Reformizmin ölümü: Corbyn ve “geniş sol”

Yazdır

Aşağıdaki konuşma, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin düzenlediği 2018 Uluslararası Çevrimiçi 1 Mayıs Toplantısı’nda, DEUK’un Britanya şubesi Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 20 yıldır ulusal sekreteri olan Chris Marsden tarafından yapıldı.

Marx, 1871 Paris Komünü’nün temel dersini çıkardığında, reformizmin başlıca öncülünü çürütmüştü. İşçi sınıfının iktidarı kendi eline alma yönündeki ilk girişimi, 20.000’den fazla Komün üyesinin katledilmesiyle sonuçlanmıştı.

Marx, “işçi sınıfı, sadece, var olan devlet aygıtını ele geçirip onu kendi amaçları için kullanamaz.” sonucuna varmıştı. Modern devlet, “sermayenin emek üzerindeki ulusal iktidarı”, “toplumsal kölelik için örgütlenmiş bir kamu gücü” ve “sınıf despotizminin bir aracı” işlevi görüyordu. İşçi sınıfı burjuva devleti yıkmalı ve “mülksüzleştiricilerin mülksüzleştirilmesi” ile görevli kendi devletini kurmalıydı.

Devrimci sosyalist hareketin tarihi, reformizm savunucularına yönelik amansız düşmanlığın; onların işçi sınıfı üzerindeki etkilerini kırmak için, savlarının ve yalanlarının aralıksız teşhirinin tarihidir.

Lev Troçki, 1938’de, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşu üzerine, “Bizim amacımız, emekçilerin ve sömürülenlerin sosyalist devrim dolayımıyla tam maddi ve manevi kurtuluşudur. Onu bizden başka hiç kimse hazırlamayacak, ona bizden başka hiç kimse önderlik etmeyecek.” dediği bir konuşma yapmıştı.

O, Dördüncü Enternasyonal’i, “baştan aşağı çürümüş” olan “eski Enternasyonaller” ile karşılaştırıyor ve şunu ilan ediyordu: “İnsanlığın başına üşüşmüş büyük olaylar, bu gereğinden uzun yaşamış örgütlerden geriye taş üstünde taş bırakmayacak.”

Bu öngörü artık gerçekleşiyor.

Stalinist partiler ya döküntü durumunda ya da Çin’de olduğu gibi burjuvazinin yeni düzenleyici bağlantı noktasıdır. Bir zamanlar sosyalizme giden reformist bir yolu savunan Avrupa’daki Sosyal Demokrat partiler aynı yoldan gidiyor. Bugün, onların Batı Avrupa ülkelerindeki ortalama oy oranı sadece yüzde 22’dir.

Seçmenlerin beşte birinden azının desteklediği Almanya’daki SPD, sağcı CDU’yu destekleyen ikinci bir büyük koalisyona girmiş durumda. Sosyal demokratlar, sadece beş başka AB ülkesinde (Malta, Portekiz, Romanya, İsveç, Slovakya) hükümetteler.

Fransa’daki Sosyalist Parti gibi partiler, yüzde 10’un altına düşecek kadar çöküşe uğramış durumdalar. Bu olguya, Yunanistan’da, “Pasoklaşma” adı veriliyor.

Blaircı düşünce kuruluşu Prospect, “Onlarca yıldır Avrupa politikasındaki en etkili güç olan sosyal demokrasi ölüyor.” diye belirtiyor.

Onlar, bunun nedeninin, “Yeni İşçi Partisi” dedikleri partinin, seçmen erimesiyle sonuçlanan açık bir şirket, özelleştirme, kemer sıkma ve savaş yanlısı gündeme doğru siyasi kaymaya öncülük etmesi olduğunu biliyor olmalılar.

İşçi sınıfı, özellikle de genç kuşağı, yapmış olduklarından nefret ettiği eski partileri terk ediyor.

Dahası, bu nefret edilen oluşumların yerini alacağı varsayılan “geniş sol” partiler de gözden düşmüş durumdalar. Bu, kemer sıkma politikalarına karşı çıkma vaadiyle iktidara gelen ama PASOK’un çöküşüne yol açanlardan bile daha kötü kesintiler uygulayan Yunanistan’daki Syriza ile örneklenmektedir.

Syriza, 14 bölgesel havaalanını, Pire ve Selanik limanlarını özelleştirmesinin, emeklilik maaşlarında yüzde 40 kesinti yapmasının (bunu yüzde 20’lik bir başka kesinti izleyecek), sağlık hizmetlerinin içini boşaltmasının, on binlerce işi ortadan kaldırmasının, grev karşıtı yasalar çıkarmasının, NATO’ya kucak açıp İsrail ile bir askeri ittifak kurmasının ardından, artık işçi sınıfı ile cepheden bir çatışma içindedir.

Sizlere, bu eğilime karşı geldiği varsayılan bir ülkeden, Jeremy Corbyn’in 2015’te genel başkanlığa seçilmesinin İşçi Partisi’nin yeniden doğumuna işaret ettiği Britanya’dan sesleniyorum.

Bu, Corbyn’in zaferinin, İşçi Partisi’nin “demokratik, sosyalist, kemer sıkma karşıtı bir parti” olarak yeniden inşasına doğru bir adım olduğunu ilan eden Britanya’daki sahte sol grupların kabul ettirmeye çalıştığı hikayedir.

Olaylar, şimdiden, bu tür iddiaların tersini kanıtlamıştır.

Biz, parti olarak, Corbyn’in, İşçi Partisi’nin sağ kanadının ve büyük şirketlerin emirlerini yerine getirmek için attığı her bir geri adımı belgeledik.

Corbyn, kemer sıkmaya karşı çıkmak şöyle dursun, İşçi Partisi’nin elindeki belediye meclislerine, Muhazakarların talep ettiği kesintileri uygulama talimatı verdi. Onun Gölge Başbakanı John McDonnell, günlerini City of London’a [Londra finans merkezi] yaltaklanmayla geçiriyor.

Corbyn, işçileri militarizme ve savaşa karşı harekete geçirmek yerine, milletvekillerinin Suriye savaşı üzerine serbestçe oy kullanmasına ve NATO’nun Rusya’ya karşı askeri takviyesinin parçası olarak Trident nükleer silah programının yenilenmesine izin vererek, her önemli konuda teslim olmuştur.

Biz, Corbyn’e ve İşçi Partisi’ne ilişkin değerlendirmemizde, Marksist hareketin zengin mirasına ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin yaptığı çözümlemeye dayanıyoruz.

Lenin, “Reformizm, işçilere yönelik burjuva aldatmacasıdır.” diye yazmış ve onu bir “hastalık” olarak betimlemişti.

O, oportünizmin sosyal demokratların Birinci Dünya Savaşı’nda kendi egemen sınıflarının arkasında saf tutması sayesinde elde ettiği yıkıcı zafer ile ilgili olarak, onun “küçük burjuvazinin bir kesiminden ve işçi sınıfının emperyalist süper karlarla ayartılmış, kapitalizmin bekçi köpeklerine ve işçi hareketinin hainlerine dönüştürülmüş belirli bir tabakasından” kaynaklanan bir eğilim olduğunu yazmıştı.

Lenin, bu partilere karşı mücadele edilmeksizin, “emperyalizme karşı bir mücadele, Marksizm ya da sosyalist bir işçi hareketi söz konusu olamaz.” demişti.

Troçki, Britanya’daki İşçi Partisi “solcuları” hakkında şunları söylemişti: “Burjuvazinin bu halinden memnun ukalalarının, saçmalayan seçmecilerinin, duygusal kariyeristlerinin ve özel üniformalı uşaklarının gerçek yüzü, ne pahasına olursa olsun, işçilere gösterilmelidir. Onları açığa çıkarmak, onarılamayacak biçimde gözden düşürmek demektir.”

Sosyalist Parti, Sosyalist İşçi Partisi gibi gruplar ve diğerleri, İşçi Partisi’nin ve benzeri oluşumların yüzyılı aşan tarihlerini görmezden geliyorlar.

Onlarca yıl boyunca, Corbyn’in çok daha solundaki kişiler, milyonlarca insanın güvendiği ve işçi sınıfının ciddi şekilde yararlandığı (Britanya’daki Ulusal Sağlık Servisi’nin kurulması gibi) önlemler uygulamış olan hiziplere ya da partilere önderlik ettiler. Onları sosyalist temelde dönüştürme yönündeki her çaba, o zamanlar bile başarısızlığa uğramıştı.

Artık o günler çok eskide kaldı.

Sosyal demokratların sağa kayması, birkaç kötü önderin ürünü değildir. Peki, bu sürecin evrensel karakteri nasıl açıklanacak?

Bu sağa kayma, kapitalizm yanlısı partilerin ve politikacıların, küreselleşmiş üretimle, finans ve üretim sektörlerinin bütünleşmesiyle ve dünya ekonomisine ulusötesi şirketlerin egemen olmasıyla bağlantılı köklü değişikliklere yönelik gerekli tepkisiydi.

Bu, ulus devlet çerçevesi içinde sınıf işbirliği yoluyla toplumsal ödünler elde etme biçimindeki reformist programı ölümün eşiğine getirdi.

Egemen sınıf, küreselleşmiş piyasalarda rekabet etmek için, güvendiği sosyal demokratlardan ve sendikalardan acımasız kesintiler uygulamalarını ve grevlere ihanet etmelerini talep ettiler (onların onlarca yıldır yaptıkları budur).

Bu süreçte, sosyal demokratlar ve sendikalar giderek daha doğrudan bir şekilde mali oligarşinin hizmetçileri haline gelirken, onların işçi sınıfı ile olan ilişkileri de köklü bir değişim geçirdi.

Sahte sol gruplar, bunların tamamen değiştiğini, çünkü İşçi Partisi’ne ilerici düşüncelere sahip iyi bir insanın önderlik ettiğini iddia ediyorlar. Ancak onların Corbyn’e desteği bu tür aptalca yanlış düşüncelere değil; belirli toplumsal çıkarlardan kaynaklanan siyasi hesaplara dayanmaktadır.

Onlar, devrimi, genellikle işçi bürokrasisinin danışmanları ya da sendikal aygıtlar içindeki önde gelen görevliler olarak sahip oldukları maddi ayrıcalıklara tehdit olarak gören üst orta sınıf bir tabakayı temsil ediyorlar.

Marx’ın Paris Komünü üzerine yazmasından yaklaşık 150 yıl sonra, sahte sol grupların perspektifi, devleti değil ama Jeremy Corbyn’i “ele geçirmek” ve onun devlet aygıtına girmesinden nemalanmaktır.

Onların fikirdaşlarının Yunanistan’da Syriza, Portekiz’de Sol Blok, Almanya’da Sol Parti ve İspanya’da Podemos ile yaptıkları şey budur.

Corbyn’in iktidara gelmesi durumunda yapacakları, Syriza’nınkiler ile aynı olacaktır: ona verilen siyasi yetkiye ihanet etmek; Britanya ve dünya emperyalizminin kontrol edilemeyen krizinin talep ettiği kemer sıkma ve militarizm programını sürdürmek.

Sosyalist Eşitlik Partisi, perspektifini, Corbyn, Aleksis Çipras ya da Pablo Iglesias gibi kişilere yönelik gündelik hayallere değil; var olan toplumsal ilişkilerin gerçekliğine dayandırmaktadır.

İşçi Partisi’nin reformist geçmişine bir geri dönüş mümkün değildir.

Bizler, sınıf işbirliği değil; yalnızca dünya sosyalist devrimi yoluyla aşılabilecek zorlu ve sert, yükselen bir sınıf mücadelesi döneminde yaşıyoruz. Doğumunun 200. yıldönümünde, gelecek, Marx’a ve Lenin ile Troçki tarafından savunulan ve bugün DEUK’un partilerinde cisimleşen büyük devrimci geleneğe aittir.

11 Mayıs 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares