Kapitalizm ve küresel zenginerki

Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, toplumsal eşitsizlik üzerine, süper zenginler ile toplumun çoğunluğu arasındaki uçurumun küçülmemekle kalmayıp, her zamankinden daha hızlı bir şekilde büyüdüğünü gösteren bir rapor yayımladı.

Güncellenmiş rakamlara göre, 2013’te, en zengin 92 multi-milyarder, toplumun alttaki yüzde 50’sininkine denk bir servete sahipti. Bu sayı, 2014 yılında 80 milyardere düştü. Başka bir ifadeyle, çift katlı bir otobüse sığdırılabilecek bir grup insan, Çin’in, Hindistan’ın, ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin toplam nüfusuna eşit olan 3,5 milyar kişiden daha fazla bir serveti kontrol etmektedir.

Eşitsizlik öylesine hızlı bir şekilde büyüyor ki, önümüzdeki yıl, en zengin yüzde 1, toplumun yüzde 99’ununkinden daha fazla serveti kontrol edecek. Doğrusu, toplum, küresel ölçekte, muhtemelen, binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca hiçbir zaman bugün olduğu kadar eşitsiz olmamıştır.

Oxfam, raporun yayımlanmasını, yaklaşık 2.500 milyarderin, şirket yöneticisinin, devlet başkanının ve onların dalkavuklarının katılacağı, İsviçre’nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışına denk gelecek şekilde ayarladı.

Oxfam’ın Müdürü Winnie Byanyima, etkinliğin eş başkanı olmak üzere davet edildi. Oxfam, yaptığı bir açıklamada, Byanyima’nın “bu konumunu, eşitsizliğin büyümesini durdurmak için acil eylem çağrısı yapmak için” kullanacağını söyledi.

Byanyima, çağrısını, yeterince ironik bir şekilde, raporun zenginleşmesini kınadığı küresel zenginerkinin en büyük yıllık toplantısına yöneltecek. Toplantıya katılan yüz civarında milyarderin ve yüzlerce multi-milyonerin çoğunun serveti, geçtiğimiz beş yılda ikiye katlandı. Bu arada, raporun gösterdiği gibi, dünya nüfusunun en yoksul yarısının 2014 yılındaki serveti, 2009’dakinden daha azdı.

Geçtiğimiz yıl boyunca, ABD Hazine Bakanı iken serbest yatırım fonu yöneticisi bir multi-milyonere dönüşen Lawrence Summers’tan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde’a, ABD Başkanı Barack Obama’ya ve dünyanın en zengin adamı Bill Gates’e kadar bir dizi tanınmış kişi, eşitsizliğin büyümesi konusundaki kaygılarını açıkça dile getirmişti.

Süper zenginler ile toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı arasındaki devasa uçurum, bütün dünyada yaşamın yadsınamaz belirleyici özelliğidir. Kapitalizmin, Marx ve Engels’in açıkladığı gibi, giderek daha fazla huzursuz ve düşman bir işçi sınıfı biçiminde kendi mezar kazıcılarını yarattığı bu gidişatından sorumlu olanlar arasında kimi kaygılar söz konusu.

Yine de, dikkat çekici bir biçimde, bu açıklamaların hiçbirinde, zenginler ile toplumun çoğunluğu arasındaki derinleşen uçuruma neden olan sınıfsal ve siyasi dinamiklerin herhangi bir değerlendirmesi bulunmuyor. Bu yorumcuların hepsi, sanki toplumsal eşitsizliğin büyümesi hükümetlerin ve toplumsal sınıfların faaliyetlerinin dışında, basitçe, tarafsız süreçlerin ürünüymüş gibi davranıyorlar.

Gerçekte, servetin sonu gelmez şekilde süper zenginlerde birikmesi, egemen sınıfın on yıllardır uyguladığı ve bizzat mali sektör seçkinlerinin suç oluşturan faaliyetleri eliyle tetiklenmiş olan 2008 mali krizinden beri tırmanan kararlı politikanın ürünüdür. Sadece ABD hükümeti, 7 trilyon doları mali sisteme akıttı ki bu, 30 trilyon doların üzerindeki finansal varlıkları desteklemek için kullanıldı. Dünyanın her yerindeki merkez bankaları aynı şeyi yaptılar.

Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler yoğun kemer sıkma önlemlerini dayatmak için ekonomik krizden bir fırsat olarak faydalanırken, küresel şirketler, ekonomik çöküşten kaynaklanan kitlesel işsizliği, ücretleri aşağı çekmek ve işçilere hızlı çalışmayı dayatmak amacıyla kullandılar.

Lehman Brothers’ın çöküşünden yaklaşık yedi yıl sonra, Wall Street’in çöküşünün ardından benimsenmiş politikalar, küresel krizde yeni bir aşamaya yol açıyor. Bu yıl onlarca yeni milyarder çıkarmış olan ve 19 Ocak Pazartesi günü, 2008’den beri en büyük kaybını yaşayan Çin borsa balonu sönüyor gibi görünüyor. Avrupa deflasyonda ve uzmanlar Rus ekonomisinin bu yıl yüzde beş daralacağını öngörüyorlar. Uluslararası Para Fonu (IMF), Pazartesi günü, bu yıl için yaptığı ekonomik büyüme tahminini düşürdü.

Egemen sınıfın, kendi sisteminin krizine verebildiği tek yanıt, zenginlerin kasasına her zamankinden daha fazla para akıtmaktır. IMF, “Para politikası… politika faizlerinin daha fazla indirilememesi durumunda, diğer araçları da içeren yollarla uyumlu kalmalıdır” açıklamasını yaptı ki bu, para basmaya (“parasal genişleme”) örtülü bir göndermeydi.

Asalaklık, küresel zenginerkinin biçimlendiği toplumsal hamurdur. O, servetini üretim üzerinden değil ama hile, spekülasyon ve yağma yoluyla elde eder. Küresel zenginerki, devasa kaynaklarını, siyasal yaşama hükmetmek ve kendisini geniş insan kitleleri zararına zenginleştirmeyi amaçlayan politikaları sürdürmek için kullanmaktadır.

Küresel zenginerki, insan soyu içindeki bir kanserdir. Dünyanın egemen sınıfları, kendi servetlerini ve bu servetin dayandığı kapitalist kar sistemini amansız bir şekilde savunurken, insanlığı felaketin eşiğine getirdiler. Başlıca emperyalist güçler, dünyanın yeniden paylaşımı ile uğraşıyorlar. Bir nükleer dünya savaşı ihtimali, I. Dünya Savaşı’ndan yüz yıl sonra, geçtiğimiz yıl, ABD’nin ve NATO’nun Ukrayna üzerine Rusya karşıtı saldırganlığında açık ve güncel bir tehlike olarak ortaya çıktı.

Zenginerkinin, büyüyen toplumsal gerilimlere yanıtı, reform değil, baskıdır. Her zamankinden daha açık bir şekilde içerideki halka yönelik devasa istihbarat, polis ve ordu aygıtları inşa edilmiş durumda. Geçtiğimiz yüzyılın zehirli ideolojileri (faşizm, şovenizm, otoriterlik), işçi sınıfının, zenginerkinin egemenliğine yönelik herhangi bir meydan okumasına karşı koymak üzere yeniden diriltiliyor.

Toplumun karşı karşıya olduğu büyük sorunlarının herhangi birinin, mali oligarşinin mutlak gücünü parçalamadan çözülebileceğine inanmak tam bir saflıktır. Mali oligarşinin servetinin kamulaştırılması, onun kontrolündeki şirketlerin işçi sınıfının demokratik denetimi altında toplumsallaştırılması gerekiyor. Böylece bu şirketler, özel kazanç yerine toplumun ihtiyaçları yararına işletilebilirler.

Bunun için, uluslararası işçi sınıfını (dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu), iflas etmiş kapitalist sistemi devirmeye yönelik devrimci bir program temelinde birleştirmeyi amaçlayan bir siyasi hareketin inşa edilmesi gerekiyor. Bu, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin görevidir. Bizler, dünyanın dört bir yanındaki işçileri ve gençliği, Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılmaya ve sosyalizm uğruna mücadeleye girmeye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir