerek gerçekleri gizlemeye çalışıyor.

Sahte Troçkistler

Bununla birlikte, sahte solun HDP’nin yörüngesinde dolaşan ve aralarında sahte Troçkistlerin de bulunduğu bileşenleri, Syriza’nın referandumda “hayır” diyen Yunan halkına ihaneti karşısında, HDP’nin önderliği kadar rahat değiller. Zira onlar, bir yandan “sosyalist” maskelerini korurken, aynı zamanda, Syriza ile “stratejik işbirliği” içindeki burjuva bir parti olan HDP’yi ve küçük burjuva yandaşlarını küstürmemek gibi “zor” bir durumla karşı karşıyalar. Dahası, bunu, Syriza’nın ipliğinin bütünüyle pazara çıktığı bir dönemde yapmak durumundalar.

Syriza’ya daha düne kadar, “ilerici”, “emperyalizm karşıtı” hatta “işçi sınıfı ve emekçiler kampının önderliği” payeleri biçen bu çevreler, şimdi, onun Alman ve Fransız emperyalizminin Yunanistan’daki polisliğine soyunmasının ardından, koro halinde, Syriza’ya, Çipras’a, “Syriza’nın önderliği”ne ve onun içindeki “evet efendimciler”e saldırıyorlar.

Ama onlar bunu, akıl almaz bir ikiyüzlülük ve çarpıtma eşliğinde yapıyor; Syriza’nın işçi sınıfı düşmanı burjuva karakterini gizlemeye çalışıyorlar. Syriza’yı eleştiriyor görünürken bile, işçi sınıfını ona ve aslında kapitalist düzenin savunucusu bu uluslararası siyasi eğilime yedekleme yönündeki bu çabanın başlıca temsilcisi, Devrimci İşçi Partisi’dir (DİP).

DİP, yayın organı Gerçek gazetesinde 11 Temmuz’da yayımlanan “Hain” başlıklı bir başyazıda, uzun uzun, Çipras’ın Yunan halkına nasıl ihanet ettiğini anlattı ve kendilerini daha baştan “özeleştiri borcu” olanların arasından kurtarmak için “Türkiye solunda Syriza ve Çipras’a övgüler düzerek halkı aldatmış olanların bir özeleştiri borcu” olduğunu yazdı. Bu, DİP önderlerinin, “Syriza ve Çipras’a övgüler düzen” yol arkadaşları ile aralarına mesafe koyma çabasının bir ifadesiydi.

DİP yöneticileri, kendilerinin “halkı aldatmamış” olduklarını göstermek için, “Çipras’ın hiçbir biçimde bu zaferlerin gerektirdiği siyasi adımları atamayacağını biliyorduk. Onun için aynen Yunanistan’daki kardeş partimiz EEK gibi, bir yandan halkın zaferini kutluyor, bir yandan da onu ve başta Türkiye işçi sınıfı olmak üzere dünya halklarını Çipras’a karşı uyarıyorduk,” iddiasında bulunuyor.

DİP’in “uyarı” dediği şey, Genel Başkanı Sungur Savran’ın, Yunanistan’da Syriza’yı iktidara getiren seçimlerden iki hafta önceki yazısında yer alan “…Ama Syriza’ya karşı büyük bir kuşkuculukla. İşçi sınıfının saflarında dengelerin değiştirilmesi için mücadele edilmesi gerektiği inancıyla. Syriza’nın önderliğinin ilk fırsatta karşı kampa geçmesi olasılığını hiç unutmadan,” ifadeleri olmalı. Savran, aynı yazıda, “Çipras ve Syriza’dan düzeni zorlayacak bir politika beklemek ciddi bir politik yanlış olur,” ve “iş muhtemelen Syriza’nın boyunu aşacaktır,” tespitlerini de yapmıştı (bkz. “Syriza tuzağı”). Ama bu “çekinceler”, Syriza’nın, “işçi sınıfı ve emekçiler kampı”nın önderliği olarak selamlanmasına ve Savran’ın, “Syriza’nın başında olduğu işçi sınıfı ve emekçiler kampı… seçimden ne kadar güçlü çıkarsa o kadar sevineceğiz,” demesine engel değildi.

DİP, Syriza’nın iktidara gelmesine gerçekten de sevindi. Gerçek gazetesi, 1 Şubat 2015 tarihli, “Yunanistan’ın Emekçi Halkıyla Dayanışmaya” başlıklı başyazısında, Syriza’nın seçim zaferini, Yunanistan işçi sınıfının, emekçilerinin ve halkının “burjuvazinin hükümetini düşürmesi” olarak selamlıyordu. Peki, düşürülen burjuva hükümetin yerini alan Syriza-Bağımsız Yunanlılar koalisyonu hangi sınıfın hükümetiydi? DİP, bu sorunun yanıtını vermekten kaçındı (hâlâ kaçınıyor). Seçim zaferinin yarattığı sevinç o kadar büyüktü ki, Marksist devlet-devrim teorisi bir anda inkar edilebilmişti.

Syriza hükümetine güvenimiz yok. Halkın lehine atacağı bütün adımları destekleriz, ama hiç durmaksızın uyarılarımızı yineleriz,” diyen DİP, “Syriza’ya… bütün burjuva partilerinden kopması, KKE [Yunanistan Komünist Partisi] ile koalisyon kurması, bir işçi hükümeti oluşturması ve işçi sınıfının emekçi halkla ittifakına dayanan bir işçi iktidarını hedefleyen bir hat benimsemesi çağrısı” yapıyordu. Halk ise, “seçim sonrasında elini kolunu bağlayarak” beklememeliydi; zira bu, “Syriza hükümetinin düzene boyun eğmesine dahi” yol açabilirdi.

Bu sözcükler, dünyanın bütün dillerinde, “işçi sınıfı ve emekçiler kampının başında”, “burjuvazinin hükümetini düşürmüş” olan Syriza’nın “düzene boyun eğmesini” engellemek; yani onu emperyalizme ve “burjuva kampa” karşı savunmak için harekete geçme çağrısına işaret eder.

DİP’in, Syriza’ya ve Çipras’a “övgüler düzmek”ten neyi anladığını bilmiyoruz ama onun bütün bu değerlendirmeleri, “övgü”nün çok ötesinde bir şeye denk düşmektedir: işçi sınıfı ve gençlik içinde sağcı bir burjuva partisi hakkında “solcu” yanılsamalar üretmek; işçi sınıfını ona yedeklemek; işçileri, karşı karşıya oldukları tehlikeler karşısında ideolojik ve siyasi olarak silahsızlandırmak.

O kadar ki, işçi sınıfının sosyalist devrimi ihtimalini göz önünde bulundurmak bir yana, DİP, bir burjuva partisine (Syriza) işçi iktidarını (yani burjuva devleti ortadan kaldıracak bir proleter devrimle kurulacak bir iktidarı) hedefleme çağrısı yapıyor. “Sahte sol” ifadesini bu Marksizm karşıtı yaklaşımından daha iyi ne açıklayabilir? Bunu tamamlayan bir diğer şey, DİP’in orada bir kardeş partisinin (EEK) bulunması ama buna rağmen DİP tarafından hiçbir şekilde adres gösterilmemesidir.

DİP, şimdi, “Hain Çipras bunu da yaptı!” diye sızlanırken, aslında, kendi örtülü hayal kırıklığını dışa vurmaktadır. Ama sendika bürokrasilerinin ve sahte solcu burjuva önderliklerin hiçbir “ihaneti”, DİP’i onlara “sol” maske takma çabasından alıkoyacak kadar büyük değildir. DİP ve Yunanistan’daki kardeşi EEK, Syriza’nın emperyalizm yanlısı burjuva karakteri bütün çıplaklığıyla gözler önüne serildiğinde bile, hâlâ, onun içinden “devrimci” güçler çıkacağının hayalini yaymaktadır.

EEK, 13 Temmuz tarihli bir açıklamasında, “kendilerini seçen halkın çoğunluğunun iradesine hâlâ saygı duyan SYRIZA milletvekillerini Troyka’nın dehşet listesini oylarıyla tereddütsüz biçimde reddetmeye çağırırken”, onun Türkiye’deki kardeşi DİP, “Yunan solu, ancak Syriza içinde ve dışında derin bir kabuk değişimi yaşayarak halkın iradesinin taşıyıcısı haline gelebilir,” tespitini yaparak, kurulmasının amacı aslında bugünkü “ihaneti” gerçekleştirmek, Yunan kapitalizmini ve burjuvazisini “sol” söylemle kurtarmaya soyunmak olan bir partinin yıllardır bunu açıkça söyleyen önderlerinden yana umudunu yitirmiyor.

DİP’e bu kadar yer ayırmamız, onun, Türkiyeli sahte Troçkist çevreler içinde, işçi sınıfını ve gençliği Syriza türü sahte sol burjuva partilere yedekleme konusunda başı çekmesinden kaynaklanıyor. Bununla birlikte, DİP’in, bu çabayı onun kadar “usta” biçimde ifade edemeyen başka yol arkadaşları da var.

Bunlardan biri, “ciddi eleştirilerimiz olsa da kendimize en yakın hissettiğimiz” ANTARSYA dese de, “Seçimlerdeyse sağın ve kapitalistlerin zaferine karşı Syriza’ya şartlı ve eleştirel destek sunulmalıdır. Bu tutum, kamuoyuna açık olarak deklere edilmeli, patron politikalarına karşı durduğu sürece Syriza hükümetinin destekleneceği ilan edilmelidir,” diye yazarak sözüm ona “sekter” davranmayan Marksist Bakış dergisi / Sürekli Devrim Hareketi’dir (SDH).

SDH, Syriza içindeki Sol Platform’dan da büyük umutlar beslediği bu seçim öncesi süreçte, Sol Platform’un ve Enternasyonalist Devrimci Sol’un üyesi Ilias Milonas’in “Syriza’nın zaferi durumunda, sahiplenecekleri yeni hükümetten, son yıllarda kemer sıkmanın sıkı para politikalarının sonucu kaybettiklerini geri almayı talep edecek olan mobilize bir işçi sınıfının önünün açılacağına inanıyoruz. …Syriza’nın yenilmesine izin verilmemelidir, Syriza’nın yenilgisi, bütün bir solun ve işçi sınıfının yenilgisi olacaktır,” diye yazdığı bir yazısını yayımlamıştı.

SDH, Syriza’nın tam teslimiyetinin ardından, 13 Temmuz tarihli bir değerlendirmesinde, şunları yazdı:

Syriza’nın ihaneti karşısında Yunanistanlı emekçilerin alacağı tavır çok önemli. Artık Syriza’nın emekçilere daha fazla yoksulluk dışında hiçbir şey vaat edemeyeceği son derece açık! Tsipras umut dolu açıklamalar yapsa da, Yunanistanlı emekçilerin bu yalanlara artık karnı tok!

SDH, Yunanistanlı emekçilerin nasıl bir tavır alması gerektiği konusunda hiçbir şey söylemiyor ama “Antarsya gibi aktörlere çok büyük görevler düştüğünü” belirtiyor. Bu görev ne mi? “Söz konusu pakete karşı etkili kampanyalar örgütleyerek Syriza’yı köşeye sıkıştırmak ve IMF’nin başını çektiği akbabalara karşı ‘gardı düşürmemek.’”

Özetle, SDH, başından itibaren, tüm şartlarına amalarına rağmen, bir burjuva hükümetin emperyalizme ve burjuvaziye karşı sözde mücadele edebileceği yanılsamasına dayanarak, “daha sol” gruplarca desteklenmesi çağrısı yaptı. Bunun gerekçesi de, buna, yani ihanete ortak olunmaması halinde Syriza’yı destekleyen kitlelerin kazanılamayacağıydı, aksi yani Bolşevik-Leninist tutum sekterlikti! Bu akıl tutulmasına göre, başından itibaren Syriza’nın ne yapacağını açıkça söyleyen gerçek Marksist, yani Troçkist bir hareket değil de ihanete ortak olup kitleleri ona yedekleyen sahte sol akımlar kitlelerin gözünde güçlenecek!

Morenocu İşçi Demokrasisi Partisi’ne (İDP) gelince; onların da, Syriza’nın iktidarda ne yapacağı konusunda net bir fikri yoktu. İDP’nin yayın organı İşçi Cephesi, “Syriza iktidara geldiğinde ne yapacağını, en önemlisi de Yunanistan işçi sınıfının ve Syriza tabanının buna ne tepki vereceğini 25 Ocak itibariyle göreceğiz,” diyordu (Yunanistan erken seçime giderken). İşçi Cephesi, bu tavrıyla, Syriza’nın, seçmenlerinin baskısı sonucunda “sol” politikalar uygulayabileceği yanılsamasına zemin hazırlıyordu.

İDP bu tavrını, Syriza’nın göçmen düşmanı aşırı sağcı Bağımsız Yunanlılar (Anel) partisiyle koalisyon kurmasının ve Alman ve Fransız emperyalizmi ile uluslararası bankalara ilk ödünleri vermesinin ardından da sürdürdü. İşçi Cephesi’nde, 15 Mart 2015 tarihli, “Syriza’dan geri adım” başlıklı değerlendirmesinde, Yunanistan Komünist Partisi’nin ve anarşistlerin Syriza’ya tepkisini sekterlikle eleştirirken, “Burada asıl önemli olan SYRIZA’nın uzlaşı tutumu karşısında onu iktidara taşıyan kitlelerin vereceği tepki ve seferberlikler”dir diyor ve ekliyordu: “Devrimci Marksistlerin burada görevi bu sekter tutumlardan kendilerini ayırıp emekçi kitlelerin tepkilerinin bir parçası olarak onları devrimci yönelişe itmek”tir. Doğru söze ne denir!

Ama hepsi bu değil. İşçi Cephesi, Syriza’nın, “işçi sınıfı mücadeleyi bırakmadığı sürece… tabanıyla ve kendi içindeki dinamikleriyle olumlu anlamda değişmeye ve dönüşmeye müsait bir parti” olduğunu iddia ediyordu:

Bu inişli çıkışlı süreçte parti içindeki devrimci ve radikal bir kanat partinin denetimini ele geçirebileceği gibi parti bürokrasisi tarafından tasfiye de edilebilirler. Bunları görmek için önümüzde çok değişkenli ve dengesiz bir dönem var. İzlemeye devam edeceğiz.

Yunanistan işçi sınıfı ve gençliği, askeri diktatörlük de dahil olağanüstü tehlikelerle karşı karşıya ve İşçi Cephesi, “izlemeye devam” ediyor.

Militan” adlı çevre, Syriza’nın referandum sonuçlarını hiçe sayarak troyka ile anlaşması konusunda herhangi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık, o, Ocak ayındaki seçim zaferinin hemen ardından yaptığı “SYRİZA’nın Seçim Zaferi – Komşuda Pişer, Bize de Düşer mi?” başlıklı değerlendirmede, Syriza’yı, “2004 yılında reformist taleplerle yola çıkan bir platform” olarak tanımlamıştı. Yazıda, 2011 yılındaki şu tespite gönderme yapılıyordu: “Yunanistan’da uzunca süredir devam eden eylemlerin, gösterilerin ve karışıklıkların arkasındaki temel soru budur: Ülkeyi kim yönetecek? Ya işçi sınıfı (ve arkasına taktığı, Yunanistan’da sayıca çok olan ve dikkate alınması gereken küçük mülk sahibi emekçiler) ya da burjuvazi.” Militan, bu sorunun yanıtını “SYRİZA’yı yoktan var eden Yunan işçi ve emekçileri verecek,” diyordu.

Bu ifadelerin üzerindeki “radikal” cilayı biraz kazıdığımızda, “solcu” Syriza’nın, kitlelerin basıncı ile yola getirilebileceği varsayımı beliriyor. Zira Militan’a göre, “Yunan işçi sınıfı solu seçmiş”ti ve “SYRİZA’nın seleflerinden [kendisinden önceki Yeni Demokrasi ve PASOK iktidarları kastediliyor] farklı bir yere bakması gerektiği açık” idi.

Militan, Syriza’ya ilişkin son değerlendirmesini, 5 Temmuz’daki referandumun hemen ardından yayımlanan, “Yunanistan krizi üzerine tezler”de yaptı. “Yunanistan’da bir devrimci durum hâkimdir,” cümlesiyle başlayıp, Bolşeviklerin 1917 Ekim Devrimi sonrasındaki borçlanma politikaları (bunun Syriza ile ne ilişkisi olduğunu ise anlayabilmiş değiliz) ile devam eden bu “tezler”, şu sözlerle bitiyordu:

Biz SYRIZA’yı solcu olduğu için, sosyalizme (lafta da olsa) bağlı olduğu için değil, devrimci olmadığı için, sosyalizmin lafzıyla özünü karıştırdığı için eleştiriyoruz. Devrimci tutum kapitalizme ve onun yardakçılarına karşı omuz omuza savaşmayı ve bu birleşik cepheye dâhil olan unsurları bu savaşı yürütmedikleri oranda ve yürütmedikleri yerlerde eleştirmeyi gerektirir. Aksi tutum kapitalizmin değirmenine su taşır.

Militan’ın, “yoldaşça eleştiri” olarak tanımlanabilecek bütün bu laf kalabalığı, özünde, onun Syriza’ya verdiği “taktik” desteği örtmeye yönelikti.

Bu sahte Troçkist çevrelerin Yunanistan’daki Syriza karşısındaki tavırları ile onun Türkiye’deki kardeş partisi HDP’ye ilişkin politikaları arasında tam bir örtüşme söz konusudur. Onlar, aynı HDP’ye yaptıkları gibi, Syriza’nın sınıfsal kimliğini örtbas etmek için sözcüklere takla attırmakta ve bu sağcı burjuva partisine “sol” bir maske takmaya çalışmaktadırlar.

Oysa Syriza, hiçbir zaman kapitalizme, Yunan devletine ya da AB’ye karşı olmadı; hiçbir zaman toplumun işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda ve onun tarafından sosyalist dönüşümünü savunmadı. Özetle, onun kuruluşundan itibaren gerçek sol ile hiçbir ilişkisi yoktur. Onun kuruluş amacı, orta sınıfın hali vakti yerinde kesimlerinin toplumsal servetten daha fazla pay almasını sağlamak, tam da bugünkü gibi kriz durumlarında, burjuvazinin geleneksel partileri Yeni Demokrasi ve PASOK gibi partilerin iflas ettiği koşullarda Yunan kapitalizmini ve devletini “sol” söylemlerle kurtarmaya soyunmak ve Yunan işçi sınıfını her yolla sisteme yedekleyerek burjuvazinin sömürüsünün devamlılığını garantiye almaktı. Dolayısıyla, işçi sınıfı ile düşmanlık dışında bir ilişkisi olmayan Syriza’nın 5 Temmuz referandumu sonuçlarını hiçe sayarak AB ile anlaşması, bu gerçeğin en son ifadesinden başka bir şey değildir.

Bizler, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin devrimci perspektifinin ışığı altında, en baştan beri, Syriza’nın sağcı bir burjuva partisi olduğunu savunurken, sahte sol, bir koro halinde, “sekterler”, “dogmatikler” diye haykırıyor; bizi “politika” yapmamakla suçluyordu. Bu suçlamalar, Syriza, dışarıda AB’ye ve uluslararası bankalara açık güvenceler verir, içeride polis devleti inşası yönünde ilerlerken bile devam etti.

Sahte solun bu saldırısının arkasında, Syriza’nın programına “eleştirel” destek veren ve ona oy verilmesi çağrısı yapan bu küçük burjuva çevrelerin kendi yıkıcı politikalarını gizleme çabası yatmaktadır. Bu çevreler, Syriza’nın yükselişinin büyük bir umut olduğunu ve onun işçi sınıfı tarafından “ilerici” politikalar izlemeye zorlanabileceği hayalini yayıyor ve “kitlelerle yürüme” adına bu burjuva partisini desteklemek gerektiğini savunuyorlardı. Bu, küçük burjuvazinin, düzen kurumlarından (devletten, burjuva ve küçük burjuva partilerden, sendikalardan vb.) bağımsız devrimci bir işçi hareketi olasılığını aslında daha baştan reddeden ve bunun karşısında dehşete kapılan kesimlerinin toplumsal çıkarlarının ve ruh halinin siyasi ifadesidir.

Syriza’nın iktidara gelmesi eliyle cisimleştirdiği üzere, sahte solun bu politikaları, emekçi kitlelerin değil ama hali vakti yerinde küçük burjuva kesimlerin çıkarları üzerine kuruludur. Bu çıkarlar, Stalinist ve sosyal demokrat partilerin tüm saygınlıklarını yitirdiği koşullarda Yunanistan işçi sınıfının direnişini ezme görevini üstlenmiş sağcı bir burjuva partisi olan Syriza’yı “sol” bir parti olarak göstermeyi; işçi sınıfını ve gençliği ne pahasına olursa olsun ona yedeklemeyi gerektiriyordu. Öyle ki, onlar, bu uğurda, Syriza’nın Yunan işçi sınıfına yönelik karşıdevrimci rolünü, polis şiddetini ve daha önceki göçmen düşmanı politikayı sürdürmesini gizlemekle yetinmeyip, onun Mısır’daki Sisi diktatörlüğüyle ve İsrail’deki Siyonist rejimle işbirliğini kuvvetlendirmesini de görmezden geldiler.

İçlerinden kimilerinin, en “radikal” söylemlerinde devrim ve sosyalizmden bahsetmeleri, dünya kapitalizminin en büyük krizlerinden birini yaşadığı bu emperyalist ve iç savaşlar, toplumsal karşıdevrim ve burjuva demokrasisinin bile ortadan kaldırıldığı bir polis devleti döneminde bile, seçimle, parlamenter yoldan “bir şeylerin” iyileştirilebileceği üzerine kurulu hayallerini, ölümcül bir şekilde düzene bağlılıklarını gizleyememektedir.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) günlük yayın organı Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde ve Toplumsal Eşitlik’te yayımlanmış çok sayıda yazıdan derlediğimiz bu broşürde, Yunanistan’da yaşananların ve Syriza’nın gerici rolünün bir özetini bulacaksınız. DİP, 15 Temmuz tarihli, “Çipras’ın Düyun-u Umumiyesi!” başlıklı bir değerlendirmesini, “Anlatılan hepimizin hikâyesidir,” sözleriyle bitirmişti. Gerçekten de, Syriza’nın ve sahte solun Yunanistan işçi sınıfını içine sürüklediği felaket, Syriza’nın Türkiye versiyonu olmaya çalışan HDP’nin ve onun içinde ya da çeperinde bulunan Türkiye sahte solunun önümüzdeki aylarda ve yıllarda yapacaklarını önceden haber vermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir