Bir Birleşik Metal-İş üyesinden mektup

Metal işçileri, sınıf kardeşlerim;

İçinden geçmekte olduğumuz metal toplu iş sözleşme süreci metal sektöründe çalışan yüz binlerce metal işçisini yakından ilgilendiriyor. Türk-Metal ile Çelik-İş sendikaları patronlar sendikası MESS ile yapılan görüşmeler neticesinde, %10’un altında yapılan zam  ile 3 yıllık satış sözleşmesini imzalamış bulunmakta; böylece onlar sınıf kardeşlerimizi sermaye sınıfının boyunduruğu altında sefalet ücreti ile çalışmaya mahkum etme yönündeki kararlılıklarını vurguladılar.

Bu satış sözleşmesi, üretim sürecinde yoğun artı-değer yaratan ancak aldığı ücret ile ayın sonunu zor getiren, borç içerisinde yaşamak zorunda bırakılan, yoksulluk sınırının altında yaşayan metal işçilerinin değil, bu sendikaların hizmet ettiği patronların bir “zaferi”dir. Sefalet koşullarına işçi iradesini yok sayarak, işçileri mücadeleye katmadan imza atan sendika bürokrasisi tarihin çöplüğündedir, işçinin sırtında kamburdur.

Üyesi olduğum Birleşik-Metal sendikası ile MESS arasında yapılan görüşmelerin sonuçlanmaması üzerine arabulucuk süreci başlamış, arabulucuk raporunun sendikamıza gönderilmesiyle birlikte 60 günlük grev süreci başlamış bulunmaktadır. Grev sürecine doğru giderken, işyerlerimizde yemek yememe, mesailere katılmama, kokart takma, ıslık ve alkış gibi eylemler, bölgesel toplantılar ve mitingler yaptık. Bu tür işçi basıncını azaltmaya yönelik, pasifist eylemlerle MESS dayatmalarına karşı koymamız, taleplerimizin yerine getirilmesi mümkün değildir.

Toplu sözleşmeye, 2 yılda bir yapılan, sendika yöneticilerinin son kararı verdiği dar ücret zammı kısır sendikal döngüsünden çıkartarak bir bütün olarak sınıf mücadelesi çerçevesinde bakmalıyız.

Haftalık çalışma saatinin 45 saatten 37,5 saate düşürülmesini talep ediyoruz. Bunun sözleşmede laf olsun diye yer almasını istemiyoruz. Mücadeleye, kavgaya hazır olmak gerekir. Patronlar sendikası MESS tarafından 37,5 saatin kabul edilmemesi GREV nedenidir.

Sermaye sınıfının 3 yıllık sözleşme isteği işçi sınıfını mücadeleden uzak tutmak zaten sendika bürokratlarıyla patronlar arasında giderek anlamını yitirmiş olan toplu sözleşmeyi iyice iğdiş etmek demektir. Bu bizim için asla kabul edilemez. Birleşik-Metal sendikası bürokratları, bizleri, 3 yıllık sözleşmeyi kabul etmemiz için alıştırmaya çalışıyor şimdiden. Hayır, bu bizim için asla kabul edilemez, böylesi bir anlaşmaya gitmek GREV nedenidir.

Bu sömürü düzeninden çıkan enflasyon oranları gerçeği yansıtmamaktadır. Siyasi iktidarın açıkladığı rakamların çok üstündedir bugün enfllasyon. Aldığımız maaşlarla kıt kanaat geçinmekteyiz ve dahası bu düzen bankalara borçlanır hale getirmektedir bizi. Borçluyuz, mücadele edemeyiz demek, borçluluğumuzu daha fazla arttıracaktır. Ücretlerimize yapılacak zammı enflasyon oranlarına göre endekslemek ve insanca yaşam için insanca ücretin verilmemesi bizim için GREV nedenidir.

Bu toplu sözleşme döneminin, geçtiğimiz toplu sözleşme döneminde olduğu gibi yaşanmasını istemiyoruz. Hatırlayın, sınıf kardeşlerim, sendikamız “metal işçisi tarih yazacak”, “greve gidiyoruz” diyerek sürekli olarak eleştirdiği sendikalardan farklı olmayan sözleşmeye imza atmıştı. Bizim için büyük bir yenilgiydi o dönem, greve çıkmadan, işçilerin haberi olmaksızın anlaşma sağlanmıştı!

Grev sürecine girdik girmesine ama sendikamız tarafından işçilerde grev bilinci oluşturacak bir hazırlıktan bir çalışmadan söz edemeyiz, aksine, ‘sendika bürokratlarının böyle bir işlevi var mı?’ diye sormak gerekir. Metal grevinden patronların korktuğu kadar sendika bürokratları da korkmaktadır. Gebze bölge mitinginde buluşan binlerce metal işçisi, “metal işçisi grev istiyor” sloganlarını atarak greve çıkmakta hazır olduğunu ve kararlılığını göstermiştir.

Greve çıkmak için sendikacıların iki dudağı arasından çıkacak sözlere bakmayalım, yine grev kararı alınıp, patronlarla kapalı kapılar arkasında anlaşmalarına müsaade etmeyelim, bugünden yarına işçilerin iradesi ve yönetiminde olan grev komiteleri sürecini başlatalım, tüm işyerlerinde komitelerimizi kuralım, taleplerimizi hep birlikte kendimiz belirleyelim, greve çıkılıp çıkılmayacağına ya da ne zaman çıkılacağına biz karar verelim!

Olası bir grevin başarıya ulaşmasının en önemli gerekliliklerinden biri sınıfımızın birliğini oluşturabilmektir; taban komitelerini tüm metal fabrikalarına, sendikalı-sendikasız bütün metal işçilerine ve tüm işçi sınıfına yayma perspektifine sahip olmak zorundayız; kararlılığımızı, irademizi, üretimden gelen gücümüzü göstermenin başka bir yolu yok.

En önemlisi de, patronların istediği zamanda, onların çıkarına hizmet edecek şekilde greve çıkma tehlikesidir.  Başta metal işçileri olmak üzere, sınıfımız içinde birliğimizi sağlayacak bir işçi sınıfı perspektifine ve taban örgütlülüğüne sahip olmadan greve çıkmak nasıl tüm kontrolü sendika bürokratlarına ve patronlara bırakmak anlamına geliyorsa, yanlış zamanda ve hazırlıksız greve çıkmak da intihar anlamına gelir. Bizzat patronların işçileri greve zorlamasının sınıf mücadeleleri tarihinde sayısız örneği bulunuyor.

Kimi metal patronları, tüm dünyada derinleşen ekonomik krizle birlikte üretimi kısmaya, vardiya azaltmaya ve hatta işten çıkarmalara başlamışken, hammadde stoğu tükenmiş ya da mamul stoğu birikmişken greve çıkılması patronların ekmeğine yağ sürmek demek olacaktır. Sendika bürokratlarının elbette bu belirleyici konularda bizimle paylaşacakları bir şey bulunmuyor, onlar, eğer bu konuda bir bilgi sahibi iseler yapacakları tek şey bu bilgileri de bizden saklamak ve patronlarla bizlere kapalı görüşmelerde yine kendi kararlarını almak olacaktır.

Bu nedenle, taban/grev komiteleri, yalnızca ülke genelindeki metal işçilerinin birleşmesi için değil, ama mücadelemizin stratejisini de biçimlendirebilmemiz için elzemdir.

Sermaye sınıfının dünya çapında saldırısını yoğunlaştırdığı günümüzde, söz konusu olan, sadece önümüzdeki 2 yıllık sözleşme değil, bizim, çocuklarımızın ve bir bütün olarak sınıfımızın geleceğidir. Ücret ve sosyal haklarımıza yönelik sermaye saldırısını işten çıkarmalar takip edecektir. Buna karşı direnmenin tek bir yolu bulunuyor: işçi sınıfının sosyalist dünya görüşü temelinde işyerleri, kentler ve dünya çapında birleşmek.

Kısacası sınıf kardeşlerim, sermaye sınıfının saldırılarına ve aynı zamanda fiili ve militan mücadelemizin önünde engel teşkil eden ve her defasında imzaladıkları satış sözleşmeleriyle bize ihanet eden sendikal bürokrasiye karşı başarılı ve sonuç getirici kazanımlar elde etmemiz; uluslararası devrimci bir perspektife ve örgütlenmeye sahip olmaktan geçmektedir.

İşçi sınıfı tarihi boyunca örgütlenip birlikte hareket etmeden hiçbir hak kazanamamış, dahası hiçbir hakkını da koruyamamıştır. Bizler de metal işçileri olarak, işçi sınıfını bölen sendika ayırımını ortadan kaldırmalı, sendikasız ve taşeron olarak güvencesiz ve kuralsız çalıştırılan işçi ve emekçi kardeşlerimizle birleşerek mücadele sahnesine çıkmalı, işçi sınıfının örgütlü ve militan mücadelesinin gücünü tüm patronlar sınıfına ve onun işçi sınıfı içindeki uzantısı olan sendika bürokrasisine göstermeliyiz.

Sınıfsız Sınırsız Sömürüsüz bir dünya umuduyla…

Yaşasın işçilerin birliği!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir