ABD otomotiv işçilerinin mücadelesi ve Kızıl Bayrak’ın çelişkileri

Amerika Birleşik Devletleri’nde, Fiat Chrysler, Ford ve General Motors’ta çalışan 140.000 otomotiv işçini kapsayan toplu sözleşme süreci, yalnızca ABD’deki sınıf mücadelesi açısından değil ama tüm dünyadaki işçiler için önemli bir gündem maddesi haline geldi.

ABD’deki otomotiv işçilerinin mücadelesi, 40.000 işçinin çalıştığı Fiat Chrysler’de şirket-UAW sendikası ittifakının ürünü olan satış sözleşmesinin, Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) Otomotiv İşçileri Bülteni’nin aylardır devam eden faaliyetinin de etkisiyle reddedilmesiyle ivme kazanmış durumda.

ABD’de sınıf mücadelesinin dönüşüne işaret eden “ret” oyu, son otuz üç yılda bir ilk. Bu yüzden, Amerikan medyası, bu haberi son dakika olarak geçti ve bu sonuç, yalnızca Fiat Chrysler yönetimini ve Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasını değil, Obama yönetimini de telaşlandırdı. Gelinen noktada, WSWS, şirketin ve sendikanın basındaki tetikçilerinin saldırılarına uğruyor ve hükümete doğrudan ihbar ediliyor.

ABD’deki otomotiv işçilerinin mücadelesinin uluslararası öneminin farkında olan Toplumsal Eşitlik, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nden yaptığı çevirilerle, bu deneyimin derslerini Türkiye’deki işçi sınıfına, aydınlara ve gençlere taşımaya çalışıyor.

Buna karşılık, bu son derece önemli mücadele, ABD’de olduğu gibi, Türkiye’deki “sol” tarafından da büyük ölçüde görmezden geliniyor ki bu, sendikaların “solcu” danışmanlığına ve avukatlığına soyunmuş küçük-burjuva siyasi çevreler adına beklenmedik bir durum değil.

Öte yandan, bu süreç, ABD’deki otomotiv işçilerinin mücadelesini görmezden gelmeyen Kızıl Bayrak gazetesinde önemli çelişkileri ortaya çıkarmış durumda.

Kızıl Bayrak, web sitesinde 3 Ekim Cumartesi günü Fiat Chrysler işçilerinin “hayır” oyu üzerine yayımladığı bir haberde, “bu durum, şirket-sendika işbirliğine ve sendika bürokratlarına karşı öfkenin geldiği boyutu gösteriyor.” diyor ve ekliyor: “Sözleşmenin reddedilmesiyle birlikte Amerikan devletinin de tedirginliği artarken, sendika bürokratlarıyla birlikte yeni saldırıların devreye girmesi bekleniyor.”

Belirtmek gerekir ki, on yıllardır otomotiv devlerinin ve hükümetlerin emrinde “emek polisliği” yapan UAW’nin açıklamasından alınmış “Sorunların birlikte üstesinden geleceğiz… üyelik oylamasının sürecin saygı duymamız gereken bir parçası olduğunu düşünüyoruz.” ifadesinin de yer aldığı bu haberde, “sosyalist gazetecilik” adına bildiğimiz ne varsa unutulmuştur.

Bu şaşırtıcı değil; çünkü Kızıl Bayrak gazetesi, ABD’deki Fiat Chrysler işçilerinin “hayır” oyunun, bir bütün olarak sendikacılığa yönelik tepkiyi ifade ettiğinin ve bunun kendi sendikalist çizgisi ile çeliştiğinin farkında. Bildiğimiz gibi, Kızıl Bayrak gazetesi, işçi sınıfının sendikacılık deli gömleğinden kurtulup kendi militan taban örgütlerini kurması gerektiğini savunan sosyalist devrimci çizgi yerine, “sarı” sendikalara karşı “taban örgütleri” söylemiyle birleştirilmiş yeni “sınıf sendikaları” kurma mücadelesi veriyor.

Kızıl Bayrak’ın, metal grevleri sırasında patlak veren öfkeyi “yeni sendika” perspektifiyle düzen içi sendikal kanallara akıtması bunun en açık örneğiydi. O, işçiler arasındaki “yeni sendika” düşüncesini dayanak olarak gösterip, Lenin’in ifade ettiği gibi kendiliğindenliğe teslim olarak, Türkiye Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası’nın (TOMİS) kurulmasına ön ayak olmuştu.

Bu yönelim, o süreçte bütünüyle mevcut sendikalara yedeklenmiş olan sahte solun tavrından “farklı” gibi görünüyordu ama özünde aynı burjuva politikasını, yani sendikacılığı (sınıf işbirliği ve reformizm) ifade ediyordu. TOMİS, kurulduğu günden bu yana geliştirmiş olduğu söylemiyle, kendiliğinden bilinci ve sistem içi karakterini doğrudan yansıtan açıklamalarıyla işçi sınıfının uluslararası mücadelesine ve sosyalizme ne denli uzak olduğunu gösterdi.

1 Haziran’da yayımlanan “Metal grevleri ve Kızıl Bayrak’ın ‘yeni sendika’ perspektifi” başlıklı yazımızda şöyle yazmıştık:

Kızıl Bayrak, metal işçilerine Birleşik Metal’i önermenin “işçileri bir sendika bürokrasisinden alıp öteki sendika bürokrasisinin çarklarında ezilmeye bırakmak; esasta işçiyi silahsız bırakmak” anlamına geldiğini ve “en ilericisinden en gericisine kadar sendikaların artık işçi sınıfı mücadelesini ileriye taşıyamadığı”nı itiraf etmekte ama işçi sınıfına, “yeni” bir sendikadan başka bir şey önermemektedir. Bunun nedeni, Kızıl Bayrak’ın ulaştığı bu sonuçların, Marksist teorik temeller ve ilkeler değil; işçi sınıfının günlük pratiği içinde edinilmiş deneyimler üzerine kurulu olmasıdır.

Söz konusu yazımızda da ifade ettiğimiz üzere, Kızıl Bayrak gazetesinin “mücadeleci sendikacılık” anlayışı, kapitalist sistemin, sendikalar dahil, bütün kurumlarından uzaklaşan ve onlardan giderek daha fazla nefret eden işçi sınıfını düzen sınırları içinde tutmaya hizmet etmektedir. Lenin’in Ne Yapmalı? adlı eserinde berrak bir şekilde ortaya koyduğu bu konu, genel olarak ele alındığı gibi tek başına “örgütsel” bir sorun değil; TOMİS örneğinin de kısa sürede gösterdiği üzere, asıl olarak, sendikal bilincin, kendiliğinden bilinç, yani burjuva bilinç olmasından kaynaklanan temel bir konudur. Sendika örgütlemek, Marksist örgütlenmeden bütünüyle farklı olarak, kaçınılmaz şekilde, işçiler arasındaki kendiliğinden bilince teslim olma ve onu teşvik etme sonucunu doğurur.

Kapitalist dünya ekonomisindeki dönüşümün, yani üretimin yaklaşık son 40 yıl içinde küreselleşmesinin nesnel bir sonucu olarak, ABD’de, Türkiye’de ve bütün diğer ülkelerde, açık işbirlikçisinden sözde “mücadeleci”sine kadar tüm sendikalar, uzun bir süredir işçi örgütleri olmaktan çıkmış ve şirketlerin emek polisi haline gelmişlerdir. Bu koşullar altında, işçi sınıfı sosyalistlerine düşen görev, ipliği pazara çıkmış olan bu örgütlere “sol” makyaj yapmak değil; sendikalardan bağımsız devrimci işçi sınıfı örgütleri olarak fabrika/işyeri taban komitelerinin yaratılması için mücadele etmektir. Aynı zamanda sendikalar ile şirketler, siyasi iktidarlar ve burjuva devletler arasındaki ilişkinin teşhirini de içeren bu mücadele, kaçınılmaz şekilde, devrimci siyasi önderliğin inşası ve bir işçi sınıfı iktidarının kurulması mücadelesinin ayrılmaz parçasıdır.

Kızıl Bayrak’ın çelişkilerinin bir diğer dışavurumu, bu haberinde, ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’ne (SEP-ABD) ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne (WSWS) değinmesi ve dahası 8 Ekim’de doğrudan doğruya WSWS’den konuyla ilgili bir haberi çevirip sayfasında yayımlaması oldu.

Kızıl Bayrak’ın yukarıda değindiğimiz ilk haberi, “İşçilerin örgütlenmesinde belli bir etkiye sahip olan Troçkist eğilimli Sosyalist Eşitlik Partisi de yayın organları, wsws.org ile Otomotiv İşçileri Haber Postası (Autoworker Newsletter) aracılığıyla işçileri sendikadan bağımsız taban örgütlülüklerini kurmaya çağırıyor.” cümlesi ile bitiyor. Olası bir yanlış anlamayı önlemek için, Kızıl Bayrak’ın bu “bilgilendirmesi”ne açıklık getirmekte yarar var:

WSWS’nin, başta ABD olmak üzere tüm dünyada, yalnızca sosyalist işçilerden ve gençlerden oluşan geniş bir okur ağına sahip olmadığını; burjuva ve küçük-burjuva uzmanlar, akademisyenler, politikacılar, köşe yazarları tarafından da izlendiğini ve kaynak olarak kullanıldığını biliyoruz (örneğin, Türkiye’de; Cumhuriyet, Milliyet, Birgün, Evrensel ve Sol). Bu, farklı yoğunluklarda olmakla birlikte toplam 20 dilde yayın yapan ve her gün ortalama 15-20 civarı makale yayımlayan WSWS’nin, ekonomiden politikaya, bilimden sanat ve edebiyata kadar çeşitli alanlarda yaşanan gelişmelere ilişkin çözümlemelerinin gücünü yansıtmaktadır.

WSWS’nin çözümlemelerinin güvenilirliğinin altında ise, onun, Marksizmin günümüzdeki biricik temsilcisi olan Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) günlük yayın organı olarak, bütün çözümlemelerini ve değerlendirmelerini, tarihsel maddeci diyalektik yöntemle ve dünya sosyalist devrimini hedefleyen Troçkist perspektifler doğrultusunda yapması yatmaktadır.

SEP’e gelince, o, “Troçkist eğilimli” bir parti değil; 1917 Ekim Devrimi’nin iki önderinden biri olan ve 1940’ta Stalinist bir ajan tarafından katledilen Lev Troçki önderliğinde 1938’de kurulan Dördüncü Enternasyonal’in devamı olan DEUK’un ABD’deki şubesidir.

Kızıl Bayrak, okurlarını bu konularda bilgilendirmediği haberinde ve daha sonra WSWS’den yaptığı çeviride, aslında, ABD’de, siyaset kurumundan, şirketlerden ve sendikalardan bağımsız tek proleter devrimci akımın DEUK olduğunu itiraf etmektedir.

Geçerken, yanlış anlamaya yol açabilecek bir noktaya daha açıklık getirmek gerekiyor: DEUK, SEP ve WSWS, işçileri, yalnızca belirli bir “sendikadan bağımsız taban örgütlülüklerini kurmaya” değil; bütün sendikalardan bağımsız taban örgütlenmelerini (fabrika/işyeri taban komiteleri) oluşturmaya çağırmaktadır. Bu tutum, DEUK’u ve onun şubelerini, mevcut sendika bürokrasilerine “sol” makyaj yapmaya çalışan ya da kendileri sendikacılığa soyunan bütün diğer akımlardan ayırt etmektedir.

Dahası, bu tutum, günübirlik bir politikanın değil; işçi sınıfının yaklaşık 200 yıllık mücadele deneyiminde edinilmiş devasa teorik, siyasi birikim ile kapitalist üretim sisteminin bilimsel çözümlemesi üzerine kurulu, tarihsel ve uluslararası bir perspektifin, dünya devrimi ve komünizm hedefine kilitlenmiş Marksist/Troçkist bir yaklaşımın ifadesidir.

Dolayısıyla, DEUK’un ve WSWS’nin ABD’deki otomotiv işçilerinin mücadelesine ilişkin değerlendirmeleri, Lenin önderliğinde oportünizme/sosyal demokrasiye, Troçki önderliğinde Stalinizme ve DEUK önderliğinde Pablocu revizyonizme karşı dünya devrimi ve komünizm uğruna verilmiş olan tarihsel mücadelelerden bağımsız değildir. Bir başka deyişle, DEUK’un ve şubelerinin, sermayenin işçi sınıfına yönelik uluslararası saldırısının karşısında sağlamlığını koruyabilmesinin başlıca nedeni, onun ideolojik, siyasal ve örgütsel temellerinin tarihsel ve uluslararası zeminde atılmış olmasıdır.

WSWS’den diledikleri gibi alıntı yapmakta sakınca görmeyen çevreler ise, tarihsel ve uluslararası ölçekte oluşturulmuş olan perspektifler ile günlük politikalar arasındaki kopmaz bağı göremiyorlar. Bu yüzden onlar, altlarında yatan Marksist/Troçkist perspektiflere aldırmaksızın, kendi ulusalcı ya da reformist perspektifleri ile onlar arasındaki uzlaşmaz çelişkileri sorgulamıyorlar.

Bu durum, Kızıl Bayrak’ın SEP’e ve WSWS’ye yaptığı gönderme için de geçerlidir. Kızıl Bayrak, haberini, SEP’in ve WSWS’nin “sendikadan bağımsız taban örgütlenmeleri kurma çağrısı” yaptığından söz ederek bitirirken, hiçbir eleştirel tavır almamaktadır.

Dolayısıyla, Kızıl Bayrak’ın, SEP/WSWS’nin “sendikadan bağımsız taban örgütlenmesi” perspektifini onayladığı sonucunu doğuran bu durum iki önemli sorun ortaya çıkarıyor: Bunlardan birincisi, Kızıl Bayrak’ın bu “taban örgütlenmesi”ni bütünüyle “sendikal mücadele” çerçevesinde; yeni sendikalar kurma yönündeki reformist yönelimin bir aracı olarak görmesinden kaynaklanan çelişkisidir. Bilindiği gibi, DEUK’a göre “taban örgütlenmeleri”, yani fabrika komiteleri, işçi sınıfının devrimci öz örgütlenmelerini ifade ediyor.

İkinci sorun ise, Kızıl Bayrak’ın, DEUK’un “taban örgütlenmeleri” politikasının altında yatan tarihsel mücadeleyi ve Troçkist perspektifleri görmezden gelmesidir. Kapitalizme ve Stalinizme karşı dünya sosyalist devrimi programı temelinde kurulmuş bir örgütün yayın organının herhangi bir yaklaşımına dair olumlama, onun bir bütün oluşturan tarihinden ve mücadelesinden bağımsız ele alınıp günübirlik bir şekilde onaylanamaz. DEUK’un her bir soruna dair perspektifi tarihsel ve uluslararası tek bir çözümlemenin parçalarını oluşturmaktadır. Bu kural, Kızıl Bayrak’ın sendikalara ilişkin yaklaşımı ile diğer konulara ilişkin yaklaşımları arasındaki ilişki için de geçerlidir.

Bu yüzden, metal grevleri sürecinde yayınladığımız “Metal grevleri ve Kızıl Bayrak’ın ‘yeni sendika’ perspektifi” eleştirisini görmezden gelen Kızıl Bayrak gazetesi, en azından kendi okurlarına yönelik siyasi sorumluluğu gereği, hem o yazıdaki eleştirilerimize yanıt vermekle hem de DEUK’un / WSWS’nin sendikalara ilişkin çözümlemesi ve “fabrika komiteleri” yaklaşımı hakkında ne düşündüğünü açıklamakla yükümlüdür.

ABD’deki otomotiv işçilerinin mücadelesi, basitçe, “Amerikan devletinin de tedirginliği artarken, sendika bürokratlarıyla birlikte yeni saldırıların devreye girmesi bekleniyor” sözleriyle geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Bu, WSWS’nin ve onun Otomotiv İşçileri Bülteni’nin değerlendirmelerinde ve işçi sınıfını uluslararası ölçekte harekete geçirme çabasında da özetlendiği üzere, Amerikalı 140.000 otomotiv işçisi ile sınırlı, ulusal sendikal bir uzlaşmazlık değil; işçi sınıfı mücadelelerinin dönüşüne işaret eden, şirketlere ve onların uzantısı olan sendikalara karşı bir başkaldırının başlangıcıdır. Bu başkaldırıyı kapitalizme karşı bir mücadele olarak ileriye taşımak, SEP’in ve WSWS’nin savunduğu uluslararası sosyalist strateji dışında mümkün değildir.

Kapitalizmin en fazla küreselleşmiş sektöründe yaşanan bu mücadelenin sonucu, kaçınılmaz olarak, bütün ülkelerdeki işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını etkileyecektir. Dahası, ABD otomotiv işçilerinin, aynı zamanda silah sanayisinin de önemli bileşenleri olan bu küresel otomotiv devleri ile Obama yönetimi ve sendikalar arasındaki ittifaka karşı verdikleri mücadele, çökmekte olan devasa bir emperyalist gücün uluslararası ölçekte pervasızca tırmanan saldırganlığına da müdahale etme gücüne sahiptir.

Bu yüzden, başta otomotiv sektöründe çalışanlar olmak üzere, Türkiye işçi sınıfını, ABD’deki ve Avrupa’daki sınıf kardeşlerinin mücadeleleri konusunda bilgilendirmek, işçi sınıfı sosyalistlerinin başlıca siyasi görevidir. Bu bilgilendirme, “yorumsuz” haberlerle değil; işçilerin diğer ülkelerdeki kardeşlerinin yaşadıklarından dersler çıkarmasını ve bu dersleri devasa Marksist teorik mirasla bütünleştirmesini sağlayacak yalın bir sınıf perspektifiyle, enternasyonalist sosyalist (Troçkist) bir dünya görüşüyle sağlanabilir. Bu, bir dünya partisi olan DEUK’un yayın organı WSWS aracılığıyla yapmaya çalıştığı şeydir.

Sınıf mücadelesinin dünya çapındaki gelişmesi, hiç şüphesiz, DEUK’ta temsil eden Marksist proleter devrimci çizgiyi sınıf bilinçli işçiler ve gençlik arasında giderek daha da kökleştirecektir. Bu, WSWS’nin devrimci perspektifini benimseyen işçilerin, aydınların ve gençlerin önüne, Türkiye’de Toplumsal Eşitlik tarafından yürütülen, Sosyalist Eşitlik Partisi’ni inşası etme mücadelesine katılma görevini koymaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir