ABD petrol işçileri grevinin siyasi önemi

ABD’deki 5.000’den fazla rafineri işçisi, dünyadaki en büyük petrol şirketlerine karşı, yaşa standartlarını ve çalışma koşullarını iyileştirme uğruna kavgada grev yapıyor. Her ne kadar, Birleşik Çelik İşçileri Sendikası (USW) önderliği mücadeleyi kasıtlı olarak sınırlamış olsa da (sendika, örgütlediği 30.000 petrol işçisinin beşte birinden azını greve soktu), grev, ABD’deki açık sınıf mücadelesinin, ülkede ve uluslararası ölçekte kapsamlı sonuçlarıyla birlikte yeniden canlanmasının müjdecisidir.

Grev ve Batı Yakası liman işçilerinin yaklaşan mücadelesi de dahil, diğer işçi sınıfı muhalefeti işaretleri, şirket karları ve borsalar altı yıllık sözde ekonomik toparlanma sürecinde hızla yükselirken ücretlerde Büyük Bunalım’dan bu yana yaşanan en uzun süreli durgunluk dönemine katlanmış olan işçilerin bastırılmış öfkesinin dışavurumlarıdır.

Geçtiğimiz aylarda, başlıca düşünce kuruluşları ve şirketlerin denetimindeki yayınlar, 2015 yılında Amerikan işçilerinin “ücret baskısı” tehlikesi konusunda uyarıda bulundu. Başkan Obama, geçtiğimiz yılın sonlarında, büyük petrol şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin katıldığı bir İş Dünyası Yuvarlak Masası ile “ücretlerin ve gelirlerin hala anlamlı bir biçimde artmamış olması” olgusu konusunda “halk içinde tedirginlik” olduğundan yakındığı bir toplantı düzenlemişti.

Obama o zamandan bu yana, “kapsayıcı refah” ve “orta sınıf ekonomisi” üzerine anlamsız bir söylem geliştirirken, onun politikası, Amerikalı işçileri yüksek düzeyde sömürülen ucuz emek gücüne dönüştürmüş durumda. Ücretlerin, Obama’nın otomobil sektörünü yeniden yapılandırmasıyla başlayan amansız düşürülmesi, rekor düzeyde şirket karlarına yol açmıştır.

Petrol fiyatlarındaki düşüş onların kazançlarını etkilemiş olmasına rağmen, beş büyük petrol şirketi (BP, Chevron, ConocoPhillips, ExxonMobil ve Shell), geçtiğimiz yıl, 89,7 milyar dolar kar elde etti. Onlar, süper zengin yatırımcıları için hisse senetlerini geri almaya ve kar paylarına on milyarlarca dolar harcarken, işçiler adına herhangi bir artışa destek verilmeyeceğini söylüyorlar.

Beyaz Saray, petrol şirketlerini ve USW’yi “zaman içinde kendini kanıtlamış toplu sözleşme sürecini kullanarak aralarındaki farklılıkları çözmeye” çağırdı. Bu, yalnızca, Obama’nın, grevi ücretler konusunda daha geniş bir hareketin hızlandırıcısı haline gelmeden önce boğmak için “zaman içinde kendini kanıtlamış” USW bürokrasisine (onun başkanı Leo Gerard, Obama’nın şirket rekabet edebilirlik kurulunda yer alıyor) güvendiği anlamına gelmektedir.

Bu petrol grevinin patlamış olması bile önemlidir. ABD’deki sınıf mücadelesi, 30 yıldan uzun süredir, işçilerin yaşam standartlarının sistematik imhasında şirketlerin ve devletin yardımcıları işlevini gören sendikalar tarafından bastırılmıştır. Her türlü örgütlü işçi sınıfı direnişinin güçlü bir şekilde dışlanmasından, yaşamın her alanı (öncelikle de toplumsal eşitsizliğin infilak edici artışı) etkilenmiş durumda.

İşçi sınıfının bugüne kadar elde etmiş olduğu hiçbir şey (örgütlenme hakkı, sekiz saatlik işgünü, yeterli ücretler, emeklilik, kamu eğitimi ve diğer sosyal haklar) egemen sınıfın ve hükümetin cömertliğiyle edinilmemiştir. Bunlar, kitlesel mücadeleler yoluyla, zorla elde edilmişlerdir. 1870’lerden 1980’lere kadar Amerikan tarihinin büyük bir bölümünü karakterize eden bu mücadeleler o denli sertti ki, onlardan genel olarak “emek savaşları” olarak bahsediliyordu.

80 yıl önce Sanayi Örgütleri Kongresi’nin (CIO) kurulmasıyla gerçekleşen atılım, Toledo, Minneapolis ve San Francisco’da sosyalistlerin ve solcu militanların önderliğinde örgütlenmiş yarı-ayaklanma türü bir dizi mücadelenin ürünüydü. Bunu, Michigan Flint’te gerçekleşen ve dolaylı olarak kapitalist özel mülkiyete meydan okuyan fabrika işgalleri izledi. Ardından, 1937’de, Chicago polisi vahşice grevdeki çelik işçilerine saldırdı ve o yılın Anma Günü Katliamı’nda 10 silahsız işçiyi öldürdü.

Bununla birlikte, yeni kurulmuş olan CIO, Demokratik Parti’ye bağlı kaldı ve bu siyasi ittifakın işçi hareketi açısından kapsamlı sonuçları oldu. Kapitalist bir parti plan Demokratlar ile ittifak, toplumsal ilişkilerdeki her türlü önemli değişimden vazgeçmek anlamına geldi ve yeni sendikalar hızla Amerikan kapitalizmi ile kendi barışlarını yaptılar. Bu, sektör sendikalarını kurmuş sosyalist öncülerin temizlenmesiyle ve CIO’nun Amerikan kapitalizmi ile ittifakında sağlamlaştırıldı. AFL ile CIO’nun 1955’te birleşmesi, her türlü radikal toplumsal mücadelenin nihai yadsınmasına işaret etti.

İşçi hareketinin krizi, ABD’nin küresel konumunun 1960’larda ve 1970’lerde gerilemesi ve Amerikan emperyalizminin dünya ekonomisine egemen olduğu savaş sonrası hızlı büyüme döneminin sonu ile birlikte şiddetlendi. Amerikan işçi sınıfı sınıf uzlaşması politikasından vazgeçip saldırgan bir sınıf mücadelesi politikasını benimsediğinde (bu Reagan’ın grevdeki 13.000 PATCO hava trafik kontrolörünü işten çıkarmasıyla simgelendi), sendikalar, teslim olmakla kalmayıp, bu saldırılara yardım ve yataklık yaptılar.

AFL-CIO, ABD’li şirketlerin “rekabet etme yeteneğini” ve karlılığını arttırma adına, grevleri (PATCO, Phelps Dodge, AT Massey, Hormel, Eastern Airlines, Pittston ve çok sayıda başkası), kasıtlı olarak birbiri ardına yalıttılar ve onlara ihanet ettiler. Bunun toplam etkisi, sendikaların hiçbir şekilde işçi sınıfını temsil etmeyen örgütlere dönüşmesi oldu. Bu ihanetler, sınıf mücadelesinin herhangi bir biçimiyle ilişkisi olmayan sendika bürokratlarına, doğrudan şirket yönetiminin ve kapitalist devletin bünyesine giden kazançlı bir yol sağladı. Sonuç olarak, yüz yıldır Amerikan yaşamının ortak bir özelliği olan grevler fiilen ortadan kalktı.

Birleşik Çelik İşçileri Sendikası, tipik bir örnektir. USW, çelik sanayisinin imhasına karşı çıkmak şöyle dursun, sendika yöneticilerinin çıkarlarını korurken, yüz binlerce işçinin işini ve emeklilik maaşlarını ortadan kaldırmak için Wall Street ve şirket varlıkları soyucuları ile gizlice anlaştı.

Amerikan işçi hareketinin tasfiyesi uluslararası bir sürecin parçasıydı. Kapitalist üretimin küresel bütünleşmesi, her ülkedeki ulusal temelli sendikaların altını oydu. Sendikaların tamamı, yatırımları çekmek için, sınıf mücadelesini ezecek ve işçilerin yaşam standartlarını geriletecek bir emek polisine dönüştürüldü.

Sendikaların çürümesinin yanı sıra, işçi sınıfını hayatından çıkarmış ve sınıftan başka her şeyin (ırk, cinsiyet vb.) üzerine saplantı derecesinde odaklanmış olan orta sınıf “sol” örgütlerin saflarında da paralel bir gelişme yaşandı. Bu sahte sol güçlerin çoğu, işçileri saygınlığını yitirmiş olan sendikalara tabi kılmaya çalışmakta kazançlı kariyerler buldular.

Şimdi, bu “uyuyan dev” -Amerikan işçi sınıfı- yeniden uyanıyor. Bu, Amerikan siyasal ve toplumsal yaşamının şimdiye kadar anılmamış çelişkilerini, sınıf mücadelesini ön plana çıkartacaktır.

Stratejik olarak dünya emperyalizminin merkezinde yer alan işçi sınıfının yeniden uyanması, artık kendi evinde tartışmasız egemen olmayacak olan Amerikan yönetici seçkinlerine yönelik güçlü bir tehdittir.

Amerikan işçi sınıfı hareketine, temel bir ekonomik mantık yön vermektedir. Sınırsız fırsatlar ülkesi efsanesi uzun süre önce paramparça olmuştu. Çok sayıda işçi kuşağı, yaşam standartlarındaki aralıksız gerilemeden başka bir şey bilmiyor. Sınıf mücadelelerinin sendikalar eliyle uzun süre bastırılması, toplumsal gerilimleri ortadan kaldırmamış; yalnızca, bir kez serbest kaldıklarında her zamankinden daha devrimci bir karakter edineceklerini garanti etmiştir.

Toplumsal mücadelenin yeniden ortaya çıkması, karmaşık ve zor siyasi soruları ortaya atmaktadır. Tarihin derslerini özümser ve onlardan öğrenirken, ABD’deki devasa sınıf çatışması geleneği ile yeniden bağlantı kurmak gerekiyor.

İşçi sınıfı içinde Marksist bir yönelimin geliştirilmesi sendikaların rolünün acımasızca teşhirini ve onların işçi sınıfı üzerindeki gücünün kırılmasına yönelik kararlı bir mücadeleyi gerektirmektedir. Bu, işçiler arasında söz konusu olan temel siyasi sorunlara ilişkin, onların kendi çıkarlarını sağlamlaştırmaları için siyasi iktidarı almayı ve toplumu uluslararası ölçekte sosyalist ilkeler üzerinde yeniden örgütlemeyi amaçlayan bir yola koyulmaları gerektiği kavrayışını geliştirecek bir mücadeleyi zorunlu kılar. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin kendisini adadığı temel görev budur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir