İktidar bir kez daha polis terörüne sarıldı: Yüz binler Berkin için sokaklarda

Gezi Parkı protestoları sırasında polisin attığı gaz kapsülüyle başından yaralanan Berkin Elvan’ın 11 Mart günü ölmesinin ardından, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere, birçok kentte on binlerce insan sokaklara döküldü. 269 gün yoğum bakımda kalan Berkin, öldüğünde 15 yaşındaydı.

Tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ölen Berkin’in dün İstanbul’da düzenlenen cenaze töreni, yüzbinlerin 11 yıllık AKP iktidarına karşı devasa bir protestosuna dönüştü. DİSK ve KESK -göstermelik de olsa- bir günlük grev ilan ederken, avukatlar duruşmalara katılmadı; binlerce lise ve üniversite öğrencisi okula gitmeyerek cenazeye katıldı.

Emekçiler ve gençler, Okmeydanı’ndaki Cemevi’nden Şişli Meydanı’na, oradan Feriköy Mezarlığı’na yürüdü. AKP iktidarı, “Hırsız var!”, “Katil var!”, “Hırsız katil Erdoğan!”, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” ve “Hükümet istifa!” sloganları eşliğinde İstanbul’un birçok semtinde gösteriler düzenleyen emekçilerin ve gençlerin üzerine, bir kez daha polisini sürdü. Polisin İstanbul’daki cenaze törenine katılan kitleye yönelik saldırısında yüzlerce kişi yaralandı ve onlarca insan gözaltına alındı. Polis, başta Ankara ve İzmir olmak üzere, birçok kentte düzenlenen gösterilere de saldırdı ve onlarca insanı yaraladı.

Hızla yükselen toplumsal muhalefete ve kitlesel öfkeye yönelik polis terörüne, İslamcı faşistler de katıldı. Ankara, Bursa ve Sakarya gibi illerde eylemcilere saldıran faşist güruhlar, dün gece de saat 22:00 sıralarında, İstanbul Okmeydanı’nda provokatif bir saldırı gerçekleştirdi. Bir grup İslamcı faşist, tekbir getirip sloganlar atarak, Berkin’in ailesinin Okmeydanı’ndaki evinin çevresinde bekleyenlere saldırdı. Ateşli silahlar ve sopalarla gerçekleşen saldırıda yaralanan üç kişiden biri kaldırıldığı hastanede öldü. Daha önce üniversitelerde sosyalist öğrencilere saldıran ve Gezi Parkı eylemlerinde de ortaya çıkmış olan bu faşist güruhun polisle işbirliği içinde çalıştığı biliniyor.

Polisin Berkin’in önceki gün ölmesinin ardından başlayan hükümet karşıtı gösterilere yönelik azgın müdahalesi ve İslamcı faşist çetelerin dün geceki saldırısı, gırtlağına kadar yolsuzluğa ve rüşvete batmış olan AKP iktidarının hızla yolun sonuna yaklaştığını göstermektedir. İktidar, emekçilerin ve gençliğin, 11 yıldır uygulanan toplumsal karşı devrim politikalarına ve onlara eşlik eden yolsuzluklara karşı büyüyen öfkesini dizginsiz polis terörüyle ve faşist saldırılarla bastırmaya çalışıyor.

İktidar sözcüleri Berkin’in ölümünün ardından timsah gözyaşları dökerken, başbakan, seçim mitinglerinde, cenazeye ve protestolara katılanlara “teröristler, anarşistler, vandallar” diyor; bir televizyon kanalında bu konuda kendisine sorulan soruya “borsanın etkilenmediğini” söyleyerek yanıt veriyordu. AKP’li Mehmet Ali Şahin’den ise skandal bir açıklama geldi. Berkin’in annesinin cenazedeki sözlerine yüklenen Şahin, “…Ailesinin beyanına göre evden ekmek almak için çıkmış, beyan o… Maalesef cenaze törenini bir takım siyasi partiler ve marjinal bir takım örgütler siyasi şova dönüştürdüler… Ben de babayım. Onun acısını yüreğimde hissediyorum. Ancak annesinin o sözü beni yaraladı: ‘Benim oğlumu Allah almadı, Tayyip Erdoğan aldı.’ Böylesine yavrusunu kaybetmiş olan bir annenin ağzına yakışır mı bu? Canı veren Allah’tır, alan da Allah’tır. Bugünkü cenaze törenini siyasi şova dönüştürdüler.” dedi.

AKP iktidarının çürümüşlüğünün ulaştığı düzeyi gösteren açıklamayı AKP Milletvekili Egemen Bağış yaptı. AB ile ilişkilerden sorumlu eski bakan ve 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının başlıca sanıklarından olan Bağış, cenaze töreni sırasında attığı bir tweette, “Terörün bitmesinden ve kardeşliğimizden rahatsız olup çözüm sürecini hedef alan nekrofillere de (ölü insanlara ilgi duyma şeklindeki cinsel yönelim bozukluğu) gereken cevabı milletimiz 30 Mart’ta verecek” yazdı.

Muhalefet partilerinden iş dünyasına, sivil toplum kuruluşlarına ve sanatçılara kadar herkes Berkin’in ailesine başsağlığı dilerken, NTV televizyon kanalındaki bir haber sunucusu, burjuva medyanın içinde bulunduğu sefil durumu gözler önüne serdi. O, Berkin’in annesinin cenaze töreni sırasındaki sözlerini aktarırken, “’Benim oğlumu Allah almadı, Tayyip Erdoğan aldı” sözlerinin ikinci bölümünü sansür etti.

Gezi Parkı eylemleri sürecinde öldürülen tüm insanlar için olduğu gibi, Berkin’in de katili olan polislere emri veren ve onları koruyan iktidarın yalan ve hedef saptırmada sınır tanımadığının bir örneği de, Tunceli’de yaşandı. Polis müdürü, yaptığı açıklamada, TOMA içindeki polislerden birinin yoğun biber gazından kaynaklanan kalp krizi sonucunda ölmesinden göstericileri sorumlu tuttu. Ona göre, polis, “göstericilerin attığı yoğun taşlar”dan dolayı kalp krizi geçirmiş!

Berkin’in ölümü ile birlikte yeniden patlayan kitlesel gösteriler, yalnızca AKP iktidarının ve devlet aygıtının çürümüşlüğünü bir kez daha gözler önüne sermekle kalmıyor, onun gitgide meşruiyetini yitirirken önümüzdeki süreçte toplumsal muhalefetin üzerine faşist paramiliter güçleri sürebileceğine ilişkin önemli sinyaller taşıyor. Bu kitlesel gösteriler, aynı zamanda, onları bizzat AKP iktidarının manipülasyonlarına ve provokasyonlarına açık hale getiren bir perspektif ve örgütlülük zaafı taşımaktadır.

Polisin gösterilere yönelik kışkırtıcı saldırıları, İslamcı faşist çetelerin devreye girmesi ve iktidar yanlısı medyanın bilinçli karalama kampanyası, ortamı her türlü provokasyona açık hale getiriyor. Bu durum, polis devletinin inşası yolunda şimdiden önemli adımlar atmış olan AKP’nin, yükselen toplumsal muhalefeti ezmek amacıyla, sıkıyönetim de dahil, her türlü olağanüstü önleme başvurmasının gerekçesi olarak kullanılabilir. Yağma, vurgun ve yolsuzluk üçgeninde kitle desteğini hızla yitiren AKP’nin daha otoriter bir diktatörlüğe yönelişini giderek hızlandırması kaçınılmazdır.

Hızla çöküşe sürüklenen bir ekonominin yönetimindeki AKP’nin “komşularla sıfır sorun” dan “demokratik açılım”a kadar bütün iç ve dış siyaseti iflas ederken; demokrasi paketlerinin yerini polis devletinin inşasını hızlandırma programı almıştır. AKP, sürekli olarak pedal çevirmek zorundaki bir bisiklet sürücüsü gibi, toplumsal karşı devrim yolunda sonuna kadar gitmeye mahkumdur.

İktidarını korumak için elinden geleni yapacağını kanıtlamış olan AKP’nin ülkeyi içeride iç savaşa sürükleyen toplumsal karşı devrim programına son verebilecek tek güç işçi sınıfıdır. Bununla birlikte, işçi sınıfının bunu başarabilmesi için, öncelikle, başta sendikalar olmak üzere, onu iktidara ve burjuva muhalefete yedekleyen örgütlerin ve önderliklerin prangasından kurtulması gerekiyor. 11 yıldan bu yana AKP eliyle sürdürülen yoksulluk, yolsuzluk ve baskı politikalarına son vermenin yolu, işçi sınıfının enternasyonalist sosyalist bir siyasi perspektife ve örgütlenmeye sahip olmasından geçmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir