Darbeciler Yargılansın Komedisi

Son zamanlarda başta AKP ve CHP olmak üzere burjuva partilerinin içinde “darbeye karşı demokrasiyi savunma” ve “darbecileri yargılama” söylevleri öne çıkıyor. Fakat yaşanmakta olan sürece bakıldığında bu partilerin darbelere karşı samimi bir tutum takınmadığını, burjuva demokrasisiyle bile alakalarının olmadığını, egemen sınıfın ve onun partilerinin ne kadar gerici olduğunu görmek çok kolay.

Son yıllarda yaşanan olaylar bu “darbeye hayır” komedisinin iç yüzünü gösteriyor. 22 Temmuz seçimlerine giden süreçte AKP, darbeye karşı olduğunu belirtiyordu ama askerle de her zaman anlaşmaya hazırdı, sonunda anlaştı da. Demokrasi söylemi AKP için sadece kitleleri peşine takmak için kullandığı içi boş bir söylev olmaktan öteye geçmedi. Ardı ardına çıkardığı yasalarla zaten iyice budanmış olan bütün haklara saldırmasını bilen AKP, Ergenekon davasında ise sadece kontrol dışı unsurları tasfiye etmeye çalışıyor. Dava başladığı günden itibaren içeriği son derece sınırlı kaldı ve darbe planları yaptığı açıkça ortaya çıkmasına rağmen pek çok şahıs bu davaya dahil edilmedi.

CHP ise 22 Temmuz’dan önce hem “ne şeriat ne darbe” türünden sloganlara sahte bir destek verirken, kurulu düzenin koruyucusu olarak gördüğü askere de laf ettirmemeye büyük özen gösterdi (hala da gösteriyor). Hem darbeye hayır deyip, hem de askeri var olan düzenin koruyucusu olarak görerek “gerektiğinde” darbeye davet etmek hiç de samimi bir tutum olmasa gerek. O günlerde, düzenlenen Cumhuriyet Mitinglerinin arkasında hangi güçlerin olduğu sonradan ortaya çıktı.

Şimdi de aynı komedi yaşanmakta. AKP henüz gerçek mi sahte mi olduğu belli olmayan belgeyi darbe hazırlıklarının bir kanıtı olarak yargıya taşıdı. Bu belge gerçek de olsa sahte de olsa bir takım kirli oyunların oynanmakta olduğu doğrudur; egemen sınıfın her iki kesiminin de birbirlerine karşı ne derecede kirli oyunlar oynadıkları ve işçi sınıfının da buna kurban edildiği doğrudur. Aynı zaman da AKP askerin sivil mahkemeler tarafından yargılanmasını sağlayacak olan yasayı da apar topar meclisten geçirdi. Tabii CHP ve faşist MHP’nin buna tepkisi biraz sert oldu. Böylece bu iki parti açıkça darbe hazırlığı içinde olanların sivil mahkemeler tarafından yargılanmasına karşı çıktılar.

Öte yandan CHP, 12 Eylül darbesinin yargılanmasını teklif ederek durumu daha da gülünçleştirdi. AKP de bunu teşhir etmekte gecikmedi: “Hem askerin sivil mahkemelerde yargılanmasına karşı çıkacaksınız hem de 12 Eylül darbesini yargılayalım diyeceksiniz bu hiç samimi bir tutum değil” diyen AKP, CHP’nin bu teklifine karşı çıktı. Aslında bu samimiyetsizlik sadece CHP’nin değil, aynı zamanda AKP’nindir. Çünkü hem darbe girişiminde olan askerin sivil mahkemelerde yargılanmasını isterken, hem 12 Eylül darbesi yargılanmasın demek de aynı ölçüde samimiyetsizdir.

Yaşanan tüm bu olaylar egemen sınıfın ve onun siyasi temsilcilerinin ne kadar gerici olduğunu gösteriyor. Zaten burjuva partilerinden de kurulu rejimi sorgulamaları ve demokratik bir dönüşümü sağlamaları beklenemez. Bugün yeni darbelerin önünü kesmenin ve 12 Eylül darbesini yargılamanın tek yolu işçi sınıfını Marksist devrimci bir önderliğin arkasında toplamak ve kapitalizme karşı mücadeleye girişmekten geçiyor. Çünkü hem 12 Eylül darbesi hem de bundan sonraki olası darbeleri yargılamak sadece bu darbeleri yönetenlerle sınırlı kalamaz, bu darbeler kapitalizmin doğrudan bir sonucu olup işçi sınıfına da karşı hareketlerdir. Bunun bu topraklardaki en acı örneği de hiç kuşkusuz 12 Eylül askeri diktatörlüğüdür. Burada asıl olarak egemen sınıfı ve onun pis işlerini yapan uşaklarını tasfiye etmek gerekir ki bu da devrimden başka bir şey değildir.

Fakat küçük burjuva solu böyle düşünmüyor. Onun bir kanadı demokrasi havarisi gördüğü AKP’yi desteklerken geri kalanı da demokrasi ve laikliğin yılmaz savunucusu olarak gördüğü CHP’yi destekliyor. Her ikisine karşı olanlar da var ama onlar sadece sadece lafta karşılar. Örneğin 29 Mart seçimleri bu durumu açığa çıkardı. “Demokratik” burjuva arayışı içindeki bu çevrelerin kimi açıkça Kürt burjuvazisinin partisi DTP’nin kuyruğuna takılırken kimi de sosyal-demokrat burjuva partisi SHP’nin peşindeydi. Fakat en ilginci ise, bunların çoğunun, kendi çıkardıkları adaylara bile oy vermeyip sandıkta CHP’yi desteklemeleri olmuştu. Nihayetinde hepsi bir şekilde kapitalist sisteme entegre olmuş durumdalar. Onlar, yaşadığımız bu çağda, onca deneyimin ardından bile hala burjuva sınıfına devrimcilik, ilericilik atfedebiliyorlar.

Oysa Marksistlerin temel görevi, işçi sınıfını boğazına kadar gericiliğin içine batmış olan burjuva partilerinden, sendika ağalarından, küçük burjuva solundan koparıp Marksist bir dünya partisinin inşası için seferber etmektir. Burjuvazinin herhangi bir kanadına ilericilik atfetmek ve işbirliğine soyunmak işçi sınıfına ve insanlığa ihanetten başka bir anlam taşımaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir