Dün Malatya, Maraş, Çorum, yarın?

Aşağıdaki yazı ilk kez 27 Aralık 2007’de yayınlandı…

Maraş katliamı, 1970’li yıllarda MHP destekli faşistlerin devletin gözetimi altında tasarlayıp uyguladıkları katliamlardan yalnızca biri. Bu dönemde, sol görüşlü gazeteciler, bilim insanları, aydınlara yönelik suikastlar devam ederken Malatya, Maraş ve sonrasında Çorum katliamları faşist çetelerin bireysel hedeflerden kitlesel hedeflere yöneldiklerinin göstergesiydi.

Elbette bu hedef büyütmede en önemli neden faşist çetelere verilen desteğin artan boyutuydu. MHP ve Ülkü Ocaklarında örgütlenen faşistlerin kontrgerilla faaliyeti içerisinde devletten de destek alması bu katiller sürüsünün artık kitlesel katliamlara yönelmesini sağladı.

Planlı katliamın hazırlıkları

18 Nisan 1978 Malatya, 24 Aralık 1978 Maraş, 29 Mayıs 1980 Çorum katliamlarında sol görüşlü kişiler ve Aleviler hedef olarak seçilmiş ve hedefler çok açık bir biçimde aylar öncesinden belirlenerek hazırlıklar yapılmıştır.

Maraş Katliamından bir hafta önce, Alevilerin ve solcuların yaşadıkları semt ve mahallelerde görevli olduklarını ifade eden bazı kişilerin nüfus sayımı yaptıklarını söyleyerek evleri dolaşmaları, evlerde kaç kişinin yaşadığı gibi sorular sorarak ve evlere yeni numaralar vereceklerini söyleyerek kapıları kırmızı boya ile işaretlemeleri, bilinen kanıtlardandır. Bazı belgelerde ise PTT görevlileri olduklarını söyleyen kişiler, mektupların kaybolmasını engellemek için çalışma yaptıklarını söyleyerek kapılara boyayla işaretler koymuşlardır. Bu işaretlemelerin amacı, Alevi ve solcu evlerini belirlemek ve kendi yandaşlarına zarar vermemekti.

Olayların akışı ve katliamda “tanıdık isimler”

Maraş katliamında olaylar, kente Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) tarafından getirilen “Güneş Ne zaman Doğacak” adlı filmin 16 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’nda gösterime girmesiyle başlar.

19 Aralık günü 20:00 seansının sonuna doğru tesiri düşük bir patlayıcının patlatılmasıyla planlı katliam senaryosunun düğmesine basılır. Salonda “Müslüman Türkiye” “Milliyetçi Türkiye” “Komünistler Moskova’ya”, “Başbuğ Türkeş” gibi sloganlar atılır ve Ülkü Ocağı üyesi grupların, “bombayı solcular attı” söylemleriyle harekete geçen faşistler, sloganlar atarak PTT ve CHP binalarına saldırırlar.

Dönemin Maraş Emniyet Müdürü olan Abdülkadir Aksu’nun emriyle polis olaylara müdahale eder ve olayın ülkücüler tarafından gerçekleştirildiği ispatlanır. Gözaltılar sonucunda patlamanın arkasındaki kişinin Ökkeş Kenger olduğu anlaşılır. Ökkeş Kenger ileride 1991 genel seçimlerinde Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP- MHP’nin öncülü olan parti) milletvekili olarak meclise Ökkeş Şendiller adıyla girecektir.

1978 yılı 20 Aralık akşam saatlerinde Alevi ve solcuların çoğunlukla gittiği Yeni Mahalle’de bulunan Akın Kıraathanesi’ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır.

21 Aralık akşamı bir patlamada sağ görüşlü Güngör Gençay’ın evinde olur.

Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken aynı akşam silahlı saldırıya uğrarlar. Solcu olarak bilinen öğretmenlerden Hacı Çolak olay yerinde yaşamını yitirirken, Mustafa Yüzbaşıoğlu da hastanede ölür.

Faşist ve sağcı gruplar cenaze törenine saldırmak için olayın olduğu akşam çevre il, ilçe ve köylerden “Komünistler, Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım” söylemi ile adam toplarlar.

22 Aralık günü Devlet Hastanesi Başhekimi’nin, Cumhuriyet Savcısı’nın zorlamasına rağmen işlemleri geciktirerek cenazeleri cuma namazının bitimine denk getirmesi planlı olayların bir parçasıdır. Öğretmenlerin cenazeleri önce Maraş Lisesi önüne getirilir, ardından da beş bin kişinin katıldığı kortej halinde Ulu Cami’ye doğru yola çıkar. Bu sırada Maraş Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak Sünni halkı kışkırtmaya başlamıştır.

Cenaze korteji camiye yaklaştığında toplanan saldırganlar “Komünistler Moskova’ya, Katil İktidar” sloganlarıyla üzerlerinde bulunan taş, sopa, kiremit parçaları ve patlayıcı maddelerle saldırıya geçerler. Korteje yapılan saldırının ardından polis adeta saldırganların önünü açmak için grupların arasından çekilir. Jandarmanın yetersiz sayıda olmasından dolayı korumasız kalan cenaze korteji dağılır ve cenazeler askerler tarafından Devlet Hastanesi morguna kaldırılır.

Faşist gruplar şehir içine dağılarak Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldırlar. Daha önce planlı olarak işaretlenen evlere ve dükkânlara yapılan saldırılarda birçok ev ve yüze yakın işyeri tahrip edilir. Faşistler, av tüfeği satan dükkânları talan ederek buralardaki silahları da alırlar. DİSK, TÖB-DER, POL-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve Sağlık Müdürlüğü binaları olaylar sırasında tahrip edilerek yakılır.

Sokak aralarındaki çatışmalarda üç saldırgan hayatını kaybeder. Geç saatlere kadar süren çatışmalar, askerler tarafından denetim altına alınır. Ancak kentte gerginlik sürmektedir.

Devlet olanaklarıyla katliama çağrı!

23 Aralık günü faşistlerce yapılması planlanan saldırıda halkın da yer alması için camiler ve belediye olanakları kullanılarak buralardan hoparlörlerle “Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar” çağrıları yapılmaya başlanır.

Faşistler Alevilerin yaşadığı mahallelerde otomatik silahlarla saldırılara başlarken, bir yandan da işaretlenen evlere benzinli, gazlı, yanıcı maddeler atarlar. Ardından evlere girilerek kadın, çocuk demeden linç, tecavüz ve işkenceler başlar. Hamile kadınların karınlarını deşerler, kundaktaki çocukları boğazlarlar, kurşunlarlar, öldürdükleri kadınlara tecavüz ederler, kadınların memelerini keserler. Çocukları gözlerinden şişlerler, insanları baltalarla saldırıp öldürürler. (Bu yazılanların hiçbirisi abartı olmayıp dönemin gazetelerinden ve olaylarla ilgili raporlardan doğrulanabilir)

“Aleviler, diğer mahallelerde Müslüman kardeşlerimizi, kadınlarımızı katlediyorlar, Camileri ateşe veriyorlar” biçimindeki faşist propaganda yüzünden daha önce tarafsız kalan birçok Sünni de kışkırtılarak olaylara katılır.

Saldırılarda cami imamları ve muhtarlar da yer alırlar. Hatta Belediye araçları saldırı sırasında kullanılmak için mahallelere mühimmat ve silahlar taşır.

Saldırganlar işaretli evlerin yanında YSE binası, Sağlık Ocağı, çarşı Karakolu ve Sağlık Müdürlüğünü de işgal edip yakarlar.

Devletin “güvenlik gücü” olan polisin ve askerlerin bir haftadır başlayan ve yoğunlaşacağı belli olan faşist saldırılara yeterince önlem almamaları veya basit önlemler alarak hareket etmesi faşistlerin kentte istedikleri gibi hareket ederek Maraş’ı ele geçirmelerine neden olur. Birçok mahallede, sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerler son anda saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar. Ancak faşistler askerlere sığınanları Sağlık Ocağından, Devlet hastanesine getirilenleri bile alıp kurşuna dizerler.

Katliamı izlemekle yetinen İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ise, katliamın “solcuların tahrik etmesi” sonucu çıktığını söyleyerek olanlara ve olacaklara adeta davetiye çıkartır.

İçişleri Bakanının bu tutumunun da körüklediği olaylar öyle boyutlara varır ki, Sağlık Bakanı Mete Tan, Türkoğlu İlçesi yakınında ülkücüler tarafından durdurulur, beraberindeki konvoya taş ve silahla saldırılarda bulunulur. Güvenlik güçleriyle saldırganlar arasında pazarlıklar yapılır. Bakan, ancak bu pazarlıktan sonra Maraş’a girebilir.

Adalet Bakanı Mehmet Can, Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur ve Devlet Bakanı Salih Yıldız’ın da önü kesilir. Topçam ve Karabıyıklı köyü yakınlarında, silahlı ve taşlı saldırılara uğrarlar. Güvenlik güçlerinin müdahalesi saldırıyı engeller, Bakanlar, Maraş’a korku içinde faşistlerle yapılan pazarlıklar sonunda girebilmişlerdir.

Günlerce süren saldırıları önlemekte yetersiz kalan yerel güvenlik güçleri, Kayseri ve Gaziantep’ten gelen askeri birliklerin de desteğiyle 25 Aralık gecesi olayları ve faşist saldırıları ancak durdurulabilirler.

Katliamın bilançosu

Faşist saldırılar sonucunda 111 kişi öldü, binin üzerinde insan yaralandı, 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılarak tahrip edildi ve yaşanan olaylar nedeniyle Alevi nüfusun yüzde 80’i Maraş’ı terk etti.

Olaylar nedeni ile Diyarbakır, İzmir, Suriye-İran-Irak gibi sınır boylarını çevreleyen iller de dahil olmak üzere birçok ilde sıkıyönetim ilanı gündeme gelmiş ve 26 Aralık 1978 saat 07.00 den itibaren İstanbul, Ankara, K.Maraş, Adana, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Antep, Kars, Malatya, Sivas ve Urfa olmak üzere, toplam 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiştir.

Gizlenen rapor ve gerçekler

Olayların ardından İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, Maraş Katliamı’nın gün ışığına çıkartılması için özel bir ekibi görevlendirir. Özel ekip ayrıntılı raporunu İçişleri Bakanı’na sunar. Ancak raporun içeriği alınan kararla gizli tutulur ve halka açıklanmaz. Gündem Dergisi bu raporu elde etmiş, bazı bölümlerini yayınlamıştır. Raporun yayınlanan bölümü şöyle: “18.12.1978 günü, ÜGD Maraş şubesi ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli’ye “Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını” emretmiştir. Atılacak dinamit için Başkan Mehmet Leblebici ile görüşür ve bir köye gelir, aynı gün birinci başkan Leblebici Ankara’ya hareket eder…”

“15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak “Zeynel ile Veysel” filminin parçası gösterilmişken ve ayrıca yedek olarak sırada iki film daha bulunurken, Adana Maraş ÜGD Şubesi’ne gelen iki şahsın getirdiği bu film (‘Güneş Ne Zaman Doğacak’), 16 Aralık’ta aniden gösterime sokulmuştur…”

“Patlama sesinden sonra ilk kaçan Salman Ilıksoy’un peşine düşülür. 40 metre sonra yakalanır ve çarşı karakoluna götürülür. Bu sırada patlama olayını ve bombayı atanı gördüğünü ve tanıdığını ifade eden Cuma Avcı isimli şahıs da karakola getirilir… Salman Ilıksoy, polis memuru Mahir Güney ve polis memuru Hasan Aydın, ‘Bombayı atanı tanırım’ diyen Cuma Avcı’nın karşısına çıkarılır. Cuma Avcı ortada bulunan polis memuru Hasan Aydın’ı göstererek, tanıdığını bildirir. Emniyet Müdür Yardımcısı Hüsnü Işıklı’nın ikazı üzerine ikinci kez polis memuru Hasan Aydın’ı göstererek tanıdığını bildirir. Teşhise katılan dışarı çıkartılır. Konu için zabıt tutulmaz. Bu arada tanık Cuma Avcı’ya, ‘o polis memuru idi. Suçlu o değil. Bombayı atanlar parkalı olur. Onlar uzun bot giyerler, sakallıdırlar, bıyıklarına dikkat ettin mi?’ gibi şeyler söylenir. Sonra Salman Ilıksoy yine amir odasına teşhis için alınır. Ve tabii Cuma Avcı bombayı atan şahsı ısrarla tanır ve teşhis eder. Son olarak, Emniyet Müdürü Kamuran Korkmaz’ın emriyle aynı karakolun bir başka odasına geçilerek, dosyada bulunan teşhis zaptı düzenlenir…”

“Olaylardan önce, Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Ağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir. Yine İskenderun Demir Çelik İşletmesi’nde Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri Kuşçu, Çelik-İş Sendikası yetkililerinden Tuncay Terekli isimli şahısların olaylardan önce ve olaylar sırasında Maraş’a gittikleri öğrenilmiştir. “

“19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş ili otellerinde kalan kişilerin günlük kayıtlardaki isim listesine göre aynı isme sahip kimi kişilerden, meslekleri bir seferinde terzi, bir seferinde çiftçi gibi değişik kayıtlar alınmıştır. “

Bunun dışında raporda, o günlerde herkesin dikkatini çeken Milli Piyangocularla ilgili ilginç bilgiler vardı. “Adıyaman ilinden gelerek Çelik Palas Oteli’nde 19-20 Aralık 1978 günlerinde yatan ve kendilerini Milli Piyangocu olarak tanıtan 26 değişik isimli şahısların Milli Piyango İdaresinden alınan, 26 Ocak 1979 gün ve 013/653 sayılı yazıları ve ekinde bulunan belgelerden, ne sabit ne de seyyar bayii olmadıkları anlaşılmıştır. Yine ekte bulunan 013 sayılı yazıdan, yalnız 9 ve 31 Aralık günlerinde çekiliş yapıldığı anlaşılmıştır. Kahramanmaraş ilinde de yeteri kadar Milli Piyango bayii vardır. Ve 19-22 Aralık günlerinde çekiliş olmayacağına göre, sahte meslek göstererek kalan bu kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır. “

“Milli Piyangocuların Kahramanmaraş’a doluştuğu bu günlerde bazı evler ve işyerleri üç hilal çizilerek, bazıları ise üzerlerine çarpı konularak işaretleniyor, şehirde çeşitli yerlerde solcular, Aleviler ve hükümet aleyhine slogan yazılıyordu. “

“22 Aralık 1978 günü Maraş’ta olaylar patlak verdiğinde iki ayrı telefon görüşmesi daha yapılmıştır. İskenderun Demir-Çelik İşletmesi’nde çalışan Alaattin Eryaman isimli şahıs, Kahramanmaraş İli 3050 numaradaki şahıs ile konuşurken, 3050 numaradaki kişinin, ‘Benzinlikte toplandık, mahallelere saldırdık’ dediği öğrenilmiştir.”

“Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin Turgut’u telefonla aramıştır. Yapılan bu telefon konuşması sırasında, Adana’daki şahıs, ‘Kahramanmaraş’tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun’ demiştir. Muhittin Turgut, ‘Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz’ karşılığını vermiştir.”

Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi, Gerekçeli Kararında katliamı planlayıp, uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği, MİSK gibi yasal parti ve örgütlerle ETKO, Kontr-gerilla gibi illegal örgütlerin adı geçer. Bu isimler sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında ve güvenlik görevlilerinin raporlarıyla, basında çıkan haberlerde yer alır. Ancak bu legal ve illegal örgütlerle ilgili ciddi olarak hiçbir çalışma yapılmaz.

Maraş olaylarıyla ilgili Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürmüş, çoğunlukla sağ ve aşırı sağ görüşlü olarak nitelenen toplam 804 kişi hakkında dava açılmış, sanıklardan; 29 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında hapis cezaları ile cezalandırılmıştır. İdam ve müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulanmış ve cezaları azaltılmıştır. Sıkıyönetim mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından bozulmuş, yeniden yapılan yargılama sonucunda idam cezaları uygulanmamıştır. Ceza alanların cezaları da; 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle, ertelenerek suçlular serbest bırakılmıştır.

Malatya ve Çorum katliamlarında olduğu gibi, Maraş katliamı da faşist çetelerin devlet desteğiyle neler yapabileceklerini bize gösterdi. Bugün ne kadar saklı tutulmaya çalışılsa da rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink’in katledilmesi, Malatya’da Zirve Yayınevi katliamı ve Kürtlere dönük linç girişimlerinin arkasındaki faşist çetelerle güvenlik güçlerinin arasında bağlar açığa çıkıyor.

1990’lı yıllarda Avrupa ülkelerinde soğuk savaş döneminin ürünleri olan derin devletler, kontrgerilla örgütleri tasfiye edilmeye çalışıldı. Türkiye’de de Susurluk olaylarıyla gündeme gelen derin devlet hala gücünü korumakta; bugün PKK ile mücadele adı altında, yarınsa yükselecek bir işçi hareketi karşısında görevini yapmaya devam etmektedir. Bu nedenle Marksistler, işçi sınıfına, diğer gerici ideolojiler gibi faşizmin de işçi düşmanı karakterini ve faşistlerin kapitalist sistemle olan bağlarını ısrarla teşhir etmelidirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir