IMF raporu küresel ekonomideki derinleşen durgunluk eğilimlerine işaret ediyor

Küresel mali krizin Eylül 2008’de patlamasından 5 yıl sonra, IMF tarafından dünya ekonomisi üzerine hazırlanan son Dünya Ekonomik Görünümü (WEO) raporu, kriz öncesi ekonomik büyümeye dönüş beklentisinin her zamankinden çok daha uzak olduğunu açıklığa kavuşturuyor.

Rapor, IMF ve Dünya Bankası’nın hafta sonu yapılacak yıllık toplantıları için hazırlandı. ABD’nin temerrüte düşme (borçlarını zamanında ödeyememe) tehlikesinin muhtemelen tartışmaların merkezinde yer alacağı bu toplantı, böylesi bir gelişmenin Lehman Brothers’ın iflasın ardından ABD ve dünya ekonomisi durgunluğa sokmuş olandan daha derin bir küresel mali krize yol açabileceği uyarılarının ortasında gerçekleşiyor.

ABD’nin temerrüte düşmesinin önüne geçilse bile, IMF raporu, dünya ekonomisinin devam eden çöküşüne dikkat çekiyor. Rapor, küresel büyümenin zayıf olduğu, aşağı yönlü risklerin sürdüğü, yükselen piyasaların ABD’deki faiz oranların artması durumunda mali risklerle karşılaşacağı ve bir bütün olarak küresel ekonominin -IMF’in örtülü ifadesiyle- “orta vadeli bir düşük büyüme yörüngesi”ne yerleşebileceği uyarılarını yapıyor.

Raporun “küresel büyümeye itici gücün esas olarak ABD’den gelmesinin” beklendiğini belirtmesi, gerçekte, bir bütün olarak küresel ekonominin içinde bulunduğu durumun bir göstergesidir. Ne var ki, ABD’deki büyümenin, önceki IMF hesaplamalarının % 0,2 puan altına revize edilerek, 2013’te yalnızca % 1,9 olacağı ve ardından 2014’te % 2,7’ye yükseleceği tahmin ediliyor. Bu, genellikle işsizliğin artmasını önlemek için gerekli olduğu düşünülen % 3’lük büyüme oranından daha düşük.

IMF’nin çözümlemesinin en önemli özelliği, aralarında geçtiğimiz beş yılda dünya ekonomisindeki toplam büyümenin dörtte üçünü gerçekleştirmiş olanların da bulunduğu sözde yükselen piyasalara ilişkin büyüme tahminlerindeki belirgin azalmadır.

Bu durum [geçtiğimiz beş yıllık büyüme], bu bölgelerin küresel ekonomiye yeni bir dayanak sağlayabileceği iddialarına yol açmıştı. Rapor, bu iddiaları kesin olarak ıskartaya çıkartıyor. IMF, sadece üç ay önce yaptığı tahminleri, sırasıyla, % 0,5 ve % 0,4 puan aşağı yönlü revize ederek, yükselen piyasalar ile gelişmekte olan ekonomilerdeki büyümenin bu yıl % 4,5 ve 2014’te % 5,1 olacağını öngörüyor.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından geçen ay yayınlanan bir rapor, altta yatan uzun vadeli etkenlere dikkat çekiyor. Yükselen piyasa ekonomileri, büyümeyi canlandırabilmek için ihracatın artmasına bağımlı. Ne var ki, UNCTAD raporuna göre, uluslararası ticaret henüz 2008 öncesindeki büyüme oranlarına ulaşmamış durumda ve büyüme muhtemelen önümüzdeki yıllarda da sönük olacak.

Rapor, ihracatın kriz öncesi hızlı büyümesinin “sürdürülemez küresel talep ve finansman modelleri üzerine inşa edildiği” ve şimdi, “dünya ekonomisinde”, önceki seçenekleri ortadan kaldırmış “yapısal bir dönüşüm” olduğu uyarısında bulundu.

Bu yapısal dönüşümün doğası, dünya ticaretindeki uzun vadeli eğilimler eliyle belirlenmektedir. Savaş sonrası dönem boyunca, dünya ticaretindeki büyüme, küresel GSYİH’de yaşananın yaklaşık iki katıydı. Bununla birlikte, 2008’den itibaren, dünya ticareti GSYİH’den biraz daha düşük oranda arttı ki bu, gelişen ekonomilerin ihracat sayesinde büyüme çabalarının karşılaştıkları karşı karşıya olduğu zorlukları gösteriyor.

Bu eğilimler, IMF büyüme tahminlerinde vurgulanıyor. İleri ekonomilerdeki büyümenin bu yıl sadece % 1,2 ve 2014’te % 2 olması bekleniyor. Avro bölgesinin, bu yıl % 0,4’lük bir daralmanın ardından, 2014’te sadece % 1 büyümesi bekleniyor.

IMF, küresel büyümenin, 2013’teki büyümenin, son dört yılın en düşük düzeyi olan % 2,9 olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyor.

Bu, büyük ölçüde, yükselen piyasalar ile gelişen ekonomilerdeki büyüme oranlarında 2010’daki seviyelerden üç puan düşük olan gerilemeye bağlıdır ki bu gerilemenin hemen hemen üçte ikisi Çin, Hindistan ve Brezilya’dan kaynaklanmaktadır. Bu ekonomilerin, 2016’da, tam iki yıl önce tahmin edilenden % 8 ile 14 arasında daha küçük olacağı tahmin ediliyor.

IMF’nin baş ekonomisti Olivier Blanchard “iyimser olmak için nedenler” olduğunu iddia ederken, IMF’nin son yıllardaki şablonunu sürdürerek küresel tahminlerini yeniden aşağı yönlü revize etmesi, dünya ekonomisindeki derinleşen durgunluk trendine işaret etmektedir.

IMF raporunun kabul ettiği gibi, “küresel büyüme düşük viteste kaldığında”, “olası olumsuz senaryo” şu gelişmeleri içerebilir: Avrupa’da sürekli yetersiz yatırım; yükselen piyasalardaki ve Çin’deki büyümede daha büyük gerileme; Abe hükümetinin Japon ekonomisine uzun vadeli canlanma sağlamaya yönelik para politikalarının başarısızlığı; FED yönetimi varlık alımlarını kesmeye başlarken, ABD’de mali koşullarda bir sıkılaştırma.

ABD Merkez Bankası’nın hazine bonoları alımlarını “azaltma” kararının olası küresel etkisi, Pazartesi yayınlanan IMF politika belgesinin konusuydu. “Parasal gevşeme” programı altında, mali vurguncular, ABD’den aldıkları ucuz fonları, daha yüksek bir getiri oranı elde etmek için yükselen piyasalara yatırmada kullandılar. Fakat, [hazine bonoları alımını] “azaltma”, ABD’deki faiz oranlarını yükseltecek ve bu fonların çıkışına yol açabilir. Belge, “riskin yeniden fiyatlandırılması, özellikle kısa vadeli fonlama kullanarak yüksek düzeyde borçluysalar, spekülatif konumlarını koruyan yatırımcıların kaçmasına neden olabilir” uyarısında bulundu.

Bu da büyük sermaye çıkışlarına ve hızla uluslararası alana yayılabilecek mali bir krize yol açabilir.

Dünya Ekonomik Görünüm raporu, özellikle kredi odaklı büyümeyi desteklemede ağırlıklı olarak dış finansmana dayanan ekonomilerde “ters geri besleme döngüleri”ne atıfta bulunuyor. FED Başkanı Ben Bernanke’nin, Mayıs ve Haziran aylarında, merkez bankasının hazine bonoları alımını “azaltmayı” değerlendirdiği biçimindeki açıklamaları sonucunda, faiz oranlarında Endonezya’da % 4,3, Türkiye’de % 2,2 ve Brezilya’da % 1,2 artış yaşandı. Bu rakamlar, aslında, yükselen piyasalardaki büyümenin, küresel ekonomiye bir istikrar zemini sağlamaktan çok, büyük ölçüde küresel mali piyasalardan gelen istikrarsız para akışına bağlı olduğu gerçeğini vurgulamaktadır.

Rapor, yönetici seçkinler ile onların çeşitli mali uzmanlarının, merkez bankacılarının ve çok sayıda ekonomi danışmanının, kar sisteminin sürmekte olan çöküşüne ilişkin hiçbir ekonomik çözüme sahip olmadıkları gerçeğinin altını çiziyor.

Onlar, artan bir acımasızlıkla tüm dünyada uyguladıkları tek bir programa sahipler: işlere ve toplumsal koşullara yönelik her zamankinden daha ağır bir saldırı; özetle, bir toplumsal karşı-devrim.

Uluslararası işçi sınıfı, buna kendi stratejisiyle yanıt vermeli: dünya ekonomisinin insan ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden yapılandırılmasına başlamak için, bankaların ve büyük şirketlerin kamulaştırılmasından başlayarak uluslararası sosyalizm için mücadele.

10 Ekim 2013

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir